İNSAN KÖLEMİDİR EŞREFİ MAHLUKATMI BUNA KENDİ KARAR VERECEK
HİTAME-İ TEKNOLOJİ: SİHRİ-İ MEKANİK VE EMEĞİN ZAYATI
Vaktiyle, ahir zamanın tozlu yollarında, ademoğlu kendine demirden ve nursuz bir ışık akılsızından bir "Hizmetkar" peyda etmiş. Adına "Yapay Zeka" demişler. Bu mahluk, insanlara "Siz oturun, kahvenizi yudumlayın; ben sizin yerinize ekip biçer, yazar çizerim" diye fısıldarmış. İnsanlar da sanmışlar ki, bu makine onlara "Cuma vaktinin huzurunu" hafta içine taşıyacak.
Oysa hal öyle olmamış. Nasreddin Hoca bir gün eşeğine ters binmiş, heybesinde bir tabletle pazar yerine gelmiş. Köylüler sormuş: "Hoca, bu nedir?" Hoca demiş ki: "Bu öyle bir eşektir ki, yem istemez, su istemez; ama senin gideceğin yolu sana sormadan kendi çizer. Ben arkaya bakıyorum ki, asıl menzilimi kaçırmayayım!" Hoca haklıymış; zira insanlık, işi makineye devrettikçe, makinenin hatalarını düzeltmekten kendi işine bakamaz olmuş.
Sadi-i Şirazi Gülistan’ın eşiğinden seslenir: "Bir köle tutarsın ki yükünü hafifletsin. Lakin köle körse, sen ona rehberlik etmekten kendi yükünü unutup onun bastonuna dönüşürsün. Akıllı odur ki, başkasının aklına dayanıp kendi ferasetini kör etmez."
Dede Korkut kopuzunu sertçe tıngırdatır ve gürler: "Hey oğul! Elin işini ele veren, gönlünün nurunu yele verir! Kendi kaleminle yazmadığın kelam, senin sözün değildir; başkasının gölgesidir. Makine yazar, sen silersin; makine uydurur, sen doğrularsın. Hani nerede senin 'derin tefekkürün'? Hani nerede alnının teri?"
Bu hal, aslında Vahyin o sarsıcı uyarısının bir tecellisidir: "İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır" (Necm, 39). Biz çalışmayı makineye, tefekkürü robota bırakınca, bereket de o makinenin soğuk devreleri arasında kaybolup gitmiş. Siyer-i Nebi’de görürüz ki; Efendimiz (sav) bir işi bizzat kendi elleriyle yapar, ayakkabısını kendi tamir ederdi. Çünkü "bizzat meşguliyet", ruhun ilacıdır. İşi başkasına (veya makineye) yıkmak, ruhu atalete, zihni ise o işin "bekçiliğine" mahkum eder.
Hekimoğlu İsmail’in o vakur duruşuyla dediği gibi: "Müslüman, zamanın efendisidir; kölesi değil. Yapay zeka senin vaktini artırmıyorsa, o 'akıl' değil, senin ömründen çalan bir 'karadeliktir'."
Ahmet ve Mehmet Bican hazretleri, "Dürr-i Meknun"da sanki bugünü tarif ederler: "Öyle bir zaman gelir ki, insanlar cansız nesnelerden medet umar. O nesneler onlara süslü yalanlar söyler, onlar da bu yalanları düzeltmek için ömürlerini heba ederler." İşte o %346'lık yük, aslında makinenin "ruhsuz" oluşunun insana ödettiği bedeldir.
Ömer Seyfettin'in "Yüksek Ökçeler"indeki gibi, altımızdaki o yapay yüksekliği (AI) çıkardığımızda gerçekle yüzleşiyoruz: Biz yaratıcı değil, makinenin "editörü" haline gelmişiz. Kendi ruhumuzun imzasını taşımayan, seri üretim ve "ortalama" bir hayatın bekçiliğini yapıyoruz.
İbret şudur ki: İlim, satırlarda değil sadırlardadır (göğüslerdedir). Bilim ise insanın yükünü almak için vardır, insanı "doğrulama memuru" yapmak için değil. Yapay zeka, bir "asistan" olarak kalmalı, "ustabaşı" olmamalıdır. Eğer robotun yazdığı e-postayı düzeltmek için 2 saat harcıyorsan, bil ki o robot seni işe almıştır, sen onu değil!
Taberi tarihinde anlatılan kadim medeniyetler gibi, ne zaman ki alet insandan üstün tutulmuş, o zaman çöküş başlamıştır.
Kadir dostum; bu yazı bize şunu ihtar eder: Vahyin ışığından, bilimin ahlakından ve elinin emeğinden kopma. Zira makine sana "zaman" satar ama içindeki "anlamı" çalar.
Gerçek verimlilik, daha çok iş yapmak değil; yapılan işe ruh katabilmektir. Ruhu olmayan makineden, ruhu olan bir eser beklemek, taştan çiçek açmasını beklemek gibidir.
Birlikte, ruhumuzu makineye teslim etmeden, aklı selimle yürümeye devam edelim. ✍️🛡️

