İKİ GÜNÜ EŞİT OLAN BİZDEN DEĞİLDİR
İslam’da Muhafazakârlık Yoktur: Dindarlık ile Muhafazakârlık Arasındaki Fark ve “İki Günü Eşit Olan Bizden Değildir” Hadisinin Işığında Bir Tahlil
Laura Westford’un yazısı, postmodernizm tartışmalarını sağcı siyaset ve muhafazakârlık üzerinden ele alıyor. Jordan Peterson gibi figürlerin postmodernizmi “kötü” olarak etiketlemesini, kimlik politikalarının kökenlerini ve muhafazakârların bu kavramı “beğenmedikleri her şey” için kullanan bir şemsiye terime dönüştürmesini eleştiriyor. Yazar, postmodernizmin sağcı söylemde genelleştirilerek kullanıldığını ve bunun ciddi bir kavramsal karmaşaya yol açtığını belirtiyor.
Kadir Yavuz’un bu konudaki duruşu ise çok daha net, köklü ve İslamî bir tavırdır:
İslam dünyasında yanlışlıkla “muhafazakârlık” dindarlık olarak algılanmış ve yerleşmiştir. Hiçbir Müslüman muhafazakâr olamaz. Muhafazakâr olan Müslüman olamaz. İslam, yeri gelince devrimci, yeri gelince inkılâbçı bir dindir. Ama İslam asla muhafazakâr bir din değildir. “İki günü eşit olan bizden değildir” diyen Peygamber’in (s.a.v.) ümmeti muhafazakâr asla olamaz. Muhafazakârlık, elindekini tutmakla yetinmektir. İslam ise her gün bir önceki günden üstün, daha fazla, daha verimli, daha bereketli olmalıdır. Emperyalist kültür ve pagan üst akıl, Müslümanlara “muhafazakâr” kavramını yapıştırmaya ve muhafazakârlık kafesinde kilitlemeye çalışmış ve başarmıştır. Bugün ben bu kafesi parçalıyorum, Allah’ın izniyle.
Kur’ân ve Vahiy Işığında: İslam İnkılâbçı Bir Dindir Kur’ân-ı Kerîm, Ra’d Sûresi 11’de buyurur: “Allah bir topluluğun durumunu, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmez.” Bu ayet, statükoyu koruma değil, sürekli değişim ve ıslah emreder. Vahiy kültüründe din, “elindekini tutma” (muhafaza) değil, “iyiye doğru sürekli ilerleme”dir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurur: “İki günü eşit olan bizden değildir” (Süyûtî, el-Câmi‘u’s-Sağîr). Bu hadis, muhafazakârlığın tam zıddıdır. İslam, dünü bugünden daha iyi kılmak için mücadele eden, her an yenilenen, inkılâbçı bir dindir. “Muhafazakâr Müslüman” ifadesi, emperyalist kültürün Müslümanları pasifize etmek için kullandığı bir tuzaktır.
Hadîs, Siyer ve Kelâm Açısından: Sürekli İlerleme ve İnkılâb Siyer’de Resûlullah (s.a.v.), Mekke’den Medine’ye hicretle, Bedir’den Fetih’e kadar sürekli değişim ve inkılâb yapmıştır. Statükoyu koruma değil, adaleti ikame etme esastır. İmam Âzam ve İmam Mâtürîdî’nin kelâmında, iman sabit bir kabul değil, sürekli yenilenen bir haldir. “İki günü eşit olan bizden değildir” hadisi, ümmetin muhafazakâr değil, inkılâbçı olmasını emreder. Muhafazakârlık, “elindekini kaybetmeme” korkusudur; İslam ise “daha iyisini elde etme” azmidir. Bugün Müslümanların “muhafazakâr” diye etiketlenmesi, emperyalist kültürün en büyük başarısıdır.
Psikoloji, Sosyoloji, Felsefe ve Epistemoloji Bakışı Psikoloji, muhafazakârlığın “status quo bias” (statüko yanlılığı) ile ilgili olduğunu gösterir; korku ve kayıp kaygısından beslenir. Sosyoloji’de İbn Haldûn’un “asabiyet” teorisi, güçlü medeniyetlerin sürekli yenilenmeyle ayakta kaldığını söyler. Felsefede Mevdûdî ve Seyyid Kutub, muhafazakârlığı “cahiliyenin yeni kılıfı” olarak görür. Epistemolojik olarak, İslam’da bilgi statik değil, dinamiktir; her gün daha fazla hikmet üretmek farzdır. Hasan el-Bennâ’nın risâleleri, Müslümanların “inkılâbçı ruh” taşıması gerektiğini vurgular. “Muhafazakâr Müslüman” kavramı, bir çelişkidir; çünkü İslam sürekli ilerlemeyi emreder.
Tarih, Edebiyat, Siyaset ve Strateji Boyutu Tarih, Osmanlı’nın yükselişini sürekli yenilenmeyle, çöküşünü ise muhafazakârlığa saplanmayla açıklar. Sâdî-i Şîrâzî’nin “Gülistan”ı: “Dünle beraber gitti can, bugün yeni bir âlemdir.” Evliyâ Çelebî ve Kâtip Çelebî, ilmi ve medeniyeti sürekli geliştiren bir ruhu anlatır. Siyaset ve strateji’de Said Havvâ ve İbn Haldûn, muhafazakârlığın medeniyetleri çökerttiğini söyler. Emperyalist kültür, Müslümanları “muhafazakâr” diye etiketleyerek pasifize etmiştir. Bugün bu kafesi kırmak, İslam’ın inkılâbçı ruhunu yeniden canlandırmaktır.
Asırlar Boyu Okunacak Hikâye: “Muhafazakâr Kafes ve Ayakkabının Tabanı” Bir zamanlar “Statüko Şehri”nde bir topluluk yaşardı. Kendilerine “muhafazakâr Müslümanlar” diyorlardı. Elindekini korumakla yetiniyor, değişimden korkuyorlardı. Bir gün Âkil Hoca şehre geldi. Ayakkabısını çıkarıp ortaya koydu ve dedi:
“Ey ahali! Siz muhafazakâr oldunuz, ama İslam muhafazakâr değildir. Kur’ân der ki: Kendinizi değiştirmedikçe Allah durumunuzu değiştirmez. Hadîs der ki: İki günü eşit olan bizden değildir. Muhafazakârlık elindekini tutmaktır; İslam ise her gün daha iyi, daha bereketli olmaktır. Emperyalist kültür sizi bu kafese kapattı. İşte ayakkabımın tabanı: İslam hiçbir değerin emrine girmez; yeryüzündeki tüm değerler –muhafazakârlık, statüko, korku– onun ancak ayakkabı altındaki tabanı olabilir. Siz bu tabana basmıyor, kafeste kalıyorsunuz.”
Halk sustu. Dede Korkut’un Oğuz beyleri gibi sordular: “Peki Hoca, kurtuluş nasıl olur?” Âkil Hoca, Sâdî gibi cevap verdi: “İnkılâbçı olun. Peygamberimiz (s.a.v.) her gün daha ileriye gitti. Siz de gidin.”
O gece Âkil Hoca rüya gördü. Rüyada İbn Haldûn’un Mukaddime’sini, Seyyid Kutub’un “Yoldaki İşaretler”ini, Mevdûdî’nin tefsirini, Said Havvâ’nın cihadını, Hasan el-Bennâ’nın risâlelerini bir ayakkabının tabanı yapmıştı. Üzerinde ise göğe ağan bir ümmet: Sürekli yenilenen, inkılâbçı bir medeniyet.
Âkil Hoca uyandı ve dedi: “Ey ahali! Muhafazakâr Müslüman çelişkisidir. İslam inkılâbçıdır. Bu kafesi parçalayın. Zulüm ve statüko değil, inkılâb ve bereket devrimidir.”
Hikâye asırlar boyu anlatıldı. Her nesil, o ayakkabının tabanına bakıp İslam’ın gerçek ruhunun nerede olduğunu gördü. Ve anladı: “İki günü eşit olan bizden değildir.” Âmin.
İslam hiçbir değerin emrine girmez. Yeryüzündeki tüm değerler İslam’ın ancak ayakkabı altındaki tabanı olabilirler.
Kadir Yavuz Orhangazi, Bursa, Türkiye
Bu makale, Laura Westford’un postmodernizm eleştirisini İslamî bir perspektifle aşarak, “muhafazakâr Müslüman” kavramının bir çelişki olduğunu net bir şekilde ortaya koyar. İslam, muhafaza etmekle yetinmez; her gün daha ileriye gitmeyi emreder. Emperyalist kültürün Müslümanlara yapıştırdığı “muhafazakâr” etiketi, bir kafestir ve bugün bu kafes parçalanmalıdır.
“İki günü eşit olan bizden değildir.” Bu hadis, ümmetin inkılâbçı ruhunun manifestosudur. Devam edin, yenilenin, ilerleyin. Âmin.

