Devir ve Teselsülün İbtâli Üzerine Aklî Burhanlar
- MUSTAFA ALİ UÇAR

- 27 Ara 2025
- 6 dakikada okunur

KLASİK KELAM ALİMLERİN GÖRÜŞLERİ
İBARE:«المبحث السادس يستحيل يريد بيان استحالة الدور والتسلسل، وعبر عنهما بعبارة جامعة وهي أن يتراقي عروض العلية والمعلولية لا إلي نهاية، بأن يكون كل ما هو معروض للعلية معروضاً للمعلولية، ولا ينتهي إلي ما تعرض له العلية دون المعلولية. فإن كانت المعروضات متناهية فهو الدور بمرتبة إن كانا اثنتين وبمراتب إن كانت فوق الاثنتين، وإلا فهو التسلسل. أما بطلان الدور فلأنه يستلزم تقدم الشيء علي نفسه وهو ضروري الاستحالة.» (السعد التفتازاني، شرح المقاصد، 2/56)
TERCÜME (TR):“Altıncı bahis, devir ve teselsülün imkânsızlığını açıklamayı amaçlar. Bu iki kavramı birleştiren ifade şudur: illetlik ve ma‘lullüğün ard arda sürmesi sonsuza gitmemelidir. Zira her şey illet olma bakımından ma‘luliyetle de vasıflanırsa ve illetliği sadece ma‘luliyete maruz olmaksızın taşıyan bir şey bulunmazsa, zincir ya sonlu olur (iki şey arasında olursa bu bir mertebeli devirdir, daha fazlasında mertebeli devir olur) yahut sonsuza gider ki bu da teselsüldür. Devrin butlanı ise, bir şeyin kendisine öncelik etmesini gerektirmesinden dolayı zaruri olarak imkânsızdır.” (et-Taftazânî, Şerhu’l-Makâsıd, 2/56)
ŞERH:Taftazânî burada kelâmcıların klasik tanımını sistemleştirir: devir, illet-ma‘lul ilişkisinde dairesel bağımlılığı; teselsül, sonsuz gerilemeli nedensellik zincirini ifade eder. Devirde imkânsızlık “bir şeyin kendinden önce gelmesi” ilkesinin ihlaliyle açıklanır. Teselsül ise sonu olmayan illiyet zincirinin, nihai bir müessire ulaşmayı engellemesinden dolayı imkânsızdır. (et-Taftazânî, Şerhu’l-Makâsıd, 2/56)
İBARE:«أما الدور فلأن صريح العقل جازم علي تقدم وجود المؤثر علي وجود أثره، فلو أثر الشيء في مؤثره السابق عليه، لزم تقدم وجوده علي نفسه بمرتبتين، وهو محال. وأما التسلسل فيدل علي بطلانه وجهان: الأول أنه لو تسلسلت العلل إلي غير النهاية فلنفرض جملتين إحداهما من معلول معين والأخري من المعلول الذي قبله وتسلسلتا إلي غير النهاية، فإن استغرقت الثانية الأولي بالتطبيق من الطرف المتناهي يكون الناقص مثل الزائد، وإن لم تستغرق يلزم انقطاعها، والأولي تزيد عليها بمرتبة، فتكون أيضا متناهية.» (البيضاوي، طوالع الأنوار، 1/9)
TERCÜME (TR):“Devre gelince: aklın açık hükmü, müessirin varlığının ma‘lulünün varlığından önce olduğuna kesinlikle şehadet eder. Buna göre bir şey, kendisinden önce gelen müessirine tesir etseydi, iki mertebede kendi varlığından önce bulunması gerekirdi ki bu imkânsızdır. Teselsüle gelince, onun butlanını gösteren iki yön vardır: Birincisi, illetler sonsuza kadar zincirlenseydi, biri belirli bir ma‘lulden, diğeri ondan bir önceki ma‘lulden başlayan iki dizi tasavvur edelim. Bu iki dizi sonsuza kadar gitseydi, ikincisi birincisine uygulandığında ya onu tamamen kapsar ki bu durumda eksik olan fazla olana eşit olur —ki bu imkânsızdır— veya kapsamaz, o zaman zincir kesilir; böylece ilki diğerinden bir mertebe fazla olur, o hâlde zincir sonludur.” (el-Beyzâvî, Tevâli‘u’l-Envâr, 1/9)
ŞERH:Beyzâvî, devri “müessir-ma‘lul tersliği” mantığıyla; teselsülü ise “sonsuz illetler dizisinin matematiksel imkânsızlığı”yla reddeder. Teselsülün imkânsızlığı, sonsuz bir dizinin kendi içinde kaplanamaz oluşuna, yani tenâhî (sonluluk) zaruretine dayandırılır. (el-Beyzâvî, Tevâli‘u’l-Envâr, 1/9)
İBARE:«إذا علمنا أن العالم ممكن، علمنا أن كل ممكن فلا بد له من سبب، وعلمنا أن الدور والتسلسل باطلان، فحينئذ نعلم أن هذه الممكنات يجب انتهاؤها إلي موجود واجب الوجود لذاته.» (فخر الدين الرازي، المطالب العالية، 2/82)
TERCÜME (TR):“Âlemin mümkün olduğunu bildiğimizde, her mümkünün bir sebebe muhtaç olduğunu da biliriz; ayrıca devir ve teselsülün batıl olduğunu da biliriz. O hâlde bu mümkünlerin bir zorunlu varlıkta nihayet bulması gerekir.” (Fahreddin er-Râzî, el-Metâlibü’l-‘Âliyye, 2/82)
ŞERH:Râzî, zorunlu varlık ispatında “imkân delili”ni devir ve teselsülün imkânsızlığı üzerine bina eder. Zira mümkün varlıkların sebep zinciri ya döner (devir) ya sonsuza gider (teselsül) yahut zorunlu bir varlıkta nihayet bulur. İlk ikisi aklen muhal olduğundan, üçüncü yol gereklidir. (Fahreddin er-Râzî, el-Metâlibü’l-‘Âliyye, 2/82)
İBARE:«لا جائز أن يكون وجود العالم بنفسه، وإن كان بغيره فذلك الغير إن كان غير الله فهو من العالم فيكون حادثا ولا بد له من محدث والكلام فيه كالكلام في الأول، فلا بد من الاستناد إلي الله قطعا للتسلسل والدور الممتنع.» (سيف الدين الآمدي، أبكار الأفكار، 1/28))
TERCÜME (TR):“Âlemin varlığının kendinden olması mümkün değildir. Eğer başkasından ise ve bu başkası Allah’tan başka bir şeyse, o da âlemden olur ve hâdistir; o hâlde onun da bir muhdisi gerekir. Bu durumda mesele ilkine döner; dolayısıyla teselsül ve devri kesmek için zaruren Allah’a dayanmak gerekir.” (Seyfeddîn el-Âmidî, Ebkârü’l-Efkâr, 1/281)
ŞERH:Âmidî burada, sebep zincirinin her hâlükârda Allah’ta nihayet bulması gerektiğini, aksi hâlde illetlerin sonsuza gitmesi (teselsül) veya birbirine dönmesi (devir) neticesinde imkânsızlığa düşüleceğini belirtir. (el-Âmidî, Ebkârü’l-Efkâr, 1/281)
İBARE:«إبداء الفارق بين صورة النقض ومحل النزاع لا يدفع النقض لأن التسلسل في الأمور التي ضبطها وجود سواء كانت مجتمعة أو متعاقبة محال كما وقفت عليه.» (السيد الشريف الجرجاني، شرح المواقف، 6/2499)
TERCÜME (TR):“İtirazın şekliyle tartışma konusu arasındaki farkı açıklamak, itirazı bertaraf etmez; zira varlıkla sınırlandırılmış işlerde —ister eşzamanlı ister ardışık olsun— teselsül, gördüğün üzere, imkânsızdır.” (Seyyid Şerif el-Cürcânî, Şerhu’l-Mevâkıf, 6/2499)
ŞERH: Cürcânî, hem eşzamanlı hem de ardışık illiyet zincirinde teselsülün imkânsız olduğunu belirtir; bu, kelâmcıların teselsülü yalnız zamansal değil, varlıkça da imkânsız saydıklarını gösterir. (el-Cürcânî, Şerhu’l-Mevâkıf, 6/2499)
EKOLERE GÖRE DELİLENDİRMELER
İslam Kelâmı: Kelâmcılar, evrendeki varlıkların hadis (sonradan var olan) olduğunu kabul ederek sonsuz geçmişi reddetmişlerdir. Bu bağlamda hudûs delili (evrenin yaratılmışlığı kanıtı) geliştirilmiş, her hâdis varlığın bir sebebi olması gerektiği savunulmuştur. Cevherî, Râzî gibi kelâmcılar tatbîk burhânı ile sonsuz regressi çürütmeye çalışmıştır: varsayılan iki paralel sonsuz sebep–sonuç zinciri arasında birebir eşleme (“tatbîk”) yapılınca tutarsızlık ortaya çıkarislamansiklopedisi.org.tr. Örneğin Cüveynî ve Gazâlî, sonsuz sebep zincirinin “mantıkî bir yanılgı” olduğunu, zincirin bir zorunlu varlıkta (illete nihayet eden) durması gerektiğini belirtmişlerdir islamansiklopedisi.org.trislamansiklopedisi.org.tr. Kelâmcılar ayrıca burhân-ı tezâyüf ve burhân-ı arşî gibi delillerle her bir sebepler silsilesinin nihai ve kadîm bir sebebe dayandığını göstermeye çalışmıştır. Özetle, devir (iki varlığın birbirini nedeni sayma) ve teselsül (gözetilen zincirin sonsuza uzanması) fikrini kabul etmek akla aykırı bulunmuştur islamansiklopedisi.org.trislamansiklopedisi.org.tr.
Antik Yunan Felsefesi: Aristoteles, hareket ve değişim sorununu “ilk hareket ettirici” kavramıyla çözmüştür. Ona göre her hareketi harekete geçiren bir sebep zinciri vardır; bu zincirin en başında hareketsiz bir hareket ettirici bulunmalıdır. Aksi halde zincir geriye sonsuza giderse hiçbir hareket açıklanamaz. Aristoteles, fiili (realize) sonsuzlukları reddederek “nesnelerin değişimi için zorunlu olarak değişmez bir kaynak” öngörmüştür
en.wikipedia.org. Yeni Eflatuncu Plotinus, evrenin tek kaynağı olan “Bir” kavramını savunur; varlıklar zorunlu olarak bu İlk’ten çıkarlar. Onun öğrencisi John Philoponus ise eski dünyanın geçmişten sonsuza uzandığına dair antik görüşü eleştirerek sonsuz geçmişin mantıksal çelişkilerini göstermiş, evrende bir başlangıç gerektiği sonucuna ulaşmıştır
en.wikipedia.org. Bu düşünceler İslam ve Hristiyan düşünürleri tarafından da benimsenmiştir (örneğin Gazâlî’den Bonaventura’ya aktarıldığı kaydedilir)
en.wikipedia.orgplato.stanford.edu.
Hristiyan Skolastiği: Ortaçağ Hıristiyan düşünürleri, özellikle Thomas Aquinas, benzer nedenlerle devr-i mensüs (sonsuz nedensellik zinciri) fikrini reddetmişlerdir. Aquinas’ın İkinci Yol’da öne sürdüğü biçimiyle “etkin nedenlerin sonsuza dek geriye gitmesi imkânsızdır; zincirin başında zorunlu olarak bir Birinci Neden (Tanrı) bulunmalıdır”en.wikipedia.org. Aquinas şöyle yazar: “Duyular dünyasında etkin neden sırası vardır. Kendi kendisinin etkin nedeni olan birşey yoktur… Etkin nedenlerde sonsuza kadar gidilemez; her zincirin başındaki neden bir öncekinin sebebidir. Nedeni almak sonuca etki etmektir. Eğer etkin nedenler arasında bir ilk yoksa hiçbir sonuç olmayacaktır. Öyleyse bir ilk etkin neden kabul etmek gerekir.”en.wikipedia.org. Bu dönemde Bonaventura gibi skolastikler de kelâm geleneğinden etkilenerek benzer “evrenin başlangıcı” argümanlarını savunmuşlardır plato.stanford.edu.
Modern Felsefe:
Immanuel Kant, “Saf Aklın Eleştirisi”nde evrenin başlangıcı hakkında hem sonsuz geriye gidiş hem de mutlak bir başlangıç için güçlü akılcı argümanlar olduğunu, bu antinomik sorunun salt akılla çözülemeyeceğini gösterir en.wikipedia.org. Dolayısıyla Kant’a göre sonsuz geçmişle ilgili kanıt/çürüt kanıt dengededir.
Gottfried W. Leibniz ise Yeter Sebep İlkesini kullanarak zincirin ötesindeki nihai açıklamayı aramıştır: Evren sonluysa nihai bir “gerekçesi” bulunmalıdır; eğer zincir sonsuz olsaydı, bu açıklama eksik kalırdı. Bu sebeple her şeyin üstünde zorunlu (vâcib) bir varlık bulunmalı, aksi halde “neden böyle ve başka türlü değil” sorusu cevapsız
William Lane Craig başta gelen modern savunuculardan biridir. O, kelâm argümanını yeniden canlandırarak fiili (gerçekleştirilmiş) sonsuzları imkânsız sayar. Hilbert’in sonsuz kütüphane paradoksu gibi örneklerle “gerçek bir sonsuz” varlığının mantıksal saçmalıklara yol açacağını iddia ederplato.stanford.eduplato.stanford.edu. Bu nedenle geçmişin sınırlı olması gerektiğini, dolayısıyla evrenin bir başlangıcı (ilk sebebi) bulunduğunu savunuren.wikipedia.orgplato.stanford.edu.
Çağdaş Tartışmalar: Günümüzde analitik felsefede ve kozmoloji biliminde sonsuz regres konusu yoğun tartışılmaktadır. Bazı felsefeciler (Craig, Pruss vb.) hâlen fiili sonsuzluk imkânsızlığı üzerinde ısrar ederken; diğerleri (Oppy, Smith, Rundle vb.) matematiksel sonsuzluk kavramının metafiziksel olarak da mümkün olabileceğini savunur. Craig ve Arkadaşları, Cantor teorisindeki paradoksları (örneğin sonsuz bir kütüphaneden bir alt küme çıkarınca toplamın değişmeyeceği durumu) fiili sonsuzların gerçek dünyada imkânsız olduğunu göstermek için kullanır plato.stanford.eduplato.stanford.edu. Karşıt görüştekiler ise, Cantor’un tanımlamalarına göre sonsuz kümelerde gözlenen bu farklılıkların tutarsızlık değil, sonsuzluğun doğasından kaynaklandığını savunurlar plato.stanford.edu.
Bilimsel açıdan, evrenin başlangıcı ve geçmişi konusundaki çalışmalar da bu felsefi tartışmayı etkiler. Borde–Guth–Vilenkin (BGV) teoremi’ne göre, ortalama olarak genişlemekte olan herhangi bir evrenin geçmişte bir sınırı (başlangıcı) vardır en.wikipedia.org. Büyük Patlama teorisi ise yaklaşık 13.8 milyar yıl öncesini işaret eder: Geriye doğru bakıldığında evren yoğunluğu sınırsız hale gelen bir tekilliğe doğru gider; bu tekillik maddenin, uzayın ve zamanın başlangıcıdır plato.stanford.eduplato.stanford.edu. Diğer yandan, kuantum yerçekimi modelleri veya titreşimli evren (sonsuz döngüler) gibi alternatif teoriler de önerilmiştir. Örneğin Steinhardt ve Turok’un kuramında evren art arda çöküp patlayarak döngüsel biçimde genişler; yine de bazı eleştirmenler her döngüde entropinin arttığını ve sonsuz döngülerin gerçekleşemeyeceğini öne sürer plato.stanford.eduplato.stanford.edu.
Son olarak, bazı teorik fizikçiler “Büyük Patlama bir olay değildir” görüşündedir. Stephen Hawking gibi araştırmacılar, genel görelilik bağlamında Big Bang’in “zamansal bir başlangıç” değil, zamanın ötesinde bir nokta olduğunu belirtir; böylece sınırsız değil ama zamana bağlı bir başlangıç kavramından söz etmenin anlamsız olduğu iddia edilir plato.stanford.edu. Bu da “başlangıç yoksa neden varlık?” sorusunu farklı bir düzleme taşır.
Özetle, devir ve teselsülün imkânsızlığına yönelik argümanlar tarih boyunca çeşitli biçimlerde ortaya konmuştur. Antikçağ’dan modern döneme uzanan bu tartışmalarda genel akıl kuralı şöyledir: Gerçekten meydana gelen bir sebep–sonuç zinciri sonsuza veya kendi kendini başlatan döngüsel hale gelemez; bu nedenle nihai (kadîm/vâcib) bir neden olması gerektiği savunulur
Derleme araştırma
MUSTAFA ALİ UÇAR


Yorumlar