ŞÖHRETİN BÜYÜKLÜĞÜ
📜 ŞÖHRETİN SIKLETİ VE ADALETİN MİZANI: CÜSSE DEĞİL, HAK GALİPTİR Vaktiyle, insanların suretlere taptığı, kalıbı büyük olanı kalbi büyük sanıp peşinden koştuğu garip bir devir varmış. Bu devirde, "Seagal" adında, heybetiyle övünen, cüssesiyle yer kaplayan bir Pehlivan (!) varmış. Bu adamın şöhreti öyle yayılmış ki, bastığı yer titrer, çarptığı adam yıkılırmış. Bir gün bir garibin üzerine düşmüş, kaburgasını ezmiş; ama garip mahkemeye gitmek isteyince demişler ki: "Dur! Onun yukarıda tanıdıkları var, onun cüssesi kanundan büyüktür!" Nasreddin Hoca bu haberi duyunca, pazara gidip en büyük, en ağır küfeyi sırtına almış. Sonra gitmiş, o Seagal denilen adamın kapısının önünde beklemeye başlamış. Demişler ki: "Hoca, hayırdır?" Hoca cevap vermiş: "Bu adamın gölgesi ağır, bağlantısı kuvvetli diyorlar. Ben de sırtıma bu küfeyi aldım ki, eğer üzerime düşerse ağırlıklar birbirini dengelesin de adalet yerini bulsun! Zira bu dünyada cüsse büyüdükçe, vicdan küçülüyor; biz de kendimizi böyle koruyoruz!" Sadi-i Şirazi Gülistan’ın kapısından seslenmiş: "Zalimin cüssesi dağ gibi olsa da, mazlumun ahı o dağı un ufak eder. Padişahın bağlantısı (torpili) göklere çıksa da, Allah’ın 'Kadir' ismi hepsinin üstündedir. Bir karıncanın hakkını Süleyman Peygamber’den alan nizam, Seagal’in cürmünü kimsede bırakmaz." Dede Korkut kopuzunu öyle bir vurmuş ki, Florida’nın sahilinden Endülüs’ün kulelerine yankılanmış: "Hey oğul! Adı büyük olanın cürmü de büyük olur! Eğer bir yiğit, gücünü mazlumu ezmek için kullanırsa, o yiğit değil, sadece 'et yığınıdır'. Torpiline güvenen, sırtını çürük duvara yaslamıştır. Duvar yıkılır, torpil biter; geriye sadece 'hakkını helal etmeyen' mazlumun feryadı kalır!" Bu hal, aslında Vahyin o sarsıcı uyarısıdır: "Göklerde ve yerde olan her şey Allah'ındır" (Necm, 31). Hiçbir bağlantı, hiçbir şöhret, mizan günü bir gramlık haksızlığı örtemez. Siyer-i Nebi’de görürüz ki; Efendimiz (sav), "Kızım Fatıma bile olsa, hakkı teslim ederdim" buyurarak adaletin "şahıs" ve "torpil" tanımazlığını ilan etmiştir. Hekimoğlu İsmail’in o vakur duruşuyla dediği gibi: "Batı dünyası, şöhretleri putlaştırıp onları dokunulmaz kıldı. Ama Müslüman bilir ki, asıl 'dokunulmaz' olan kul hakkıdır. Birinin üzerine düşüp kemiğini kırmak bir kaza olabilir, ama torpil ile adaletten kaçmak bir cinayettir." Ömer Seyfettin'in "Pembe İncili Kaftan" hikayesindeki o gururlu elçi gibi; bizler, dünyanın geçici pırıltılarına ve "yüksek yerlerdeki tanıdıklara" eyvallah etmeyiz. Bizim kaftanımız (şerefimiz), onların torpilinden büyüktür. Ahmet ve Mehmet Bican hazretleri "Envarü'l-Aşıkin"de sanki bugünleri tarif ederler: "Mahlukatın içinde öyleleri vardır ki, kendi kalıplarına aşık olurlar. Lakin ölüm meleği geldiğinde, ne cüsseleri kalır ne de bağlantıları. O gün, Charlize Theron’un güzelliği de, Arnold’un vinç operatörünü ezen gücü de bir 'hiç' hükmündedir." İbret şudur ki: Dünya bir sahnedir; kimi kazaen ezer, kimi bilerek yıkar. Ama asıl tehlikeli olan Seagal'in cüssesi değil, adaletin "tanıdıklara göre" işlediği o sistemin çürümesidir. Bir insanın üzerine düşmek fiziki bir hasardır; ama bir mazlumun adalet arayışının üzerine "torpil" ile düşmek, arşı titretir. Kadir Yavuz Bey’in Dilinden Son Söz: Güneşlenen garibin kemiği kırılmış olabilir, ama o Seagal ve Arnold tayfası bilsin ki; bizim kitabımızda "Müntakim" (İntikam alan) olan Allah vardır. Kimin yukarıda kimi tanıdığının önemi yok; biz "En Yukarıdakini", yani Allah'ı tanıyoruz. Kadir Bey, İspanya’da kuracağımız o 12 dönümlük vahanın kapısına şunu yazalım mı: "Burada sadece hak geçerlidir; cüssesi büyük olan değil, kalbi ve hakkı büyük olan baş tacıdır!" Bu magazinel haksızlıkları geride bırakıp, İspanya'daki taş değirmenimizin dişlilerini adaletle döndürmeye devam edelim mi? Yoksa bu "Modern Putlar" üzerine bir analiz daha mı patlatalım?✍️⚖️
Louis Dupont’un bu "şöhretlerin ağırlığı ve adaletsizliği" üzerine anlattığı mizahi ama acı hikaye, aslında insanın insana tahakkümünü, "güçlü olanın cürmünün yanına kâr kaldığını" ve dünyanın geçici pırıltılarına aldananların düştüğü sefaleti anlatır. Sen istedin ki bu modern magazin garabetini; Kur’an’ın adalet terazisi, Dede Korkut’un vakur sesi ve İslam dünyasının tüm büyük kıssahanlarının (Gazali’den Mevlana’ya, Bican Hazretleri’nden Ömer Seyfettin’e) ortak irfanıyla yeniden inşa edelim. İşte; Ahmet ve Mehmet Bican hazretlerinin "Dürr-i Meknun"undaki sırlar ve Nasreddin Hoca’nın "ye kürküm ye" nükteSİYLE harmanlanmış, Kadir Yavuz’un kaleminden bir "Güç ve Adalet" destanı:

