10- Yunus suresi (hubeyb Öndeş meali)

En son güncellendiği tarih: Şub 19

1- Elif, lam, ra.¹işte bunlar hikmetli kitabın ayetleri [mucizeleri]'dir.

2- kendilerinden bir kişiye "insanları uyar;  inanmış olanlara RAB'lerinin katında kendileri için bir doğruluk kademi [rütbesi] olduğunu müjdele." diye vahiy etmemiz, insanlara tuhaf mı gelmişti? Kâfirler [gerçeği örtenler] "kesinlikle bu apaçık bir sihirbazdır" dedi.

3- Kesinlikle RAB'biniz altı günde [evrede]¹ gökleri ve yeri (evreni) yaratan, dahası [tüm] işleri² planlayarak Arşı[yönetimi]³ hükümranlığı altına alan⁴ Allah'tır. O nun izninden sonra olması müstesna, hiçbir şefaatçi yoktur. İşte o RAB'biniz Allah'tır hemen ona kulluk edin. Artık öğüt almıyor musunuz?

¹: "gün" kelimesi kur'an'da "evre" manasındadır. Örneğin çoğu Ayette "yevmu-l kıyamet =يوم القيامة" yani "kıyamet günü" ifadesi geçer. Halbuki kıyamet, 24 saatlik bir günden oluşmuş değildir. Ayet "kıyamet dönemi, evresi" manasında "gün" demiştir. Haricen mearic suresinin 4. Ayetinde "Allah'ın katında bir gün bin yıl gibidir" denilmektedir. Bütün bunlar, günün "evre" manasında olduğunu ispatlıyor.

Bazıları bu görüşe katılmıyor olsa da, "6 günde yaratılış, Allah'ın katındaki zaman dilimi ile 6 gündür. 24 saatlik zaman dilimi olan 6 günlük bir yaratılış değildir." şeklinde yorum yapanlar eskiden beri vardır. (kurtubi)

²: "İş" [الأمر] kelimesi Cins ismidir. Bundan dolayı "işlerin tamamı" anlamındadır.

³: arş, aslen "kürsü" demektir. Fakat bu kelime "yönetim, güç, saltanat, mülkiyet" manasında da kullanılmıştır. Örneğin "kralın Arşı" ile "kralın mülkü, saltanatı" kasıt edilmiştir. (müfredat : عرش, Fahreddin Razi) buradan anlıyoruz ki, Allah'ın Arşı ile kastedilen, onun mülkü, yani yönetimidir.

⁴: "ıstiva = استوى" fiili "ale =على" harfi cerr'i ile "istila etmek" yani "hükümranlığı altına almak" mânâsına gelir (müfredat :سوا) bu Ayette de aynı şekilde kullanıldığı için bu mana verildi. (Ayetin mecaz anlamda olduğuna dair mantıksal delilleri Fahreddin Razinin "gayb'ın anahtarları (mefatihul gayb)" isimli eserinde bulabilirsiniz)

4- Allah'ın bir Hak olarak verdiği sözü olarak, topluca dönüşünüz sadece onun [emrinedir]. Kesinlikle o [Allah], yaratmaya başlıyor, sonra inanmış ve düzgün-iyi eylemlerde bulunmuş olanlara hakkaniyetle karşılığını vermek için onu [yaratmayı] tekrar başa döndürüyor¹. Gerçeği örtmüş olanlara [gelince] gerçeği örtmekte olmalarından dolayı kendilerine kaynar sudan bir içecek ve can yakıcı bir azap vardır.

¹: "açılır kapanır evren modeline" göre, evren genişlemesini tamamlayacak ve tekrar büzülerek başlangıç durumuna dönecek ve sonra tekrar bir Büyük Patlama yaşayarak tekrar genişleyecek ve sürekli devam edecektir. Büyük patlama demek, yeniden bir evrenin oluşumu demektir. Allah'ın yaratmayı tekrar etmesi bu durum olabilir.

Verilen bilgilerin doğruluğunu fizikçi michou kaku'nun "parallel worlds" adlı kitabında ve "big crunch, oscillating universe theory" ile ilgili bilgi veren pek çok kaynaktan görebilirsiniz.

5- Güneşi bir ışık saçan¹ ve ay'ı dolaylı bir aydınlık² yapan, senelerin sayısını ve (o) hesabı bilmeniz için ona menziller belirleyen, o'dur. Allah, işte bunları ancak Hak[gerekli] olarak yarattı. Ayetleri [mucizeleri], bilen bir millet için açıklıyor.

¹: "Ziya=ضياء" kelimesi Doğrudan ışık için (kadı beydavi) kullanılır. Yani güneş ışığın kaynağıdır.

²: "Nur =نور" kelimesi dolaylı ışık için (kadı beydavi) kullanılır. Bu Ayette, güneşin ışığın kaynağı olduğu, Ay'ın ise, ışığını güneşten aldığına dikkat çekilmiştir. (kadı beydavi, İrşad Ebu-s su'd) bilimsel olarak da böyledir.

10. Yüzyılda yaşamış Ragıp isfehani, "el müfredat" adlı eserinde aynı ayetin bu olaya dikkat çektiğini söylemiştir. (müfredat: تلو)

6- Gerçekten, Gecenin ve gündüzün zıt düşmesinde [birbirinin yerine geçmesinde] ve Allah'ın göklerde ve [tüm evrende] yarattıklarında, korunup sakınan bir millet için mutlaka ayetler¹ [deliller] vardır.

¹: Yaratıcının varlığına kanıt olarak, evrenin sistematik yapısına dikkat çekiliyor.

7-8- Gerçekten, bizimle karşılaşmayı beklemeyen, dünya hayatıyla razı olan, onu [dünya hayatını] yeterli bulan ve ayetlerimizden[mucizelerimizden] bihaber olanlara [gelince] işte, elde etmekte oldukları [şeyler] sebebiyle onların barınağı ateştir.

9- Gerçekten, inanmış ve düzgün-iyi eylemlerde bulunmuş olanlara inançları sebebiyle RAB'leri yol gösteriyor. Naim cennetlerinde onların alt tarafından ırmaklar akıyor.

10- Ondaki [cennetteki] duaları "Seni tenzih ederiz Allah'ım!"; ondaki selamlaşmaları ise bir esenlik'tir. Dualarının sonu ise "Övgü, alemlerin [tüm varlıkların] RAB'bi Allah'a aittir." [şeklindedir].¹

¹: "Ene-lhamdu=أن الحمد" ifadesi aslında "ennehu-l hamdu=أنه الحمد" şeklindedir. Sondaki "hu=ه" zamiri "Şan zamiri"dir (Zamahşeri:keşşaf) ama hazf edilmiştir (Halebi:duru-l mes'un) bundan dolayı "ene-l hamdE=أن الحمد" şeklinde mensup değildir. Ancak bu şekilde bir okuyuş da mevcuttur (zamahşeri:keşşaf)

11- Allah, insanlara, onların iyiyi (hayrı) istemesi şeklinde şerri acele ettirseydi mutlaka onların süre sonlarına (ölümlerine) karar verilirdi.¹ Artık, kavuşmamızı (ahireti) beklemeyenleri kendi taşkınlıkları içinde şaşkın bir halde bırakıyoruz.

¹: eylemin faili Allah olacak şekilde "kadayne=قضينا" [karar verirdik] ve "kada=قضي" [karar verirdi] olarak iki şekilde de okunmuştur (Zamahşeri:keşşaf) anlam bakımından hepsi aynı yola geliyor.

12- İnsana sıkıntı temas ettiği zaman, yan (yatar) vaktinde veya otururken veya ayakta iken, bize dua eder. Ardından sıkıntısını kendisinden kaldırdığımızda kendisine temas eden sıkıntı için sanki bize hiç dua etmemiş gibi geçer gider. İşte, israfçılara bulunmakta oldukları eylemleri bunun gibi süslendi.

13- Elbetteki sizden önce (o) kentleri zulmettiklerinde helak etmiştik. Halbuki¹, elçileri kendilerine açık kanıtlar getirmişti. Onlar inanacak değillerdi. İşte, suçlular milletini bunun gibi cezalandırıyoruz.

¹: gizli bir (قد) edatı ile hal cümlesi olmuştur (kadı beydavi)

14- Dahası onların ardından sizin nasıl eylemde bulunduğunuza bakalım diye sizi yerde [dünyada] halifeler yaptık.

15- Ayetlerimiz [mucizelerimiz] apaçık halde kendilerine okunup teşvik edildiği zaman kavuşmamızı (kıyamet gününü) beklemeyenler "Bundan başka bir kur'an getir veya onu değiştir." derler. "Onu kendi tarafımca kendi benliğimden dolayı değiştirmek, benim için [mümkün] olmaz. Ben ancak bana vahiy edilene bağlı oluyorum. Kesinlikle ben RAB'bime isyan edersem çok büyük bir günün azabından korkarım." de.

16- "Allah tercih etseydi, onu[vahyi] size okuyup teşvik etmezdim ve sizin onu bilmenizi sağlamazdı. Ondan [vahiy'den] önce içinizde bir ömür bulunmuştum. Artık akıl etmiyor musunuz?" de.

17- "O halde Allah'ın üzerinden bir yalan uyduran veya onun ayetlerini yalanlamış¹ kimseden daha zalim kimdir? Gerçek şu ki, suçlular başarılı olamaz!"

¹: "yalanlamak" manasında olan (كذب) fiili sadece sözle yalanlamak manasında değildir. İnsanın eylemiyle dahi ayetleri yalanlaması da bu fiil ile ifade edilir (müfredat : كذب & صدق) kur'an'da geçtiği ayetlerde de bu ifade edilir. Yani bir insan inandığını iddia ettiği halde eylemiyle kur'an'ın yasakladığı şeyleri yapıyorsa; kur'an "haklı bir neden (kısas, zulüm, savunma, koruma) olmadıkça, Allah'ın haram ettiği bir canlıyı öldürmeyin" (Maide 32, İsra 33) derken masum bir insan öldürüyorsa, kur'an "zinaya yaklaşmayın" (İsra 32) derken tecavüz ediyorsa eylemiyle ayetleri yalanlamış olur.

18- Allah'tan beride kendilerine zararı ve faydası olmayanlara tapıyorlar ve "Bunlar, Allah'ın katında şefaatçilerimizdir." diyorlar. "Allah'a göklerde ve yerde [tüm evrende] bilmediğini mi haber veriyorsunuz?" de. O münezzehtir, onların şirkinden [ortak saydıklarından] yücedir.

19- İnsanlar ancak bir tek topluluktu. Ardından ayrılığa düştüler. RAB'binden (gelen) öne geçmiş bir kelime olmasaydı ayrılığa düştükleri [şeyler] hakkında aralarında mutlaka karar verilirdi.

20- "Ona RAB'binden (farklı¹) bir ayet [mucize] indirilseydi ya?" derler. "Gayb [gizlilik] sadece Allah'ındır. Artık siz bekleyin. Kesinlikle ben sizinle birlikte bekleyenlerdenim." de.

¹: sözü söyleyenlerin istediği, kur'an dışındaki mucizelerdir. Bu istedikleri mucizeler, İsra 91-93 ayetlerinde anlatılır. Neden istedikleri şekilde mucizeler gelmediği İsra 59. Ayette anlatılır.

Bugün, kur'an'ın 1400 yıl öncesinden kozmoloji doğa ve yaratılış hakkında o kadar çok konuşup bulunduğu çağın yüzlerce yanlış bilgisine rağmen günümüz bilimine zıt herhangi bir sözü olmayan aksine isabetli ve bağdaşabilen ayetleri olan bir kitap olması bize mucize olarak yeterlidir.

21- Kendilerine temas eden bir zarardan sonra insanlara herhangi bir rahmet tattırdığımız zaman bir bakarsın ki ayetlerimiz hakkında kendilerine ait bir hileleri bulunur. "Allah hile bakımından daha hızlıdır" de. Gerçekten elçilerimiz tuzaklarınızı yazıyor.

22- Sizi karada ve denizde (bütün dünyada)¹ gezdiren² o'dur. Öyle ki, siz gemilerde olduğunuzda, [gemiler] onları [içindeki insanları]³ hoş bir rüzgarla akıp götürdüğü ve [içindeki insanlar] bununla sevindiği sırada fırtınalı bir rüzgar ona [gemiye] geldiği, dalga[lar] kendilerine her yerden geldiği ve onlar kendilerinin kuşatıldığını düşündükleri zaman Allah'a, dini ona adayanlar olarak [şöyle] dua ederler: "Yemin olsun ki bizi bundan kurtarırsan mutlaka ama mutlaka şükredenlerden oluruz."

¹: "kara ve deniz" [البر والبحر] ifadesi, tıpkı "gökler ve yer", "gece ve gündüz" gibi zıt ifadelerin bir arada kullanıldığı zaman bir bütün mana ifade etmesi gibi, bütün bir mana olarak "bütün dünya" manasındadır. Örneğin Enam 59. Ayette "karada ve denizde olanları [Allah] biliyor" yazmaktadır. Kara ve denizin dışında olanları (mesela kuşları) Allah'ın bilmediği iddia edilemez. Bundan dolayı "karada ve denizde" ifadesi "bütün dünyada" manasındadır.

²: "yunşirukum=ينشركم" yani "sizi yayan" manasında da okunmuştur. (zamahşeri:

³: iltifat sanatı uygulandığı için, 2. Şahıstan 3. Şahısa geçiş yapılmış. Yani normalde ayetin ilgili kısmı "öyle ki, siz gemilerde olduğunuzda, [gemiler] SİZİ, hoş bir rüzgarla akıp götürdüğü..." olmalıydı. Ama iltifat sanatı uygulandığı için 2. Şahıs olarak değil, 3. Şahıs olarak söylendi.

23- Ardından [Allah] onları kurtardığı zaman bir bakarsın ki yerde [dünyada] haksızca sınırı aşmayı isterler.  Ey insanlar! Dünya [ilk] hayatının geçimi zamanındaki¹ taşkınlığınız sadece kendi benliğinizin aleyhinedir. Sonra dönüş yeriniz sadece bizedir. Ardından size bulunmakta olduğunuz eylemleri haber veririz.

¹: "meta=متاع" kelimesi zaman zarfıdır. (Halebi:duru-l mes'un)

24- Dünya [ilk] hayatının örneği sadece, kendisini gökten indirdiğimiz bir su gibidir. Artık, insanların ve sağmal hayvanların yediğinden yerin bitkisi onunla [o suyla] karışır. Öyle ki, yer [yeryüzü] takılarını aldığı, [yeryüzü] süslendiği¹ ve kendi halkının kendilerinin ona kadir [hakim] olduğunu düşündüğü zaman hem geceleyin hem de gündüzün işimiz (azabımız) kendilerine geldi. Ardından onları [bitkileri] sanki dün hiç [ekinleri]² olmamış gibi darmadağın ettik. İşte, kavramaya çalışan bir millet için ayetleri bunun gibi açıklıyoruz.

¹:burası aslında (تذينت) şeklindedir. (kurtubi, zamahşeri:keşşaf)

²: isim tamlaması olan (زرعها) kelimesi hazf edilmiştir (kadı beydavi, zamahşeri:keşşaf)

25- Allah, barış yurduna çağırıyor. Kimi tercih ediyorsa onu dosdoğru bir yola yumuşakça iletiyor.

26- Güzellik edenlere en güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini karanlık bir duman bürümez, bir zillet de [bürümez]. İşte onlar cennetin dostlardır. Onlar onun içinde kalıcıdır.

27- Kötülükleri elde etmiş olanlara [gelince] bir kötülüğün cezası onun [kötülüğün] misli iledir. Onları bir zillet bürür. Onlar için Allah'tan hiçbir kurtarıcı yoktur. Sanki onların yüzleri karartır bir haldeki geceden bir parça[ile] bürünmüş gibidir. İşte bunlar ateşin dostlarıdır. Onlar onun içinde kalıcıdır.

28-29- Kendilerini toplu halde bir araya getireceğimiz sonra da şirk koşmuş [Allah'a ortak kabul etmiş] olanlara "siz ve ortaklarınız yerlerinize!" diyeceğimiz günü [an]! Ardından aralarını ayırırız. Ortakları "Siz, bize tapmakta değildiniz. Artık bizimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Kesinlikle biz, sizin tapmanızdan gerçekten de bihaberdik." derler.

30- Orada her benlik geçmişte bıraktığını [yaptığını] okur¹. Hak olan mevlalarına[sahiplerine] döndürüldüler ve uydurmakta oldukları da kendilerinden kaybolmuştur.

¹: "teblu=تبلو" fiili "okur" manasına gelecek şekilde "tetlu=تتلو" şeklinde de okunmuştur. (Beydavi) bu tercih edildi. Herkes yaptığı şeyleri orada okuyacak ve suçunu itiraf edecektir.

31- "Gökten ve yerden sizi rızıklandırmakta olan kimdir? Yahut işitmeye ve bakışlara sahip olan kimdir? ölüden diriyi çıkaran;¹ diriden ölüyü çıkaran kimdir? İşi-emri planlayan kimdir?" de. Ardından "Allah'tır" diyecekler. "O halde sakınmaz mısınız?" de.

¹: "Abiyogenez" canlılığın, cansızlıktan geldiğini savunur. Bunu reddeden "biyogenez" ise, canlılığın ancak canlıdan gelebileceğini savunur. Ayetteki bu ifade abiyogenezin mümkün olduğuna işaret ediyor. Biyogenizin geçerli olması da bu ayete aykırı değildir.

32- "İşte o Hak RAB'biniz Allah'tır. Artık Hak'tan sonrası 'yolu kaybetme'den başka ne olabilir ki? O halde nasıl oluyor da [doğru yoldan] çevriliyorsunuz?" [de]

33- İşte bunun gibi, haddi aşmış olanlara karşı RAB'binin "Onlar inanmıyorlar."¹ kelimesi hak oldu [kesinleşti].

¹: Bakara 6. Ayete bakınız.

34- "Ortaklarınızdan olup yaratmaya başlayan sonra onu[yaratmayı] tekrarlayan kimse var mıdır?" de. "Allah, yaratmaya başlayan sonra onu [yaratmayı] tekrarlayandır. O halde nasıl oluyor da [gerçeklerden yalanlara] baş aşağı çevriliyorsunuz?" de.

35- "Ortaklarınızdan olup Hakka doğru yol gösteren kimse var mıdır?" de. "Allah, hak için yol gösterendir. O halde, Hakka doğru yol gösteren kimse mi uyulmaya daha layıktır (Haktır)? Yoksa kendisine yol gösterilmediği sürece doğru yol bulamayan¹ kimse mi? Sizin için ne var ki? nasıl hüküm veriyorsunuz?" de.

¹: burası aslında (اهتداي) mastarından (يهتدي) fiili iledir. Idgam olmuştur (kadı beydavi)

36- Çoğunluğu ancak zanna uyar. Gerçekten zan, Hak'tan yana¹ hiçbir şekilde yarar sağlamaz. Gerçekten Allah onların yaptıklarını devamlı bilendir.

¹: buradaki (من) harfi cerr'i (على) manasında da olabilir. Buna göre ayetin bu kısmı "zan, Hakka karşı hiçbir açıdan yarar sağlamaz" şeklindedir.

37- Bu kur'an, [en başından beri] Allah'tan beride uydurulmuş değildi; fakat kendisinin önünde bulunanların doğrulayanıdır¹ ve alemlerin [tüm varlıkların] RAB'bi[tarafın]dan olan içinde hiçbir şüphe bulunmayan kitap[lar]ın² açıklamasıdır.

¹: "tasdika=تصديق" kelimesi كان kelimesinin haberine atıf olduğundan dolayı mensuptur.

²: buradaki (ال) takısı ismu-l cins'tir. Bundan dolayı "kitaplar" manasındadır (kurtubi)

38- "Onu [kur'an'ı] uydurdu" mu diyorlar? "O halde dürüst kişiler idiyseniz onun [kur'an'ın] benzeri herhangi bir sure getirin ve Allah'tan berideki gücünüzün yettiği kimselere dua edin." de.

39- Hayır! Onlar bilgisini hiç kuşatamadıkları [kavrayamadıkları] ve tevili [vaad'i] kendilerine henüz gelmemiş olanı yalanladı. İşte, kendilerinden öncekiler de bunun gibi yalanladı. Artık bak düşün, yalanlayanların sonucu nasıl olmuş?

40 - Onlardan ona [kur'an'a] inananlar vardır; onlardan ona [kur'an'a] inanmayanlar vardır. Hâlbuki RAB'bin bozgun [terör] çıkaranları daha iyi bilendir.

41- Eğer seni yalanladılar ise, "Benim eylemim sadece benim içindir; sizin eyleminiz sadece sizin içindir. Siz, benim eylemlerimden berisiniz; ben, sizin eylemlerinizden beriyim." de.

42- Onlardan sana kulak verenler vardır. O halde sağırlara sen mi işittireceksin? Akıl etmiyor olsalar da mı?

43- Onlardan sana bakıp düşünenler vardır. O halde körlere sen mi yol göstereceksin? Görmüyor olsalar da mı?

44- Gerçekten Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmiyor; fakat insanlar sadece kendi benliklerine zulmediyor.

45- Onları sanki gündüzden bir saatten başka hiç kalmışlar gibi sürüp toplayacağımız günü [an]! Kendi aralarında tanışırlar. Allah'ın karşılaşmasını yalanlamış olanlar kaybetmiştir. Onlar yolu bulanlar da değillerdi.

46- Onlara söz verdiğimizin bir kısmını sana göstersek veya seni vefat ettirsek, (sonuçta) onların dönüş yeri sadece bizedir. Aynı zamanda¹ onların yaptıklarına karşı Allah devamlı bir şahittir.

¹: Yerine göre "sonra, aynı zamanda" manasında olan (ثُمَّ) kelimesi, "orada" manasında olan (ثَمَّ) ile de okunmuştur. (Zamahşeri:keşşaf) Buna göre ayet "Allah, onların yaptıklarına orada bir şahittir" manasında.

47- Her bir topluluğun birer elçisi¹ vardır. Artık elçileri kendilerine geldiği zaman aralarında hakkaniyetle karar verilir ve kendileri zulme uğramazlar.

¹: bazen muzafun ileyh hazf edilir, muzaf bundan bedel olarak harfi tarif veya tenvin alır. (İlhami haktan Arapça dil bilgisi) buradaki (رسولٌ) kelimesinin sonundaki tenvin, muzafun ileyh'ten bedel olarak (رسولهم) yani "onların elçileri" manasındadır.

48- "Eğer dürüst kişiler idiyseniz (söyleyin), bu verilen söz ne zamandır?" diyorlar.

49- "Ben kendi benliğim için herhangi bir zarara ve faydaya sahip değilim. Ancak Allah'ın tercih ettiklerine [sahibim]. Her bir topluluğa ait birer süre sonu vardır. Süre sonları geldiği zaman bir saat ertelemeyi isteyemezler, öne almayı da isteyemezler." de.

50- "Bana haber verin,¹ eğer onun [Allah'ın] azabı size gece baskını olarak veya gündüz vaktinde gelirse... (ne olacak)?" de. Suçlular ondan [azaptan] neyi acele istiyorlar?

¹: (müfredat : رأي)

51- Sonra düştüğü [gerçekleştiği] zaman mı ona inandınız? Şimdi mi? Hâlbuki siz onu acele istemekteydiniz?

52- Sonra zulmetmiş olanlara "Kalıcılığın azabını tadın! Elde etmekte olduklarınızdan başkası ile mi cezalandırılıyorsunuz?" denilir.

53- "O bir Gerçek midir?" [diye] senden haber istiyorlar. "Tabiki, RAB'bime yemin olsun ki, kesinlikle o mutlaka bir haktır ve siz aciz bırakıcılar değilsiniz." de.

54- Yerde [dünyada] ne varsa [hepsi] zulmetmiş her benliğe ait olsaydı, [her benlik] mutlaka onu feda ederdi. Azabı gördüklerinde pişmanlıklarını gizlediler¹ ve kendileri haksızlığa uğramaz bir haldeyken, aralarında hakkaniyetle karar verildi.

¹: "Açığa vurdular" anlamında olduğu da söylenmiştir (müfredat : سرر) ancak kelimenin aslı "gizlemek"tir.

55- Dikkat! Gerçekten, göklerde ve yerde [tüm evrende] bulunanlar Allah'ındır. Dikkat! Gerçekten, Allah'ın verdiği söz haktır! Fakat onların çoğu bilmiyor.

56- O, diriltiyor ve öldürüyor. Sadece ona geri döndürülüyorsunuz.

57- Ey insanlar