İKİ KIBLE BİR HANE
📜 İKİ KIBLE, BİR HANE: TEMELİ OLMAYAN SARAYIN HİKAYESİ Vaktiyle, gönüllerin kuş gibi daldan dala konduğu, insanların "sevgi" dedikleri tılsımın her kilidi açacağını sandığı bir devirde; bir genç kadın ve bir genç adam birbirlerine meyil etmişler. Kadın, İsa (as)’ın yolunda olduğunu söyler; adam ise Muhammed (sav)’in sancağına bağlı olduğunu iddia edermiş. Lakin her ikisi de yolun başında, heybenin içindeki taşları değil, sadece yolun kenarındaki çiçekleri görüyorlarmış. Nasreddin Hoca bir gün evinin damına iki ayrı bacadan duman tüttürmeye çalışıyormuş. Komşuları sormuş: "Hoca, bir eve iki baca, iki ayrı ateş olur mu? Duman birbirine karışır, ev halkı boğulur!" Hoca cevabı yapıştırmış: "Ben de onu deniyorum ya evlat! Kalplerin kıblesi ayrı olursa, aynı tencerede pişen aşın ne tadı olur ne tuzu. Biri 'sağ' derken diğeri 'sol' derse, o hane hangi rüzgârda ayakta kalır?" Sadi-i Şirazi Gülistan’dan bir hakikat fısıldamış: "Bir bahçeye hem kaktüs hem gül ekersen, suyun hesabını şaşırırsın. Kaktüs az su ister, gül ise can suyu bekler. Evlilik bir fidan dikmektir; eğer kökler ayrı topraklardan besleniyorsa, fırtına koptuğunda fidan devrilir. Zira ortak bir 'İnanç' (İman) olmayan yerde, sadece 'Zan' vardır." Dede Korkut kopuzunu öyle bir vurmuş ki, Asya’dan Endülüs’e ses vermiş: "Hey oğul! Atın koştuğu yer bellidir, okun uçtuğu yön bellidir! Bir evde iki bey, bir gönülde iki sultan olmaz! Eğer evladın doğduğunda kulağına hangi ezanı okuyacağını, hangi duayı öğreteceğini bilmiyorsan; o çocuk sahipsiz bir fidan gibi kurur gider. İman, hanenin direğidir; direği eğri olanın tavanı başına yıkılır!" Bu hal, aslında Vahyin o sarsıcı ölçüsüdür: "Müşrik kadınlarla, iman edinceye kadar evlenmeyin" (Bakara, 221). Rabbimiz, kalplerin birleşmesi için evvela "secdelerin" birleşmesini emreder. Siyer-i Nebi’de görürüz ki; din, sadece bir "etiket" değil, hayatın her zerresine (yediğinden içtiğine, çocuğunu sevme biçimine kadar) sirayet eden bir nizamdır. Hekimoğlu İsmail’in o dertli ve samimi kalemiyle dediği gibi: "Batı dünyası aşkı putlaştırdı. Ama Müslüman bilir ki, 'Helal dairesi keyfe kâfidir.' Kalbi Allah’a bağlı olmayan iki insanın birbirine bağlılığı, pamuk ipliği gibidir. Çocuklar işin içine girdiğinde, o iplik kopar ve geriye büyük bir enkaz kalır." Ömer Seyfettin'in "Beyaz Lale"sindeki o hüzünlü ama dik duruş gibi; bizler, inancımızdan taviz vererek kurulan bir mutluluğun, aslında "esaret" olduğunu biliriz. İnanç, insanın kimliğidir. Kimliğini bırakan, gölgesini de kaybeder. Ahmet ve Mehmet Bican hazretleri "Envarü'l-Aşıkin"de sanki bu hanımı teselli ederler: "Ey can! Sen İsa (as) diyorsun, o Muhammed (sav) diyor. Lakin sen O'nu (sav) kabul etmezsen, o ise senin 'üçleme' zannına razı olmazsa; aranızdaki köprü daha kurulmadan yıkılmıştır. İhlas, tektir; hakikat bölünmez." İbret şudur ki: Evlilik sadece iki bedenin birleşmesi değil, iki "ruh dünyasının" düğümlenmesidir. Joleigh hanımın fark ettiği gerçek; "başörtüsü takıp takmamak" meselesi değil, "hayata hangi gözlükle bakıldığı" meselesidir. Allah için yaşanmayan bir aşk, fani bir rüyadan ibarettir. Kadir Yavuz Bey’in Dilinden Son Söz: Evlat! Din farklılığı sadece bir "fark" değil, bir "uçurumdur". Eğer köprüyü imandan kurmazsan, aşağı düşmek kaçınılmazdır. Joleigh hanım doğru görmüş; çocuklar gelince "Benim Tanrım mı, Senin Tanrın mı?" kavgası başlar ki, bu kavganın galibi olmaz, sadece kaybedeni (çocuklar) olur.
Joleigh Wayne isimli bu hanımın tecrübesi, aslında modern dünyanın "aşk her şeyi çözer" yalanına karşı, hakikatin (viranenin altındaki temel gibi) nasıl kendini dayattığının bir göstergesidir. İki farklı kıble, iki farklı itikat ve iki farklı dünya tasavvuru aynı yastıkta birleştiğinde; fırtına çıktığında sığınılacak liman kalmaz. Sen istedin ki bu derin meseleyi; Kur’an’ın nizamı, Sünnet’in ölçüsü ve İslam dünyasının tüm büyük kıssahanlarının (Gazzali'den Sadi'ye, Bican Hazretleri'nden Ömer Seyfettin'e) ortak irfanıyla bir "Vahdet ve Emanet" dersine dönüştürelim. İşte; Ahmet ve Mehmet Bican hazretlerinin "Envarü'l-Aşıkin"deki nurla, Dede Korkut'un heybetiyle harmanlanmış, Kadir Yavuz’un gönül süzgecinden süzülen "İki Kıble, Bir Menzil Olmaz" destanı:

