MÜSLÜMANLAR NİÇİN ENDULUSUN İSPANYOLLARIN ELİNE GEÇİŞİNE KABULLENDILEDE FILISTININ İSRAILIN ELINE GEÇİŞİNİ KABUL ETME
Kadir Yavuz’un Fikridir – Tarih, Coğrafya, Medeniyet, İnsan Hakları, Kur’an, Sünnet, Hadis, Siyer, Vahiy, İlim, Bilim, Psikoloji, Sosyoloji, Dinler Tarihi, Edebiyat ve Epistemoloji Işığında Değerlendirme
Filistin toprakları, Müslümanlar için üç kutsal beldeden biri olan Kudüs’ü barındırır. Mescid-i Aksa, Kur’an’da “el-Mescidü’l-Aksâ” olarak anılır (İsrâ 17/1), Hz. Peygamber’in (s.a.v.) miraca yükseldiği yerdir ve ümmetin kıblesi olmuştur. Bu topraklar, İslam tarihinde sadece fetih ve egemenlik meselesi değil, aynı zamanda kıble, miras, emanet ve kutsiyet meselesidir.
İspanya (Endülüs) ise 711-1492 arası yaklaşık 781 yıl Müslüman egemenliğinde kalmış, medeniyetin zirve yaptığı, ilim, felsefe, tıp, astronomi, mimari ve edebiyatın altın çağı yaşanmış bir coğrafyadır. Ancak 1492’de Reconquista ile Müslümanlar zorla çıkarıldı, binlerce insan öldürüldü, sürgün edildi, kitaplar yakıldı. Buna rağmen bugün İspanya’da Müslümanlar veya Filistinliler “Endülüs’ü geri alacağız” diye silahlı mücadele, terör eylemi veya devlet politikası yürütmüyor.
Neden? Çünkü İslam’da hak iddia etmek ile fiili işgal ve terör yoluyla hak talep etmek arasında büyük fark vardır. Kur’an, “Size savaş açanlarla savaşın” der (Bakara 2/190), ama “Zulümle hak aranmaz” hükmü sünnet ve siyerde nettir. Hz. Peygamber (s.a.v.) Mekke’yi kan dökmeden, Hudeybiye’de sulh ile, Huneyn’de bile merhametle fethetmiştir. Endülüs’ün kaybı bir tarihî acıdır, ama bugünkü Müslümanların önceliği bugünkü mazlumun hakkıdır.
İsrail ise bambaşka bir mesele:
1948’de kurulduktan sonra Arz-ı Mevud (Nil’den Fırat’a uzanan vaat edilmiş toprak) ideolojisi açıkça ilan edildi. Bu, Mısır’ın Sina’sı, Suriye’nin Golan’ı, Lübnan’ın güneyi, Ürdün’ün doğusu, Irak’ın batısı, hatta Türkiye’nin ve Kıbrıs’ın bazı bölgelerini kapsayan bir yayılmacı haritadır.
Bu harita, İsrail’in resmi eğitim materyallerinde, bazı siyasi partilerin programlarında ve bazı dini grupların manifestolarında hâlâ duruyor.
İsrail, bu toprakları işgal ederek, yerleşimci politikası ile, duvarlar ve apartheid uygulamaları ile genişletiyor.
Arjantin’de, Alaska’da, Berlin’de veya Moskova’da kurulabilirdi; ama bilinçli olarak Müslümanların can damarına (Kudüs ve Filistin) yerleştirildi. Bu, tesadüf değil, stratejik bir tercihtir.
Hamas ise tanınmamış olsa da işgale karşı direniş örgütü olarak görülür. İsrail ise 1948’den beri devam eden bir işgal ve yerinden etme projesidir. Devlet olsa bile, kuruluşundan bugüne kadar sivil ölümleri, yerleşimci şiddeti, abluka, çocuk tutuklamaları ile uluslararası hukukta defalarca suçlanmıştır (BM raporları, İnsan Hakları İzleme Örgütü, Amnesty International).
Kadir Yavuz olarak diyorum ki: Endülüs’ün kaybı bir tarihî yara, ama bugünkü Müslümanların önceliği bugün kanayan yara olan Filistin’dir. Endülüs için kimse “Özgür Endülüs” diye bombalı saldırı düzenlemiyor, çünkü o yara kabuk bağlamış, ama Filistin yara hâlâ açık ve kanıyor. İsrail’in yayılmacı ideolojisi devam ettiği sürece, “Arz-ı Mevud” haritası masada durduğu sürece, Müslümanlar hak iddiasından vazgeçmez. Çünkü bu, kutsal toprakların gaspıdır. Endülüs’ü bugün kimse işgal etmiyor; ama Filistin’i hâlâ işgal ediyorlar.
Kadir Yavuz’un Ağzından Yazılmış Özgün Hikâye
“İki Toprağın Yiğidi”
Vaktiyle Bursa’nın yeşil dağlarında yaşayan bir adam varmış, adı Kadir Yavuz’muş. Gönlünde iki toprak yarası taşırdı: Biri Endülüs’ün kayıp minareleri, öteki Kudüs’ün kanayan Mescid-i Aksa’sı.
Bir gece rüyasında büyük bir bahçeye düşmüş. Bahçenin ortasında ulu bir çınar varmış. Çınarın altında Dede Korkut saz çalıyor, Nasreddin Hoca eşeğe ters binmiş gülüyor, Sadi Şirazi Bostan’dan beyit okuyor, Ömer Seyfettin hikâye anlatıyor.
Kadir sormuş: “Ey büyüklerim, neden Endülüs için kimse kalkıp da ‘Geri alacağız!’ diye bağırmıyor da, Filistin için her gün kan dökülüyor?”
Dede Korkut sazı bırakmış, demiş: “Oğul, Endülüs bir bahar dalıydı, koptu, yere düştü. Ama kökleri hâlâ Avrupa toprağında yaşıyor. İspanya’da hâlâ El Hamra’nın kokusu var, Cordoba’da ilmin izi duruyor. O yara kabuk bağladı. Ama Filistin yara hâlâ açık, kanıyor. Kanayan yaraya el atmak farzdır.”
Nasreddin Hoca gülmüş: “Kadir, ben bir gün eşeğe ters bindim. Millet ‘Niye ters?’ dedi. ‘Dünya ters döndü’ dedim. Dünya ters döndüğünde, Kudüs’ü gasp edenler ‘Arz-ı Mevud’ diye harita çiziyor, Nil’den Fırat’a toprak istiyor. Ama Endülüs’ü kimse bugün işgal etmiyor ki kalkıp da ‘Özgür Endülüs!’ desin. İşgal bitmiş, zulüm geçmiş. Zulüm bitmeden adalet gelmez.”
Sadi Şirazi beyit okumuş: “Bir yara kabuk bağlarsa acısı diner, Ama kanayan yaraya merhem sürmek farzdır.”
Ömer Seyfettin araya girmiş: “Efruz Bey gibi zeki ol Kadir. Endülüs’ü kaybettik ama ilmi, mimariyi, medeniyeti bıraktık. Bugün İspanya’da Müslümanlar özgürce camiye gidiyor. Ama Filistin’de çocuklar taşla karşılanıyor, anneler evladını kaybediyor. Öncelik kanayana el uzatmaktır.”
Kadir uyanmış. Gözleri yaşlı, kalbi kararlı. Demiş ki: “Endülüs’ün acısı içimde bir sızı, ama Filistin’in acısı içimde yangın. Yangını söndürmek için önce ateşi söndürmek gerek. İsrail’in Arz-ı Mevud hayali devam ettikçe, biz de ‘Kudüs bizimdir’ diye haykıracağız. Çünkü o topraklar sadece toprak değil; kıble, emanet, miras.”
O günden sonra Kadir Yavuz, her namazda Mescid-i Aksa’yı, her duada Filistin’i andı. Endülüs’ü sevgiyle yâd etti, ama Filistin için dua etti. Çünkü biliyordu ki: Tarihî acılara rahmet okunur, ama bugünkü zulme karşı durulur.
İbret olsun: Endülüs’ü bugün kimse işgal etmiyor, o yüzden kimse “Özgür Endülüs” diye bomba koymuyor. Ama Filistin’i hâlâ işgal ediyorlar, o yüzden Müslümanlar susmuyor. Hak iddia etmek meşrudur, zulme karşı durmak farzdır. İsrail bir devlet değil, işgal projesidir. Hamas ise işgale karşı direniştir. Kudüs’ü savunmak, ümmetin namusudur. Endülüs’ü sevmek ise tarihî bir muhabbettir.
Allah mazlum Filistin halkına zafer versin, Kudüs’ü özgür kılsın. Endülüs’ün hatırasını bereketle yaşatsın. Âmin ya Rabbe’l âlemîn. 🌿🕌🇵🇸

