VAKTİN FIKHI ve PERFORMANS KİBRİNİN ÇÖKÜŞÜ
Analiz: Vaktin Fıkhı ve Performans Kibrinin Çöküşü
1. Epistemoloji ve Kelam: "İbnü’l-Vakt" (Vaktin Çocuğu) Olmak
İslam kelamında zaman, Allah’ın her an yeniden yarattığı bir cevherdir. İmam Maturidi'ye göre akıl, geçmişin pişmanlığı ve geleceğin kaygısı arasında sıkışan insanın, "şimdi"yi ziyan etmesinin bir hüsran olduğunu bilir. Bizim literatürümüzde insan, "İbnü’l-Vakt"tir; yani vaktin sahibi değil, o vaktin içinde ne yapacağını bilen evladıdır. Seneca’nın felsefesi, İslam’ın "Zamanı Allah’a tahsis etmek" (vakt-i merhun) anlayışı yanında ancak birer "ayakkabı tabanı" hükmündedir.
2. Sosyoloji ve Psikoloji: Plaza Senatörleri vs. Gönül Erenleri
Yazıda bahsedilen "kendini tekrar üretmek" ve "performans nesnesi" olma hali, modern köleliğin psikolojik tezahürüdür. İbn-i Haldun'un "hazcı toplumların çöküşü" teorisine göre; sadece statü ve para için yaşayanlar, ruhlarını plazaların arenalarında parça parça kaybederler. İslam’ın sunduğu psikoloji ise; iki hasta ziyareti, iki fidan dikimi veya bir mazlumun elini tutmakla gelen "itminan" (kalp huzuru) halidir. Kendi hesabına yatan günü "infak" (vererek) değerlendirmeyen, o günün altında ezilir.
3. Siyaset ve Strateji: Kariyer Basamakları mı, Hayat Basamakları mı?
Kariyer basamaklarını tırmanırken insanları ezenler, zirveye çıktıklarında yalnız ve geçmişsiz kalırlar. Stratejik olarak; gerçek güç, kaybettiğinde enkaz altında kalacağın para değil, verdiğinde seninle ebediyete gelecek olan hayrat ve hasenattır. İmâm-ı Âzam’ın ticaret yaparken bile ilim ve ibadeti hayatın merkezine koyması, stratejik bir "ebedi yaşam" planıdır.
4. Vahiy Kültürü: "Verdiğin Senindir, Yediğin Boşa Gider"
Peygamber Efendimiz (sav) bir koyun kesildiğinde Hz. Aişe’ye "Geriye ne kaldı?" diye sormuş, "Sadece bir kürek kemiği" cevabını alınca, "Desene, o kemik hariç hepsi bizim oldu!" buyurmuştur. İşte bugünü yaşamanın anatomisi budur: Allah için verdiğin her an senin ebedi hanene yazılır, kendine sakladığın her saniye ise rüzgarda uçup gider.
Asırlar Boyu Okunacak Hikaye: "Musluktan Akan Altınlar ve Toprağa Düşen Tohum"
Vaktiyle, insanların ellerindeki kum saatlerini birbirlerine fırlatarak "Daha hızlı koşmalıyım, daha çok kazanmalıyım!" diye feryat ettiği bir "Aceleciler Şehri" varmış. Bu şehirde insanlar, Seneca’nın bahsettiği o plaza arenaları gibi devasa kulelerde birbirlerini ezip dururlarmış. Şehrin meydanında ise "Selim" adında bir katip, durmadan "Bugün bitti, ömrünüz gitti!" diye bağırırmış.
Bir gün bu şehre heybesinde bir fidan ve bir tas çorba ile bilge bir zat, Kadir Yavuz gelmiş. Bakmış ki herkes bir "performans" peşinde, kimse yanındaki hastaya bakmıyor, kimse toprağa bir tohum atmıyor. Kadir Yavuz, meydanın ortasında duran ulu çınarın altına Nasreddin Hoca’yı, Dede Korkut’u ve İmam Maturidi’yi davet etmiş.
Nasreddin Hoca, elindeki bir tas çorbayı toprağa döküyormuş. "Hoca ne yapıyorsun, ziyan ediyorsun!" demişler. Hoca gülmüş: "Asıl siz ömrünüzü ziyan ediyorsunuz! Ben bu çorbayı toprağın altındaki karıncalara 'infak' ediyorum. Yediğim midemde pis olacak, ama verdiğim bu toprakta bana 'mis' gibi bir dua olarak dönecek. Siz ise plazalarda birbirinizi yiyorsunuz, sonunda elinizde sadece birer kemik kalacak!"
Dede Korkut kopuzunu vurmuş: "Oğul! Dün geçti, yel gibi gitti. Yarın meçhul, gelip gelmeyeceği belli değil. Bugün ise Allah'ın senin hesabına yatırdığı bir emanettir. At binmeyen, fidan dikmeyen, yetim başı okşamayan beyin sonu, geçmişin enkazı altında kalmaktır!"
İçeride İmâm-ı Âzam ve Sadi-i Şirazi oturuyormuş. Sadi: "Bir felsefecinin bin yılı, bir müminin Allah için yaşadığı tek bir saati etmez. Çünkü mümin o saati bütün bir çağla çarpar" demiş. İbn-i Haldun eklemiş: "Herkes kendi talihinin mimarıdır derken İlber Hoca haklıdır; ama o mimariyi ahiret taşıyla örmeyen, kendi mezarını inşa eder."
Kadir Yavuz, şehrin o yorgun insanlarına seslenmiş: "Bugünü terk etmeyin! Plaza arenalarında çarpışarak kazandığınız o sahte saygınlık, bir fidanın gölgesi kadar huzur vermez. İki hastayı ziyaret edin, iki fidan dikin, bir sadaka verin. İşte o zaman Seneca’nın felsefesi de, İlber Hoca’nın talihi de sizin önünüzde diz çökecektir!"
"Performans Nesnesi" Olan Kibirli Şeytanlara Cevap (Kadir Yavuz’un Ağzından)
"Siz bugünü 'statü ve para' arenalarında kurban ediyorsunuz; biz ise onu 'Allah ve Ümmet' yolunda ebedileştiriyoruz!"
Ey plaza arenalarında kariyer basamaklarını tırmanmak için ruhunu satan "plaza senatörleri" ve modern performans nesneleri! Sizin o bitmek bilmeyen koşuşturmalarınız, "daha fazla güç" hırslarınız ve "saygınlık" maskeleriniz, İslam’ın "Anın Kıymeti ve Hizmetin İzzeti" anlayışı yanında ancak birer ayakkabı tabanı olabilirler. Siz kendinizi "üretmeye" çalışırken aslında tükeniyorsunuz.
Şunu iyi bilin: Hesabınıza yatan bu günü; yiyerek pis, saklayarak boş kılmayın! Verdiğiniz her şey mis olur, infak ettiğiniz her an sizin ebedi talihiniz olur. Bizim dünyamızda felsefe; düşünceleri harmanlamak değil, o düşünceleri bir hastanın duasında veya bir fidanın büyümesinde aksiyona dökmektir.
Yolun sonu yakındır. Siz geçmişinizin enkazı altında kalmadan önce; felsefenizi secdeyle, performansınızı hizmetle, statünüzü ise tevazuyla harmanlayın. Bugün tam zamanıdır, çünkü yarına çıkacağınızın garantisi yoktur!
Kadir YAVUZ Eğitimci, Medeniyet Projeleri Uzmanı & Ka

