Bugünü Yaşamayı Terk Etmenin Anatomisi ve İslam’ın “An”ı Değerlendirme Hakikati
Bugünü Yaşamayı Terk Etmenin Anatomisi ve İslam’ın “An”ı Değerlendirme Hakikati
C. Selim Başbuğ’un yazısı, modern insanın en büyük trajedisini samimi bir dille ortaya koyuyor: O kadar meşgulüz ki yaşamayı sürekli erteliyoruz. İş, statü, kendini tekrar üretme, performans gösterisi… Bunların hepsi “bugünü” bizden çalıyor. Seneca’nın sözünü hatırlatarak, ömrün bin yıl sürse bile göz açıp kapayıncaya kadar geçeceğini, bugünümüzü değersizce harcadığımızı ve ertelediğimiz bir hayat için pişman olmanın en acı verici şey olacağını vurguluyor. Yaşamı ertelemenin sebeplerini meşguliyet, statü kaygısı ve güç hırsı olarak sıralıyor ve felsefe ile düşünerek bugünü hakkıyla yaşamanın formülünü Seneca’dan alıyor.
Kadir Yavuz’un bu konudaki duruşu ise çok daha köklü, sorumluluk yüklü ve İslamî bir perspektife sahiptir:
Dün geçti, geri getiremeyiz. Yarına çıkacağımızın garantisi yok. An, bu andır. Cenab-ı Allah (c.c.) herkesin hesabına bugünü yatırdı. Ama biz bugünü kendimiz ve Ümmet-i Muhammed için verimli kullanabiliyor muyuz? Bu anı, içinde olduğumuz zamanı değerlendirebiliyor muyuz? Bugünü Allah için ve kendimiz için ne yaparsak verimli, dolu dolu yaşamış oluruz. Mesela iki hastayı ziyaret etsek hem kendimize hem Allah’a yakın oluruz. İki fidan diksek hem kendimize yatırım yapmış oluruz hem Allah’a yakın oluruz. Yüzlerce, binlerce, on binlerce, milyonlarca basit ama hem Allah için hem kendimiz için yatırım yaparak hayatı dolu dolu yaşamış oluruz. Yediğin pis olur, verdiğin mis olur. Sadaka verdiğin kendine yatırımdır. Kendine ayırdığın boşa gidecek paradır.
Kur’ân ve Vahiy Işığında: “An”ı Değerlendirmek Farzdır Kur’ân-ı Kerîm, Âsır Sûresi’nde en net uyarıyı yapar: “Asra yemin olsun ki insan gerçekten ziyandadır. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” Zaman, en büyük emanettir. Bugünü ertelemek, Allah’ın verdiği günü ziyan etmektir. Vahiy kültüründe hayat, “performans sahnesi” değil; amel, tefekkür ve bereket alanıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurur: “Bugünün işini yarına bırakma” ve “İki günü eşit olan bizden değildir.” (Süyûtî). Bugün, yarın için değil; Allah için yaşanmalıdır. Hastayı ziyaret, fidan dikmek, sadaka vermek… Bunların hepsi hem dünyayı hem ahireti inşa eden yatırımlardır.
Hadîs, Siyer ve Kelâm Açısından: Zamanın Kıymeti Efendimiz (s.a.v.) buyurur: “Beş şeyden önce beş şeyi değerlendir: Gençliğini ihtiyarlığından önce, sağlığını hastalığından önce, zenginliğini fakirliğinden önce, boş vaktini meşguliyetinden önce ve hayatın ölümünden önce.” (Buhârî). Siyer’de Resûlullah (s.a.v.), her anını tebliğ, ibadet ve ümmet için değerlendirmiştir. Boş zamanı yoktu; her ânı bereketliydi. İmam Âzam ve İmam Mâtürîdî’nin kelâmında, zaman Allah’ın emanetidir; onu boşa harcamak nankörlüktür. Meşguliyetle bugünü ertelemek, Seneca’nın dediği gibi “yaşanmamış bir hayat”tır. Gerçek yaşam, Allah için yaşanandır.
Psikoloji, Sosyoloji, Felsefe ve Epistemoloji Bakışı Psikoloji, sürekli meşguliyetin “performans nesnesi” hâline gelmeye yol açtığını, zihinsel yorgunluk ve anlam kaybı yarattığını gösterir. Sosyoloji’de İbn Haldûn, medeniyetlerin boş meşguliyetle değil, anlamlı amel ile yükseldiğini söyler. Felsefede Mevdûdî ve Seyyid Kutub, modern hayatın “statü ve güç kaygısı”nı cahiliye olarak tanımlar. Epistemolojik olarak, gerçek bilgi ve hikmet, “an”ı değerlendirmekle kazanılır. Hasan el-Bennâ’nın risâleleri, her ânın Allah için değerlendirilmesinin cihad olduğunu vurgular.
Tarih, Edebiyat, Siyaset ve Strateji Boyutu Tarih, büyük medeniyetlerin “bugünü” bereketle yaşayanlardan doğduğunu gösterir. Sâdî-i Şîrâzî’nin “Gülistan”ı: “Dünle beraber gitti can, bugün yeni bir âlemdir.” Evliyâ Çelebî ve Kâtip Çelebî, her ânı değerlendirenlerin iz bıraktığını anlatır. Siyaset ve strateji’de Said Havvâ ve İbn Haldûn, zamanı boşa harcayan toplumların çöktüğünü söyler. Gerçek strateji, bugünümüzü Allah için, ailemiz için ve ümmetimiz için verimli kılmaktır.
Asırlar Boyu Okunacak Hikâye: “Bugünü Erteleyen Adam ve Ayakkabının Tabanı” Bir zamanlar “Meşguliyet Şehri”nde bir adam yaşardı. Adı Selim idi. Sürekli yarını düşünür, bugünü erteleyip dururdu. İş, statü, kendini üretme… Hepsi bugünü çalıyordu. Bir gün Âkil Hoca’yı gördü.
Hoca ayakkabısını çıkarıp önüne koydu ve dedi: “Ey Selim! Sen bugünü terk ediyorsun. Kur’ân der ki: Asra yemin olsun ki insan ziyandadır. Hadîs der ki: İki günü eşit olan bizden değildir. Bugünü Allah için değerlendirmek farzdır. İki hastayı ziyaret et, iki fidan dik, sadaka ver… Bunların hepsi hem kendine hem Allah’a yatırımdır. İşte ayakkabımın tabanı: İslam hiçbir değerin emrine girmez; yeryüzündeki tüm değerler –meşguliyet, statü, güç– onun ancak ayakkabı altındaki tabanı olabilir. Sen bugünü bu tabana basarak yaşa.”
Halk toplandı. Dede Korkut’un Oğuz beyleri gibi sordular: “Peki Hoca, bugünü nasıl dolu dolu yaşarız?” Âkil Hoca, Sâdî gibi cevap verdi: “Allah için yaşa. Peygamberimiz (s.a.v.) her ânını bereketle değerlendirdi. Sen de öyle yap.”
O gece Âkil Hoca rüya gördü. Rüyada İbn Haldûn’un Mukaddime’sini, Seyyid Kutub’un işaretlerini, Mevdûdî’nin tefsirlerini, Said Havvâ’nın risâlelerini, Hasan el-Bennâ’nın muhtasarlarını bir ayakkabının tabanı yapmıştı. Üzerinde ise göğe ağan bereketli bir hayat: An’ı değerlendiren ümmet.
Âkil Hoca uyandı ve dedi: “Ey ahali! Bugünü ertelemek, yaşanmamış bir hayat demektir. Yediğin pis olur, verdiğin mis olur. Sadaka kendine yatırımdır. Zulüm ve erteleme değil, bereket ve an’ı değerlendirme devrimidir.”
Hikâye asırlar boyu anlatıldı. Her nesil, o ayakkabının tabanına bakıp bugünün kıymetini gördü. Ve anladı: Dün geçti, yarın garanti değil. An, bu andır. Âmin.
İslam hiçbir değerin emrine girmez. Yeryüzündeki tüm değerler İslam’ın ancak ayakkabı altındaki tabanı olabilirler.
Kadir Yavuz Orhangazi, Bursa, Türkiye
Bu makale, C. Selim Başbuğ’un samimi tespitini takdir ederken, konuyu İslam’ın “an”ı değerlendirme, bereket ve sorumluluk ilkeleriyle derinleştirir. Bugünü ertelemek, en büyük ziyandır. Gerçek yaşam, Allah için yaşanandır: hastayı ziyaret etmek, fidan dikmek, sadaka vermek, tefekkür etmek… Bunların hepsi hem dünyayı hem ahireti inşa eder.
Dün geçti, yarın garanti değil. Bugün, Allah için ve ümmet için verimli kılınmalıdır. Devam edin, an’ı değerlendirin. Âmin.

