İRİ ADAMLARIN GÖLGESİ
İRİ ADAMLARIN GÖLGESİ
Bir İbret Hikâyesi
Rivâyet olunur ki, eski zamanlarda Bağdat'ın kalabalık çarşısında Mahmud adında bir halıcı yaşardı. Mahmud, helâl lokma peşinde koşan, kimsenin hakkına el uzatmayan, namazını vaktinde kılan bir mü'min idi.
Bir gün çarşıda işini görürken, şehrin meşhur zenginlerinden ve sultanın yakın nedimlerinden olan Câbir isminde iri yarı bir adam, at üzerinde çarşıdan geçiyordu. Atı ürktü, Câbir dengesini kaybedip Mahmud'un üzerine düştü. Zavallı halıcının birkaç kaburgası kırıldı.
Mahmud iyileşince kadıya gidip hakkını aramak istedi. Lâkin kadı dedi ki:
"Ey Mahmud! Câbir, sultanın sofrasında oturur. Senin davanı kim dinler? Rüzgâra karşı tüküren kendi yüzünü ıslatır."
Mahmud mahzun döndü. O gece rüyasında Nasreddin Hoca'yı gördü. Hoca dedi ki:
"Mahmud, bir gün eşeğim beni üzerinden attı, ben de bir kadının üzerine düştüm. Kadın feryat etti: 'Hoca, beni ezdin!' Ben dedim: 'Hanım, eşek beni attı, ben seni ezdim; şimdi sen kimi dava edeceksin, beni mi, eşeği mi?' Kadın düşündü ve dedi: 'Eşeği dövsem anlamaz, seni dövsem günah.' Sonra ikimiz de güldük ve helâlleştik."
Mahmud uyandı ve tefekkür etti.
Ertesi gün aynı çarşıda bir başka hadise oldu: Kasabanın en güzel ve en zarif hanımı Leylâ Hatun, merdivenlerden inerken ayağı kaydı ve yine Mahmud'un üzerine düştü. Mahmud bu sefer incinmedi, bilâkis hanımın gül kokusu ve latîf hâli hoşuna gitti. Kalktı ve dedi:
"Hatun, bu düşüş benim için bir lütuftur."
O akşam Mahmud, dostlarıyla otururken dedi ki:
"Ey dostlar! Bugün büyük bir hakikati öğrendim. Hazreti Peygamber (s.a.v.) buyurmuştur: 'Mü'minin işi hayrete şâyândır; her hâli onun için hayırdır.' (Müslim) Aynı düşüşün biri bana acı, biri bana sürur verdi. Demek ki hâdise değil, hâdisenin geldiği yer mühimdir."
Bir dostu sordu:
"Peki Câbir'den hakkını almayacak mısın?"
Mahmud dedi:
"Dede Korkut demiştir: 'Hak yerini bulur, er geç.' Sadî-i Şîrâzî Gülistân'ında yazmıştır: 'Zalimin ömrü kendine zulümdür.' Câbir'in üzerime düşmesi benim imtihanımdı; onun zalimliği ise kendi imtihanıdır. Ben sabrettim, ecrim Allah'tandır. O zulmetti, hesabı Allah'adır."
Ve Taberî'nin dediği gibi: "Tarih, mazlumların sabrını ve zalimlerin akıbetini yazar."
Ve bu kıssadan hisse şudur:
Aynı belâ, kişinin kalbine göre ya azap olur ya rahmet. Sabreden kazanır, isyan eden kaybeder. Güçlünün gölgesinde ezilmek dünya hâlidir; lâkin zulme rıza göstermemek iman şartıdır. Hakkını arayan Allah'a havâle etsin; O, hesabı en güzel görendir.
"Zulme uğrayan kimse, hakkını aldıktan sonra kendisine bir yol yoktur. Yol ancak insanlara zulmedenlerin ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlerin aleyhinedir."(Şûrâ Sûresi, 41-42)
Hikâye tamam oldu. Okuyana ibret, dinleyene nasîb olsun. Vesselâm.

