top of page

Sorgulayanlar

Herkese Açık·323 Sorgulayan

İSRAF VE GIDA

Modern beslenme alışkanlıklarının, özellikle ultra işlenmiş gıdaların (UPF'ler), fast food, cips, şekerli içecekler ve hazır paketli ürünlerin beyin fonksiyonlarını, hafızayı, odaklanmayı ve uzun vadeli bilişsel sağlığı olumsuz etkilediğine dair bilimsel bulgular, İslam'ın vahiy temelli öğretileriyle, fıtrat felsefesiyle ve İslam âlimlerinin hikmet anlayışıyla şaşırtıcı derecede örtüşmektedir.

Kur'ân-ı Kerîm'de doğrudan beyin sağlığı kelimeleri geçmese de, "Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez" (A'râf, 31) emri, modern tıbbın "aşırı enerji yoğunluğu + düşük besin yoğunluğu" uyarısıyla paraleldir. İsraf sadece malzeme ziyanı değil, bedene zararlı yük bindirme, fıtratı bozma anlamındadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in meşhur hadisi bunu netleştirir: "Âdemoğlu midesinden daha şerli bir kap doldurmamıştır. Âdemoğluna belini doğrultacak kadar birkaç lokma yeter. Eğer daha fazla yemek istiyorsa midesini üçe ayırsın: üçte biri yemek, üçte biri su, üçte biri de nefes için boş kalsın." (Tirmizî, Nesâî). Bu, modern beslenmedeki "aşırı doymuş yağ + rafine şeker bombardımanı" ile oluşan insülin direnci, sistemik iltihaplanma ve oksidatif stresin tam tersine bir ölçü sunar.

İslam'da beslenme tıbb-ı nebevî'nin temel taşlarındandır. Helal ve tayyib (temiz, iyi, saf) gıda vurgusu (Bakara 172; Mâide 88), sadece haramdan kaçınmak değil, bedenin ve ruhun en üstün formda kalmasını sağlamaktır. Helal gıdanın ruh sağlığına, akıl berraklığına etkisi üzerine klasik kelam ve felsefede (özellikle İmam Mâturîdî'nin fıtrat telakkisinde) dolaylı ama güçlü vurgular vardır: İnsan fıtratı üzerine yaratılmıştır (Rûm, 30); fıtratı bozan her şey (aşırı yeme, pis gıda, kimyasal katkı) aklı ve kalbi bulandırır. İmam Mâturîdî, aklı Allah'ın en büyük nimeti olarak görür ve onun korunmasını farz addeder. Aşırı ve dengesiz beslenme, aklı zayıflatır, iradeyi köreltir – tıpkı bugünün araştırmalarının prefrontal korteks ve hipokampus hasarını gösterdiği gibi.

Psikoloji ve sosyoloji açısından bakıldığında, ultra işlenmiş gıdaların ödül sistemini (dopamin) aşırı uyararak bağımlılık döngüsü yaratması, İslam'da nefsin terbiyesi ve iffet kavramıyla çatışır. Nefis, az ve temiz gıdayla terbiye edilir; oburluk ve lezzet bağımlılığı ise kalbi katılaştırır, insanı hayvânî sıfata yaklaştırır.

Tarih ve edebiyatımız bu hikmeti hikâyelerle nakleder. Nasreddin Hoca, Dede Korkut'tan Evliya Çelebi'ye, Sâdî Şirâzî'ye kadar İslam dünyasının hikâyecileri, yeme içmedeki ölçüyü mizah ve irşadla anlatır.

Şimdi, bu birleşkeyle sana bir hikâye anlatayım – vahyin nuru, felsefenin hikmeti, Anadolu ve Acem hikâyecilerin ruhuyla yoğrulmuş, modern çağa seslenen bir masal:

Hoca ile Fast-Food Kervansarayı

Bir vakitler, modern çağın tozlu yollarında bir kervansaray yükselmiş. Adı "Hızlı Lezzet Hanı". Kapısında neon ışıklar yanıp sönüyor: "Bir dakikada doy, bir ömürde unut!" İçeride kuyruklar, ellerde kağıt torbalar, ağızlarda yapay tatlar. İnsanlar aceleyle yutkunuyor, sonra başları ağrıyor, gözleri kararıyor, hafızaları sisleniyor ama yine de geri dönüyorlar.

Bir gün Nasreddin Hoca, torbasında birkaç ceviz, bir avuç kuru üzüm ve bir parça tam buğday ekmeğiyle kapıdan içeri girdi. Oturdu bir köşeye. Yanındaki delikanlı, elinde dev bir bardak şekerli gazoz, ağzı cipsle dolu, sordu:

"Hoca, niye bizim gibi yemiyorsun? Bak, lezzet patlaması yaşıyoruz!"

Hoca tebessüm etti, cebinden bir ceviz çıkardı, yavaş yavaş çiğnedi. Sonra dedi:

"Evlâdım, ben de lezzet peşindeyim. Ama benim lezzetim uzun sürer. Senin lezzetin bir dakikada başlar, bir saatte biter, ertesi gün baş ağrısı, üçüncü gün unutkanlık getirir. Benimki ise gün boyu aklımı nurlandırır, geceleri rüyalarımı temiz tutar."

Delikanlı güldü: "Hoca abartma ya! Bilim bile diyor ki biraz abur cubur olmazsa olmaz."

Hoca iç çekti: "Bilim mi? Peygamberimiz (s.a.v.) bin dört yüz yıl önce buyurmuş: 'Mideyi üçe böl: biri yemek, biri su, biri hava.' Sen ise mideni bir anda doldurup, gerisini çöpe atıyorsun. Bu israf değil mi? A'râf Suresi'nde Rabbimiz 'İsraf edenleri sevmez' buyuruyor. İsraf sadece para değil, bedenin de israfı. Beynini çöpe atıyorsun evlâdım."

Yan masada oturan bir genç kız, telefonundan bir makale gösterdi: "Bak Hoca, dört günde hipokampus küçülüyormuş fast food yiyince!"

Hoca başını salladı: "İşte, vahiy ile ilim kucaklaşıyor. Hipokampus mu dedin? O, Allah'ın insana hediye ettiği hafıza bahçesi. Yeni ilim öğrenmek, âyetleri ezberlemek, Kur'ân okumak onunla olur. Sen onu hamburger dumanıyla boğuyorsun. İmam Mâturîdî der ki: 'Akıl, fıtratın en parlak nurudur.' Fıtrat bozulursa akıl kararır."

O sırada içeriye Evliya Çelebi'nin ruhu gibi bir gezgin girdi – sırtında eski bir defter, elinde zeytinyağlı bir salata. Yanlarına oturdu:

"Ben diyar diyar gezdim. Osmanlı sarayında helva yedik, ama bir porsiyon. Acem diyarında Sâdî'nin bahçesinde nar yedik, tane tane. Hiçbirinde midemiz taşmadı. Çünkü ölçü bilirlerdi. Ölçü bozulunca kalp de bozulur."

Dede Korkut'un bir oğlu gibi bir delikanlı da söze karıştı: "Bizim beylerimiz savaş öncesi abur cubur yemezdi. Yiğitlik, temiz gıdayla olur. Beyin dumanlı olursa ok yaydan boşalmaz."

Hoca kalktı, elindeki son cevizi gençlere uzattı:

"Alın şu cevizi. Kırın, için. İçinde Allah'ın rahmeti var. Bir tanesi, sizin o koca paketten daha çok hikmet taşır. Çünkü fıtrata uygun. Helal, tayyib, az ama bereketli. Siz ise çok yiyorsunuz ama az faydalanıyorsunuz. Beyniniz şişiyor ama aydınlanmıyor."

Gençler sustu. Birisi sordu: "Peki ne yapalım Hoca?"

Hoca cevap verdi:

"Evde yemek pişirin. Zeytinyağı dökün, sebze doğrayın, bir lokmayı şükürle yiyin. Midenizin üçte birini boş bırakın ki ruhunuz ferahlasın. Şekerli içecekleri bırakın, suya, bitki çayına dönün. Her lokmada 'Bismillah' deyin, her lokmayı düşünerek yiyin. Bakın görün, hafızanız nasıl açılır, odaklanmanız nasıl keskinleşir, kalbiniz nasıl huzur bulur."

Sonra Hoca dışarı çıktı. Arkasından bir ses yükseldi:

"Hoca, yarın yine gel!"

Hoca döndü, gülümsedi:

"Gelirim. Ama bu sefer yanımda Ahmet Bican'ın Envârü'l-Âşıkîn'inden bir parça hikmet getireceğim. O da der ki: 'İnsan, yediğiyle dirilir.' Ama unutmayın: Yediğiniz, sizi ya yükseltir ya da yere çeker."

Ve Hoca ufukta kayboldu. Kervansaraydaki gençler ise, ellerinde birer ceviz, yavaş yavaş çiğnemeye başladılar. İlk defa, lezzetin tadı damağında uzun süre kaldı. İlk defa, beyinleri hafifledi.

Belki de o gün, modern çağın fast-food hanı, yavaş yavaş bir hikmet sofrasına dönüştü.

Ve belki de biz, bu hikâyeyi okurken, bir sonraki lokmamızı düşünerek yesek... Beynimiz de, kalbimiz de teşekkür eder.

Velhasıl, vahiy, sünnet, felsefe, tarih ve hikâye birleşince tek bir mesaj çıkıyor: Az ye, temiz ye, hikmetle ye. Çünkü sen, yediğinle yarın olursun.

7 görüntülenme
  • Twitter
  • YouTube
  • Facebook - White Circle
  • Instagram - White Circle

Hubeyb öndeş 

bottom of page