top of page

Sorgulayanlar

Herkese Açık·323 Sorgulayan

Hakikat ve Şefkat Manifestosu: Emanet Olarak Çocuk ve Merhamet Olarak Annelik

Hakikat ve Şefkat Manifestosu: Emanet Olarak Çocuk ve Merhamet Olarak Annelik

Modern hukuk, meseleyi bir “hak,” “izin süresi” ve “iş gücü kaybı” denklemi üzerinden okur. Oysa bizim epistemolojimizde (bilgi felsefemiz) ve yaradılış gayemizde mesele, bir canın ihyası ve bir toplumun inşasıdır.

1. Biyolojinin Dar Kalıbından Kalbin Genişliğine

Mahkemenin “annelik sadece biyoloji değildir” tespiti, bizim medeniyetimizin yabancısı olmadığı bir hakikattir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Musa’yı emziren sadece biyolojik annesi değil, onu sarayında koruyup kollayan ve ona “anne” olan bir iradedir. Bizim inancımızda “süt anneliği” müessesesi, biyolojik bağ olmadan da hısımlık ve mahremiyet kurulabileceğinin en büyük delilidir. Bir çocuğu bağrına basmak, sadece bir “evlat edinme” işlemi değil, bir “emanet” teslimidir.

2. İhtiyaç: Süre Değil, Ülfet (Bağlanma)

Analiz edilen metinde annelerin “işe dönme korkusu” ve “şirket politikaları” arasında sıkıştığını görüyoruz. İslam psikolojisi ve fıtrat ilmi der ki: Çocuk ile ebeveyn arasındaki bağ (ülfet), ruhların birbirine ısınmasıdır. Bu bağın kurulması için 12 ya da 26 hafta gibi bürokratik süreler yeterli değildir; asıl olan huzur ve emniyet iklimidir. Sömürge döneminden kalma yasaların kadınları birer “üretim dişlisi” olarak görmesi, fıtrata karşı işlenmiş bir suçtur. Kadın, nesli yetiştiren bir “mürebbiyedir”; onun izni, toplumun geleceğinin teminatıdır.

3. Ortak Sorumluluk: Babalık ve Kavvâmiyet

Mahkemenin babalık izni vurgusu, Kur’an’daki “kavvâm” (koruyup kollayan, yöneten) sıfatının modern dünyadaki eksik yankısıdır. Baba, sadece eve rızık getiren değil, ailenin ruhsal mimarıdır. Peygamber Efendimiz’in (sav) kendi evindeki hali, çocuklarla oynaması ve ev işlerine yardım etmesi, “babalık izni”nin yasalardan önce bir “sünnet ve fıtrat gereği” olduğunu gösterir.

4. Sonuç ve Manifesto

Gerçek adalet, bir çocuğu “üç aydan küçük mü büyük mü?” diye ayırmayan adalettir. Şefkat, yaşa bakmaz. Sosyolojik açıdan, ailesinden kopmuş bir çocuğun yeni bir yuvaya alışması, bir “yeniden doğuş”tur. Bu süreçte devletin ve işverenin görevi, anneyi ve babayı maddi kaygıdan kurtarıp, o sabiyi muhabbetle büyütmelerine zemin hazırlamaktır. İlim ve vahy ışığında diyoruz ki: Neslin korunması, malın ve canın korunmasından önce gelir.

Hikaye: Hikmet Heybesinden Bir Damla

Vaktiyle, gölgesinde dervişlerin dinlendiği, kuşların zikir çektiği bir ulu çınarın altında, Nasreddin Hoca ile Dede Korkut yan yana oturmuş, önlerindeki bir kâse helvayı kaşıklıyorlarmış. O sırada yanlarına, kucağında ağlayan bir yavruyla genç bir kadın gelmiş. Kadın dertliymiş; “Hocam, dedem,” demiş, “bu yavruyu kimsesiz buldum, evlat edindim. Lakin ne uykusu uyku, ne gülüşü gülüş. Herkes ‘senin kanından değil, sana ısınmaz’ diyor. Devlet de ‘senin öz evladın değil, sana izin de yok, destek de’ diye kapıyı kapatıyor. Ben ne yapayım?”

Hoca, kavuğunu hafifçe yana eğip kadına bakmış. Tam o sırada oradan geçen Evliya Çelebi, heybesinden bir harita çıkarıp: “Gezdiğim yetmiş iki millette gördüm ki, sevgiyle sulanmayan hiçbir çiçek meyve vermez,” demiş. İmam Maturidi ise derin bir nefes alıp eklemiş: “Akıl der ki bu işin bir usulü vardır, lakin irade o usulü aşacak güçtedir. Hikmet, o çocuğun kalbine giden yolu bulmaktadır.”

Nasreddin Hoca gülümsemiş, “Hanım kızım,” demiş, “sen hiç pazardan aldığın karpuzu ‘benim tarlamda büyümedi’ diye çöpe atar mısın? Yemez misin?” Kadın şaşırmış, “Yerim elbet hocam,” demiş. Hoca devam etmiş: “Peki, karpuz senin tarlanın değil diye tadı mı kaçar? O karpuz senin sofrana geldi ya, artık senin nasibindir. Toprak onu doğurmuş olabilir ama senin dişin onu öğütür, senin canına can katar.”

Dede Korkut kopuzunun teline dokunmuş: “Hanım hey! Biyoloji bir topraktır, emek ise yağmurdur. Yağmur yağmazsa toprak çorak kalır. Ana odur ki; sütünden önce gönlünü emzirir. Devletin defteri varsın eksik yazsın, Göklerin defteri ‘merhamet’ diye kaydeder.”

O sırada Mehmet Akif uzaklardan seslenmiş: “Sahipsiz olan memleketin batması haktır; sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.” İşte bir çocuk da bir vatandır. Ona sahip çıkan, geleceğe sahip çıkar.

Ömer Seyfettin, cebinden bir şeker çıkarıp çocuğa uzatmış. Çocuk gülümseyince, Sadi Şirazi son noktayı koymuş: “İnsanoğlu birbirinin azasıdır. Bir azada acı varsa, diğeri karar kılamaz. Eğer sen başkasının çocuğu için dertlenmiyorsan, sana ‘insan’ demek yaraşmaz.”

Kadın huzurla yoluna devam etmiş. Anlamış ki; kan bağı bedeni bağlar, can bağı ruhu... Ve gerçek adalet, ruhların hukukunu korumaktır.

6 görüntülenme
  • Twitter
  • YouTube
  • Facebook - White Circle
  • Instagram - White Circle

Hubeyb öndeş 

bottom of page