• Hubeyb Öndeş

35- Fatır suresi (hubeyb Öndeş meali)

1- Övgü, göklerin ve yerin ilk yaratıcısı olan; meleklerin,¹ ikişer üçer dörder kanat sahibi Elçiler olarak yapıcısı olan Allah içindir. Yaratılışta, tercih ettiğini artırıyor. Gerçekten Allah, her şeye imkanı olandır.

¹: Melek, köken olarak "gönderilen mesaj, mektup, Elçi" gibi manalarda kullanılmaktadır. İlk muhatabın bu varlıkları gökten (uzaydan) gelen bir varlık çeşidi olarak inandığı malumdur. (müfredat : الك ،ملك, kurtubi bakara 30) Bu varlıklara inanmak, varlıklarının "Gayb" alanında olması sebebiyle "körü körüne inanışçılık" değildir. Örneğin, bir kişi evrenin çok uzak bir noktasında bembeyaz bir boşluk olduğunu iddia etse, bu iddia doğrulanamaz ve yanlışlanamaz. Çünkü bu iddia "Gayb" noktasındadır. Ancak bunu iddia eden kişinin daha önceden bulunduğu her iddia zamanla doğrulanmış ise, bu iddiasına da inanılır.

Kur'an'ın 1400 yıl öncesinden kozmoloji doğa ve yaratılış hakkında o kadar çok konuşup bulunduğu çağın yüzlerce yanlış bilgisine rağmen günümüz bilimine zıt herhangi bir bilgi vermemesi ve "Gayb" alanında olduğunu söylediği pek çok bilginin (mesela ahiret) doğruluğuna kanıt olması sebebiyle henüz doğrulanmış olmayan diğer iddialarına inanmak mantığa aykırı değildir.

2- Allah, insanlara kendi rahmetinden ne açtıysa, onu [rahmetten geleni] tutan [engelleyen] yoktur. [Allah] neyi tuttuysa, onu ondan sonra gönderecek yoktur. O devamlı üstündür, hakimdir/hikmetlidir.

3- Ey insanlar! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayıp anın! Allah'ın haricinde, sizi  gökten ve yerden rızıklandıran, herhangi bir yaratıcı mı var? Ondan başka hiçbir Tanrı yoktur. O halde, nasıl oluyor da [gerçeklerden yalanlara] ters döndürülüyorsunuz?

4- Eğer seni yalanladılarsa, [bil ki] senden önceki Elçiler de yalanlanmıştı. İşler, sadece Allah'a döndürülür.

5- Ey insanlar! Doğrusu, Allah'ın verdiği sözü bir gerçektir. O halde dünya hayatı [ilk hayatı] sakın sizi aldatmasın. Çokça aldatan, sakın sizi Allah ile aldatmasın.

6- Gerçekten, şeytan sizin için bir düşmandır. O halde onu [şeytanı] bir düşman edinin. O [şeytan], taraftarlarını sadece alevin dostlarından olsunlar diye çağırır.

7- Gerçeği örtmüş olanlara [gelince] kendileri için şiddetli bir azap vardır; inanmış ve düzgün-iyi eylemde bulunmuş olanlara [gelince] onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.

8- Artık, eyleminin çirkini [kötüsü] kendisine süslenmiş, böylece onu güzel olarak görmüş kimse [Allah'ın yol gösterdiği kimse gibi]¹ midir? Kesinlikle Allah, tercih eden kimseye [yolu] kaybettiriyor; tercih eden² kimseye yol gösteriyor. Artık, canın onlara karşı hasretlere gitmesin (üzülme!). Gerçekten Allah, onların tasarladıklarını bir devamlı bilendir.

¹: yazıldığı şekilde cevap cümlesi olan (كمن هداه اللّه؟) cümlesi atılmıştır. [hazf edilmiştir]. (zad'ul mesir) çünkü devamında geçen "...tercih eden kimseye [yolu] kaybettiriyor..." cümlesi buna işaret ediyor.

²: "Men yeşeu=من يشاء" ifadesi mebnidir. "yeşeu= يشاء" fiilinin faili "men=من" de olabilir "Allah=الله" da olabilir. Genellikle faili Allah kabul edildiği için "Tercih ettiğini (dilediğini) saptırır" şeklinde meal edilmiştir. Ancak kur'an bütünlüğü açısından faili "men=من" kabul edilmelidir. Çeviride yazıldığı gibi.

9- Allah, rüzgarı gönderip, bulutu toz edip kaldırandır. Ardından, onu ölü bir beldeye sevk ederiz, böylece yere[dünyaya], kendi ölümünün ardından onunla hayat veririz. Yayılma [yeniden hayat bulma] bunun gibidir.

10- Kim, izzeti istemekteyse [bilsin ki] izzet, tamamen sadece Allah'a aittir. Temiz kelime, sadece ona [onun emrine] tırmanır ve düzgün-iyi eylem ona yükselir. Kötülükleri planlayanlara [gelince] kendileri için şiddetli bir azap vardır. İşte onların planı, yok olur.

11- Allah, sizi bir topraktan, sonra bir saf sudan yarattı, sonra sizi eşler/sınıflar yaptı.  Bir dişi[cinsin]den ne varsa ancak onun bilgisiyle taşır (hamile kalır) ve bırakır (doğurur). Bir kitapta olanın dışında hiçbir ömür verilmişe ömür verilmez ve onun ömrümden eksilmez. Gerçekten, işte bunlar Allah'a göre çok kolaydır.

12- İki geniş su yeri eşit olmaz. Bu, soğuktur, çok tatlıdır¹, içimi [boğazdan] kolay geçer; şu tadı değiştirilmiştir, sıcaktır. Her birinden, taze et yiyorsunuz; kendisini giydiğiniz güzellik eşyası çıkarmaya çalışıyorsunuz. Onun ikramından aramanız için, gemileri onun (suyun) içinde yarıp giderken görürsün. Teşekkür etmeniz beklenir.

¹: kelime anlamlarına kaynak için Furkan 53. Ayetin dipnotuna bakınız.

Engel ile kasıt edilen Haloklin tabakası olabilir. Bu tabaka, Akdeniz suları ile Karadeniz suları arasında bir bariyer görevi görmektedir. (Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi Dergisi, : link: https://dergipark.org.tr/download/article-file/214262 )

Körfez akışı da olabilir. "Akıntı'nın Meksika Körfezi'ndeki hızı 3,5 knot (6,5 km/saat) olarak ölçülmüştür. Buradaki debisi 30 milyon metreküptür ki Missisipi Nehri'nin birkaçyüz katıdır. Hatteras Burnu'nda hızı 1 knot'a kadar düşer. Kıta sahanlığından akan akıntının sıcaklığı Kıtanın sahilinden akan soğuk güney akıntısıyla 'Soğuk Duvar' adı verilen yapıyı oluşturur. Burada akıntının derin mavi suları diğer sulardan rahatlıkla ayırt edilebilir" (Wikipedia: gulf stream) dikkat edilirse, Ayetteki "azb=عذب" kelimesinin 'soğuk' anlamında da olduğunu belirtmiştik. (müfredat : عذب)

Bir açıklamaya göre: Türk amirali Seydi Ali Reis, "Meratü'l-Memalik" adlı eserinde (16. yüzyıl), İran Körfezi'nde, denizin acı sularının altında tatlı su kaynaklarının bulunduğunu ve donanması için bunlardan faydalandığını yazar. Amerikan Petrol Şirketi de içme suyu için Zahran yakınında kuyular kazmadan önce İran Körfezi'ndeki aynı kaynaklardan su almıştı. Bahreyn yakınında da, deniz yatağında halkın son zamanlara kadar su aldığı tatlı su kaynakları vardı. (mevdudi)

13- Geceyi, gündüzün içine geçiriyor; gündüzü, Gecenin içine geçiriyor; Güneşi ve Ay'ı hizmete sundu. her biri, isimlendirilmiş bir süre sonuna akıp gidiyor. İşte o, mülk [yönetim] kendisine ait olan RAB'biniz Allah'tır. Ondan beride dua ettiğiniz kimseler, önemsiz bir şeyi (bile) sahiplenemezler.

14- Onlara dua etseniz, duanızı işitmezler. İşitseler, size cevap vermeyi dileyemezler. Kıyamet gününde, sizin şirkinizi [ortak saymanızı] göz ardı ederler. Devamlı haberdar olanın örneğinde [haberdarın haber vermesi gibi] sana (kimse) haber vermez.

15- Ey insanlar! Siz, Allah'a fakirsiniz [muhtaçsınız]. Halbuki Allah zengindir, övgüye layık olandır.

16- Tercih etse, sizi giderir ve yeni bir yaratılış getirir.

17- İşte bu, Allah'a göre aziz [zor] değildir.

18- Herhangi bir yüklenici, başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. (yükü) ağırlaştırılan [biri], kendi taşıdığını (taşımaya) davet etse -yakınlık sahibi (akraba) olsa bile- ondan [o taşınandan] hiçbir şey taşınmaz. Sen sadece 'Gayb'da [yalnızken] RAB'lerine saygılı olanları' uyarırsın. Onlar namazı sürekli olarak gereğince kıldılar. Kim arındıysa [bilsin ki] sadece kendi canı için arınır. Dönüş, sadece Allah['ın emrinedir].

19-21- Kör ve gören eşit olmaz. Karanlıklar ve aydınlık; gölge ve sıcaklık da [eşit olmaz].

22- Canlılar ve ölüler eşit olmazlar. Gerçekten Allah, tercih eden kimseye işittirir. Sen, kabirlerdeki kimselere işittirici değilsin.

23- Sen, ancak bir uyarıcısın.

24- Gerçekten biz, seni bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak Hak ile gönderdik. Hiçbir toplum yoktur ki içinde bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın.

25- Eğer seni yalanlıyorlarsa, [şunu bil ki] onlardan öncekiler de yalanladı. Elçileri kendilerine açık kanıtlarla, kutsal metinlerle ve aydınlatıcı kitapla geldi.

26- Sonra, Gerçeği örtmüş olanları yakaladım. Artık, beni tanımamak nasıl oldu?

27- Allah'ın, gökten bir su indirdiğini hiç görmedin mi? Onunla [o suyla] renkleri farklı olan ürünler çıkardık. Dağlardan renkleri çeşitli beyaz, kırmızı ve karga siyahı düzgün yollar vardır.

28- İnsanlardan, kımıldananlardan ve sağmal hayvanlardan, renkleri [çeşitliliği] farklı olanlar vardır. İşte bunun gibi... Kullarından, sadece bilginler Allah'a saygı duyar. Gerçekten Allah devamlı üstündür, çok bağışlayandır.

29-30- Gerçekten, Allah'ın kitabını okuyup teşvik eden, namazı sürekli olarak gereğince kılan, kendilerine rızık ettiğimizden gizlice ve açıkça harcama (infak) yapanlar, [Allah'ın] onlara ödüllerini tamamen vermesi ve onları kendi ikramından artırması için asla yok olmayacak bir ticareti beklerler. Gerçekten o, çok bağışlayandır, teşekküre çokça karşılık verendir.

31- Kitaptan sana vahiy ettiklerimiz, önündekiler için doğrulayan olarak Hakkın [gerçeğin] ta kendisidir. Gerçekten Allah, kullarından mutlaka devamlı haberdardır, devamlı görmektedir.

32-33- Sonra kitabı, kullarımızdan özel olarak seçtiklerimize miras yaptık. Artık, onlardan [bazıları] kendi benliğine zalimdir; onlardan [bazıları] iktisat edendir [orta yoldadır]; onlardan [bazıları] Allah'ın izniyle iyi (hayırlı) işlerde öne geçen'dir. İşte bu, büyük ikramın yani¹ içine girecekleri, içinde altından bileziklerden ve inciden süslenip güzelleşecekleri Adn cennetlerinin ta kendisidir. Onun içinde elbiseleri bir ipektir.

¹: "Adn cennetleri" [جنات عدن] ifadesi, önceki ayette geçen "büyük ikram" [الفضل الكبير] ifadesinden bedeldir. (zamahşeri:keşşaf)

34-35- "Övgü, üzüntüyü bizden gidermiş olan Allah'a aittir. Gerçekten, RAB'bimiz mutlaka çok bağışlayandır, teşekküre çokça karşılık verendir. O ki, kendi ikramından olan yerleşme yurduna bizi kondurdu. Onda bize herhangi bir zorluk temas etmez, onda bize herhangi bir bıkkınlık da temas etmez." dediler.

36- Gerçeği örtmüş olanlara [gelince] onlar için cehennemin ateşi vardır. Onlara karşı (ölüme) karar verilmez ki ölsünler. Onun [ateşin] azabından [hiçbir şey] onlardan yana hafifletilmez. İşte, her nanköre bunun gibi karşılık veririz.

37- Onlar "RAB'bimiz! Bizi çıkart ki bulunmuş olduğumuz eylemlerimizin haricinde bir düzgün-iyi eylemde bulunalım" [diye] çığlık atar bir haldedir. Size, düşünüp öğüt alan kimsenin, içinde düşünüp öğüt alacağı kadar ömür vermedik mi? Size bir uyarıcı geldi. O halde tadın! Artık, zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.

38- Gerçekten Allah, göklerin ve yerin [tüm evrenin] gayb'ının [gizliliğinin] bilenidir. Gerçekten o, göğüslerin sahibini bilendir.

39- Sizi, yerde [dünyada] halifeler yapan o'dur. Artık kim, küfr ederse [gerçeği örtüp nankörlük ederse], küfrü [gerçeği örtüp, nankörlük etmesi] kendi aleyhinedir. Kafirlerin [gerçeği örtenlerin] küfrü [gerçeği örtmesi] RAB'lerinin katında [kendilerini] ancak kin-düşmanlık bakımından artırır. Kafirlerin [gerçeği örtenlerin] küfrü [gerçeği örtüp nankörlük etmeleri, kendilerini] ancak kaybediş bakımından artırır.

40- "Allah'tan beride dua ettiğiniz ortaklarınızı gördünüz mü? Yerden neyi yarattıklarını bana gösterin!" de. Yoksa, onların göklerde bir ortaklığı mı var? Yoksa, onlara bir kitap verdik de onlar ondan bir açık kanıt üzerinde midirler? Aksine! Zalimler, birbirlerine ancak bir aldatma vaat ediyorlar [söz veriyorlar].

41- Gerçekten Allah, gökleri ve yeri [tüm evreni] bozulur diye tutuyor.¹ Gerçek şu ki, eğer o ikisi bozulsa ondan sonra hiçbir kimse o ikisini tutamaz. Gerçekten o, [en başından beri] bir halim'di, çok bağışlayandı.

¹: Karanlık enerji, evrenin çekim hızını artıran bir enerjidir. (TÜBİTAK) bu enerji olmasaydı, evren çekim gücü yüzünden içine çöker ve evrenin içindeki her şey bozulurdu.

42- Yeminlerinin tüm gücü [ile] 'Şayet, kendilerine bir uyarıcı gelirse, toplulukların herhangi birinden mutlaka ama mutlaka daha çok hidayette [doğru yol üzerinde] olacaklarına' [dair] Allah'a ant içtiler. Ardından, kendilerine bir uyarıcı gelince, onları ancak nefret bakımından artırdı.

43- Yeryüzünde büyüklük taslama bir ve kötü planlama/tuzak bakımından [onları artırdı]. Kötü tuzak, ancak kendi ehlini(sahibini) kuşatır. Artık, onlar ancak öncülerin-öncekilerin sünnetinin [kanunun] (kendilerinin başına gelmesini) mi bekliyor? O halde Allah'ın sünneti [kanunu] için hiçbir değiştirme bulamazsın. O halde, Allah'ın sünneti [kanunu] için hiçbir farklılaştırma bulamazsın.

44- Yerde [yeryüzünde] hiç gezip de kendilerinden öncekilerin sonucunun nasıl olduğuna hiç bakıp düşünmediler mi? Onlar, kuvvet bakımından kendilerinden daha şiddetliydi. Allah, [en başından beri] Göklerde ve yerde (evrende) kendisini aciz bırakacak hiçbir şey olmayandı. Gerçekten o [en başından beri] devamlı bilendi, imkanı olandı.

45- Allah, İnsanları elde ettikleri sebebiyle yakalıyor olsaydı, onun [dünyanın] sırtında [üstünde] hiçbir kımıldanan bırakmazdı; fakat, onları isimlendirilmiş [belirlenmiş] bir süre sonuna kadar erteliyor. Süre sonları geldiği zaman ise [bilin ki] kesinlikle Allah,[en başından beri] kullarını görendi.

Ekran Alıntısı.PNG
Ekran Alıntısı.PNG
Screenshot_2020-01-23-20-01-53-358_com_e
20190410_220809.jpg
Ekran%20Al%C4%B1nt%C4%B1s%C4%B1_edited.j

Blog sitelerim

Takip etmeniz önerilir

  • YouTube
  • Facebook - White Circle
  • Instagram - White Circle

Hubeyb öndeş