• Hubeyb Öndeş

16- Nahl suresi (hubeyb Öndeş meali)

En son güncellendiği tarih: Şub 13

1- Allah'ın emri geldi, artık onu acele istemeyin. O [Allah] münezzehtir ve onların şirkinden [ortak koştuklarından] yücedir.

2- [Allah], melekleri kendisinden olan (o) ruh'la, kendi kullarından kimi tercih ediyorsa onun üzerine, [şununla] uyarın diye indirir: gerçek şu ki, benden başka hiçbir Tanrı yoktur, o halde bana (karşı gelmekten) sakının.

3- Gökleri ve yeri [tüm evreni] Hakkıyla [gereğince] yarattı. Onların şirkinden [ortak yaptıklarından] yücedir.

4- İnsanı¹, bir saf sudan² yarattı. Ardından ne beklersin? O apaçık bir davacı [oldu]!

¹: cins ismidir. Yani "insanları" manasındadır.

²: "nutfe=نطفة" kelimesinin aslı saf su ve rutubet demektir. (İbni faris: Mekayısi-l lugat & müfredat: نطف) kasıt edilen meni de olabilir. Belki de nur 45. ayette olduğu gibi canlılığın özünü yani ilk canlının oluştuğu yere dikkat çekiyordur. Çünkü yaygın kabul gören bir hipoteze göre canlılık okyanusun altındaki hidrotermal bacalarda başlamıştır. (bkz: 50 soruda yaşamın tarihi, Bilim ve Gelecek Kitaplığı,)

5- Sağmal hayvanları da [Allah] yarattı. Onlarda sizin için bir ısınma ve faydalar vardır. Onlardan yedikleriniz vardır.

6- Otlatmadan getirdiğiniz zaman ve otlatmaya götürdüğünüz zaman, onlarda sizin için bir güzellik vardır.

7- [O hayvanlar], benliğinizin yorgunluğu olmaksızın kendisine ulaşabilecek olmadığınız herhangi bir beldeye sizin ağırlıklarınızı taşıyor. Gerçekten RAB'biniz bir rauf'tur, bir rahimdir.

8- Atları, katırları ve merkebleri kendilerine binmeniz için ve süs olarak [yarattı]¹. Bilmediğiniz [şeyleri] de yaratıyor².

¹: kelimelerine mensup oluşu, 5. Ayette geçen (الانعام) kelimesine atıf olarak "yarattı" fiiline bağlı olduğunu gösteriyor.

²: buradaki (يخلق) fiili, geniş zaman fiili olarak devam eden bir yaratma olduğunu gösteriyor. Yani daha o dönem insanlarının bilmediği şeyler yaratılıyor. Bu durumda "Bilmediğiniz taşıma vasıtaları yaratıyor" veya "bilmediğiniz hayvanları yaratıyor" anlamındadır ki bu durumda evrime uyumludur.

9- Yolun ortası¹ sadece Allah'a göredir. Ondan² [yollardan] yanlışa giden vardır. Şayet Allah [zorlamayı]³ tercih etseydi, tamamınıza mutlaka yol gösterirdi.

¹: "beyan =بيان" şeklinde bir muzaf hazf edilmiş olabilir. (kurtubi) bu durumda "yolun ortasını açıklamak Allah'a düşer" anlamındadır.

²: başka bir kıraatte, bu ifade (ومنكم جائر) yani "sizden, yanlışa giden vardır" şeklindedir. (kurtubi)

³: "şae=شاء" fiili, geçişli bir fiil olduğu için bir meful [nesne] aranır (Enam 90. Ayete bakınız). Yani "Allah tercih etseydi" ifadesine "neyi tercih etseydi?" sorusunu sorarız. Buradan, meful'ün hazf edildiği [atıldığı] anlaşılır. Hazf edilen meful ise "en yukrihehum=أن يكرههم" yani "onları zorlamayı.." ifadesidir.

10- O, gökten bir su indirendir. Sizin için ondan¹ [bir kısmı] bir içecektir ve ondan [bir kısmı] kendisinde (hayvanları) otlattığınız bir ağaç-bitkidir.

¹: "şerabun minhu=شراب منه" kabul edilerek "içecek ondandır" şeklinde de mana verilebilir (Halebi:duru-l mes'un) ancak metne sadık olarak çeviri yapılırsa çeviride olduğu gibi anlamdadır.

11- Sizin için, onunla [o suyla] ekini, zeytini, hurmayı, üzümleri ve tüm ürünlerden yetiştirdi. Gerçekten bunda, kavramaya çalışan bir millet için mutlaka bir ayet [kanıt] vardır.

12- Geceyi, gündüzü, güneşi ve ay'ı sizin için hizmete sundu. Yıldızlar da onun emriyle hizmete sunulmuşlardır. Gerçekten bunda, akıl eden bir millet için mutlaka ayetler [kanıtlar] vardır.

13- Yerde [dünyada] farklı/aykırı renkli olarak ortaya çıkardığı [şeyleri] de [sizin için hizmete sundu]¹. Gerçekten bunda, düşünüp öğüt alan bir millet için mutlaka bir ayet [kanıt] vardır.

¹: 12. Ayetteki (سخر لكم) ifadesine atıftır.

14- Kendisinden taze bir et yemeniz ve kendisinden onu giyeceğiniz bir güzellik eşyası çıkarmanız için denizi hizmete sunan o'dur. Gemileri, onun [denizin] içinde, yarıp giderken görürsün. Bir de, onun ikramından aramanız ve şükretmeniz beklendiği için [bunu yaptı¹]

¹: buradaki (ولتبتغو) ifadesi, (لتاكلو) ifadesine atıftır. (müşkil irabu-l kur'an)

15- [Yer] sizi yalpalıyor diye, yerin içine ağırlıklar¹ attı. Bir de ırmaklar ve yollar [attı]. Yol bulmanız beklenir.

¹: "revasiye=رواسي" kelimesi "resev=رسو" kelimesinin çoğul halidir. Bu kelime "ağırlık" manasındadır.

Örneğin:

"القت السحابة مراسيها

Bulutlar, ağırlıklarını attı" (müfredat : رسو)

Yani "yağmur ağırlığını bıraktı" denir. Naziat 32. Ayette "dağları ağırlaştırdı/yerine oturttu (أرساها)" manasında bu kelime fiil olarak kullanılır. "yerde bulunan ağırlıklar" denilince, genel olarak dağlar anlaşıldığı için bu kelimeye "dağlar" manası verilmiştir.

Ateist Celal şengör dağların depremleri önlediğini değil; aksine dağların depremlere sebep olduğunu iddia etmiştir.

Ancak bu bir çarpıtmadır. Çünkü dağlar depremlerin bir sonucudur; sebebi değildir. Çünkü depremler oldukça dağlar meydana gelir. Bilindiği üzere kıtaların çarpışması sonucu depremler meydana gelir ve bu çarpışmalar kıvrımlı-bindirmeli dağlar meydana getirir. [Erdem gündoğdu plaka (levha) tektoniği. (erdemgundogdu.weebly.com › ...PDF

PLAKA (LEVHA) TEKTONİĞ] )

Şöyle bir örnekle anlatalım: kolunuz yaralandığı zaman kanayan yerde bir yara kabuğu oluşur. Bu bölge vücudun diğer bölgelerine kıyasla kanamaya daha elverişlidir. Ancak "yara kabuğu, kanamanın sebebidir" demek saçmalamaktır. Çünkü kabuk, zaten yaralanma olduğu için meydana geliyor. Celal şengörün iddiası da buna benzemektedir. Çünkü depremler olduğu için dağlar oluşur.

Ayetteki kelimenin "ağırlıklar" manasında olduğunu belirtmiştim. Ayetin kasıt ettiği jeolojik olay konusunda iki hipotez sunabiliriz:

1- İki kıtasal litosfer birbiri ile çarpışmakta ve bunun sonucu olarak kıvrımlı-bindirmeli Himalaya tipi sıradağlar meydana gelmektedir (Sawkins ve diğ., 1974 ten; Ketin, 1994 kıtaların kayması ve levha tektoniği ile ilgili pek çok kaynak bu bilgileri doğrulamaktadır.) belkide bu dağların oluşumu sonucunda kıtaların hareketi yavaşlamaktadır. Tıpkı bir diferansiyel gibi hareketi yavaşlatarak sarsıntıyı azaltmaktadır. Bu fikri bir jeolog olan Peter DeCelles da doğrulamaktadır. (Peter DeCelles - Mountain and earthquake : https://youtu.be/Sx-c4iJWtSI)

2- Yer altında, gerek kıtaların hareketi gerekse dünyanın dönmesi sebebiyle oluşan bir sarsıntıyı engelleyen bir ağırlık olabilir.

Ayetler zamanla doğrulanmaktadır. Örneğin big bang teorisi keşif edilmemiş olsaydı Enbiya 30.ayeti asla anlamayacaktık. Güneşin hareket ettiği keşif edilmemiş olsaydı yasin 38.ayetin bir bilimsel hata olduğunu düşünecektik. Zamanla bu ayetin neyi kasıt ettiği daha iyi anlaşılacaktır.

16- ve Alametler [işaretler] de... Onlar, özellikle de yıldızlarla¹ yol bulurlar.

¹: ayetteki (بالنجم) cins ismidir. Burada (ن) ve (ج) harflerinin dammeyle "nucum" şeklinde çoğul manada okunması da (keşşaf sahibi, kadı beydavi) bunu destekler.

17- O halde yaratan kimse, yaratmayan kimse gibi midir? Artık öğüt almıyor musunuz?

18- Eğer Allah'ın nimetini saysanız onu hesap edemezsiniz. Gerçekten Allah, çok bağışlayandır, bir rahimdir.

19- Allah, sır yaptıklarınızı ve alenen yaptıklarınızı biliyor.

20-21- Allah'ın beride onların dua ettikleri¹ [şeyler]  hiçbir şey yaratamazlar. Onların kendileri yaratılmaktadır, hayat veremeyen ölülerdir². Hangi zaman, yeniden diriltileceklerinin farkında değildirler.

¹: bu ifade "Dua ettiğiniz" [تدعون] ve "Dua ettikleri" [يدعون] olarak iki şekilde okunmuştur. (zamahşeri:keşşaf)

²: 21. Ayetin (أموت) ifadesi 2. Haber, (غير أحيا) ifadesi 3. Haberdir. (Müşkül irabu-l kur'an)

22- Tanrınız bir tek Tanrıdır. Ahirete [son hayata] inanmayanlar büyüklük taslamakta iken, kalpleri [gerçeği] tanımayacaktır.¹

¹: "inkar =إنكار" kelimesi "irfan=عرفان" yani "tanıma" kelimesinin zıddı olarak "tanımama" manasında kullanılır. (müfredat : نكر)

23- Onların sır olarak yaptıklarını ve alenen yaptıklarını Allah'ın bildiğinden yana kuşku yoktur. Gerçekten o, büyüklük taslayanları sevmiyor.

24- Kendilerine "RAB'binizin indirdiği nedir?" denildiği zaman, "öncülerin-öncekilerin satırlarını [yalanlarını indirdi]" dediler.

25- Sonucunda¹ kıyamet günü kendi yüklerini (günahlarını) tam olarak yüklenirler, bir de her hangi bir bilgi olmaksızın kendilerine yolu kaybettirdikleri [kişilerin] yüklerinden(günahlarından) [bir kısmını] taşıyorlar. Dikkat! Ne kötü yükleniyorlar!

¹: buradaki (ل) harfi, sebep bildiren lam [lam-ul key] olabileceği gibi, sonuç bildiren lam [lam-ul akıbet] da olabilir. (kurtubi) sonuç bildiren lam tercih edildi.

26- Kendilerinden öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Derken Allah[ın emri¹], onların binalarının temellerinden geldi de üstlerinden tavan onların üzerine çöktü ve (o) azap, kendilerine farkında olmadıkları yerden geldi.

¹: muzaf hazf edilmiştir [atılmıştır]. Cümle (أمر الله) manasındadır

27- Sonra [Allah] kıyamet gününde onları rezil eder ve "haklarından benimle¹ cepheleştiğiniz ortaklarım²(!) nerede?" der. Kendilerine (o) bilgi verilmiş olanlar "Gerçekten bugün, (o) rezillik ve kötülük kafirlerin [gerçeği örtenlerin] üzerinedir." dediler.

¹: buradaki (تشاقون) ifadesinin sonundaki (ن) harfi, kesre ile de okunmuştur. (keşşaf sahibi, kadı beydavi, kurtubi, ayrıca: verş mushafında böyledir.) Buna göre "bana karşı çıkmakta olduğunuz" mânâsına gelir.

²: alay yollu ve kınama amaçlı bir ifadedir. (Zamahşeri:keşşaf)

28-29- [Kâfirler] ki, Melekler onların benliklerine zulmederek vefat ettirir. Artik6onlar barış teklifi sundular:¹ "Hiçbir kötü eylemde bulunmuyorduk" Hayır! Kesinlikle Allah, bulunmakta olduğunuz eylemlerinizi devamlı bilendir. Artık, içinde kalıcı olduğunuz cehennemin kapılarına girin. Gerçekten, büyüklenenlerin kalış yeri ne kötüdür!

¹: Bu  ifade "barışmak isterler, barışmaya çalışırlar" manasındadır. (Zamahşeri:keşşaf)

30- Korunup sakınanlara da "RAB'binizin indirdiği nedir?" denildi, onlar "Bir hayır [indirdi]" dediler. Güzellik [iyilik] etmiş olanlara bu dünyada [ilk hayatta] bir iyilik vardır. Ahiret [son] yurdu ise mutlaka daha hayırlıdır. Gerçekten, korunup sakınanların yurdu ne güzeldir!

31- [O], onların kendisine gireceği, alt taraflarından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Onun içinde, ne tercih ediyorlarsa o vardır. İşte Allah, korunup sakınanlara bunun gibi karşılık veriyor.

32- [korunup sakınanlar] ki, Melekler "Esenlikler üzerinizedir. Bulunmakta olduğunuz eylemleriniz karşılığında cennete girin." diyerek onları temiz bir şekilde vefat ettirir.

33- Onlar, meleklerin kendilerine gelmesinden veya RAB'binin emrinin gelmesinden başkasını beklemiyorlar¹. Kendilerinden öncekiler de işte bunun gibi yaptılar. Allah onlara zulmetmedi; fakat onlar kendi benliklerine zulümetmekteydi.

¹: soru edatı olan (هل)burada (ما) anlamındadır. .

34- Derken, eylemlerinin kötülüğü kendilerine isabet etti; maskara yapmaya çalışmakta oldukları kendilerini kuşattı.

35- Şirk koşmuş [Allah'a ortak kabul etmiş] olanlar "Allah [zorlamayı]¹ tercih etseydi, biz ve atalarımız, ondan [Allah'tan] beride hiçbir şeye kulluk etmezdik ve ondan beride hiçbir şeyi haram/kutsal saymazdık." dediler. İşte, kendilerinden öncekiler de bunun gibi yaptı. O halde elçiler'e, apaçık bir duyurudan başkası mı düşer?

¹:"şae =شاء" fiili, geçişli bir fiil olduğu için meful [nesne] aranır (enam 90. Ayete bakın). Bu meful ise "en tukrihehum=أن تكرههم" ifadesidir.

36- Elbetteki, her bir topluluğa "Allah'a kulluk edin ve tağut'tan[taşkın sistemden] uzak durun!" diye birer elçi yönlendirmiştik. Derken, onlardan kimine¹ Allah yol gösterdi ve onlardan kimine yolu kaybetmek hak [şart] oldu. Artık, Yerde [dünyada] gezip dolaşın da yalanlayanların sonucunun nasıl olduğuna bakıp düşünün.²

¹: Rad 27. Ayette, Allah'ın kime hidayet edeceği anlatılmaktadır.

²: Bu fiil araştırmak ve düşünmek anlamında da kullanılır. (müfredat: نظر)

37- Onların yolu bulmaları uğruna ne kadar hırs yapsan da kesinlikle Allah, yolu kaybettiren kimseye yol göstermez¹. onlar için hiçbir yardımcı yoktur.

¹: Genellikle "Yolu kaybettirir" [يُضِل] fiilinin faili Allah kabul edilerek "Allah, yolu kaybettirdiği kimseye yol göstermez" manası verilmiştir. Ancak "Yolu kaybettirir" fiilinin faili "kimse" [من] de olabilir. Çeviri buna göre yapıldı.

buradaki (هدا) fiilinin (اهتداي) yani "yol bulma" manasında olduğu da söylenmiştir. (kurtubi) Buna göre "Allah'ın [doğru yoldan] şaşırttığı kimse, yol bulamaz" manasındadır. Bir başka kıraat'te (يُهدَي) şeklindedir. (Zamahşeri:keşşaf) Buna göre "Allah'ın yolu kaybettirdiği kimseye, yol gösterilmez" yani "ne sen ne de başkası tarafından ona yol gösterilemez" manasındadır.

38- Yeminlerinin tüm gücüyle, "Allah, ölen kimseleri diriltmez" [diye] Allah'a ant içtiler. Hayır! Kendi üzerine hak olarak verilmiş bir söz olarak [bunu yapacaktır] ;fakat insanların çoğu bilmiyor.

39- Hakkında ayrılığa düştükleri [şeyi] kendilerine açıklasın ve gerçeği örtüp göz ardı etmiş olanlar kendilerinin yalancılar olduklarını bilsinler diye [elçiler gönderdik¹].

¹: ayetin (ليبين) ifadesinde bulunan (ل) harfi, 36. Ayetteki "Elçi gönderdik" ifadesine bağlıdır. Bu harfin, önceki ayete bağlı olup "...kendilerine açıklasın....kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler diye onları diriltir" manasında olması da mümkündür. (Zamahşeri:keşşaf, kurtubi, zad'ul mesir) ancak ilki daha uygundur.

40- Herhangi bir şey için sözümüz, onu [o şeyi] istediğimizde sadece ona "ol" dememizdir. Hemen [o şey] oluverir.

41- kendilerine zulüm edilmesinden sonra Allah uğrunda hicret etmiş olanları (evet!) onları dünyada [ilk hayatta] mutlaka güzelce konaklayacağız. Kesinlikle Ahiretin [sonun] ödülü, en büyüğüdür. Şayet bilselerdi…

42- [Onlar] ki sabır ettiler. Onlar sadece RAB'lerine güvenip dayanıyorlar (tevekkül ediyorlar).

43- Senden önce ne gönderdiysek ancak kendilerine vahiy ettiğimiz kişileri¹ gönderdik. Eğer bilmiyorsanız, hatırlatma halkına (zikir halkına) sorun.

¹: "rical=رجال" kelimesi, İnsanın erkeğine denilir. Bu ayetten genellikle "peygamberler ancak erkeklerden çıkar" sonucu çıkarılmıştır. Ancak, bu kelimenin tağlip gereğince kadın ve erkek karışık olarak kullanılması da mümkündür. 

"eşari" mezhebi, Meryem ve birkaç kadının elçi olduğunu savunmuştur. (kurtubi, Meryem 16, Alimran 42,) Tevratta da pek çok kadın peygamber anlatılmaktadır.

44- Açık kanıtlar ve zubur[kutsal metinler] ile [gönderdik]. Kendilerine kısım kısım indirileni insanlara açıklaman için hatırlatmayı (zikri) sana indirdik. Onların kavramaya çalışmaları beklenir.

45- (o) kötülükleri planlamış olanlar, Allah'ın kendilerini yerin [dibine¹] geçirmesinden veya azabın kendilerine farkında olmadıkları yerden gelmesinden emin midirler?

¹: (jawahir al Qamus: خسف)

46- veya kendilerinin dönüp dolaşması[esnasın]da kendilerini yakalamasından [emin midirler?] artık onlar aciz bırakıcılar değildir.

47- veya bir azar azar eksilme¹ üzerine kendilerini yakalamasından [emin midirler?] gerçekten, RAB'biniz bir rauf'tur, bir rahimdir.

¹: (Zamahşeri:keşşaf, zad'ul mesir)

48- Allah'ın herhangi bir şeyden ne yarattığını hiç görmediler mi? onun [o şeyin] gölgesi, kendileri hakir bir haldeyken sağdan ve soldan Allah için secde ederek dönmektedir.

49-50- Göklerde ve yerde kımıldanan [türün]den ne varsa, melekler de (dahil) büyüklük taslamayarak üstlerinden¹ (gelecek bir azaptan)dolayı RAB'lerinden korkarak sadece Allah'a secde ederler. Kendilerine emir edilen ne ise onu yaparlar.

¹: buradaki (من فوقهم) ifadesi yani "üstlerinden" ifadesi, (يخافون) yani "korkarlar" fiiline bağlanabilir (Zamahşeri:keşşaf) çeviri bu anlama göre yapıldı.

51- Allah "iki çift Tanrı edinmeyin. O, sadece bir tek Tanrıdır.¹ O halde sadece benden çekinin." dedi.

¹: İlk cümlede ve son cümlede 1. şahıs olarak kendisinden bahsederken bir anda kendisini 3. şahısa çekerek iltifat sanatı uyguladı.

52- Göklerde ve yerde [tüm evrende] bulunanlar sadece onundur; din ise kalıcı olarak onun içindir. O halde Allah'tan başkasından mı çekiniyorsunuz?

53- Nimet[türün]den sizde ne varsa [bilin ki] o, Allah'tandır. Dahası size bir sıkıntı temas ettiği zaman sadece ona feryat edersiniz.

54- Sonra, [Allah] sizden (o) sıkıntıyı kaldırdığı zaman bir bakarsınız ki sizden olan bir grup, RAB'lerine şirk koşar [ortak kabul eder].

55- Sonucunda¹, Kendilerine verdiklerimizi göz ardı ederek nankörlük ederler. Artık faydalanmaya devam edin, yakında bileceksiniz.

¹: buradaki (ل) harfi, sonuç bildiren lam [lam-ul akıbet] da olabilir, sebep bildiren lam [lam-ul key] da olabilir (kurtubi) çeviri, lam-ul akıbet'e göre yapıldı.

Lam-ul key olsaydı, "kendilerine verdiklerimizi göz ardı ederek nankörlük etmek için [Efendilerine ortak yapar]" şeklinde meal edilirdi.

56- Kendilerini rızıklandırdığmızdan, bilmeyen [şeyler/putlar¹] için bir nasip seçiyorlar. Allah delildir ki uydurmakta olduklarınız hakkında mutlaka sorgulanacaksınız.

¹: burası "bilmedikleri [şeylere] bir nasip [pay] ayırıyorlar" şeklinde de meal edilebilir.

57- Allah'a kız çocuklarını yakıştırıyorlar. Ne münasebet! Kendilerine ise arzuladıklarını [yakıştırıyorlar]¹

¹: buradaki (يشتهون) ifadesinin, "kız çocukları" yani (البنات) kelimesine atıf olarak mahalli olarak mensup olması mümkündür. (zamahşeri:keşşaf) çeviri bu gramere göre yapıldı.

58-59- Onların biri kız ile müjdelendiği zaman kendisi yutkunur bir haldeyken gündüz boyunca¹ yüzü kapkara hale gelir. Kendisiyle müjdelendiği (şeyin) kötülüğünden (!)² dolayı milletinden saklanmaya çalışır. Onu bir utanç üzerine (hayatta) mı tutar? Yoksa onu [kızını] toprağın içine mi gömer? Dikkat! Ne kötü hükmediyorlar!

¹: "zalle=ظلل" kelimesi gündüz yapılan iş için kullanılır (müfredat: ظلل) bir nevi "Utancından dolay bütün gün insanlardan dolayı yüzü kararır" denilmektedir.

²: Onların algısına göre "kötülüğünden" demiştir. Devamında "ne kötü hükmediyorlar!" ifadesi de bunu doğruluyor.

60- Kötü örnek, ahirete inananlar içindir; en güzel örnek ise Allah içindir. O, devamlı üstündür, hakimdir/hikmetlidir.

61- Allah, insanları zulümleri sebebiyle yakalıyor olsaydı onun¹ üzerinde hiçbir kımıldanan bırakmazdı; fakat onları isimlendirilmiş bir süre sonuna kadar erteliyor. Artık, süre sonları geldiği zaman bir saat ertelemeyi isteyemezler ve öne almayı da isteyemezler.

62- Nefret ettikleri ne ise onu Allah'a yakıştırıyorlar. Dilleri, en güzelinin kendilerine ait olduğuna dair (o) yalanı yakıştırıyor. Onlar için ateş olduğundan ve onların önde gidenler¹ olduğundan yana kuşku yoktur.

¹: buradaki (مفرطون) ifadesi (مفرِطون) şeklinde de okunmuştur (kurtubi, kadı beydavi) bu tercih edildi.

63- Allah delildir ki, senden önceki topluluklara da (vahiy) göndermiştik, ardından şeytan onlara kendilerinin eylemlerini süslemişti. O halde bugün, o [şeytan] onların velisidir. Onlara can yakıcı bir azap vardır.

64- Kitabı sana ancak hakkında ayrılığa düştükleri [şeyi] kendilerine açıklaman için; bir de inanan bir millete bir doğru yol rehberi ve bir rahmet olarak indirdik.

65- Allah, gökten bir su indirdi, ardından onunla [o suyla] yere [dünyaya] onun [yerin] ölümünden sonra hayat verdi.¹ Gerçekten bunlarda, işiten bir millet için mutlaka bir ayet [kanıt] vardır.

¹: Dünya ilk başta bir ateş kütlesi halinde olduğu yaşama elverişli bir halde değildi. Üzerinde bulunan su da canlılığı oluşturmaya yeterli değildi. Bundan dolayı suyun gökten (uzaydan) geldiğine dair bir teori mevcuttur. (bilgilerin doğruluğu şu kaynaklardan teyit edilebilir: Dr. Melik kara, yerkürenin ve atmosferin oluşumu, BBC- dergi okyanuslar nasıl oluştu?) ayetin kasıt ettiği olay bu olabilir.

66- Gerçekten, sağmal hayvanlarda sizin için mutlaka bir ibret var. Size, onların karınlarında sindirilmiş gıda ve bir kan arasından (çıkan), içenler için kolay yutulur bir halde¹ olan, halis bir süt içiriyoruz.

¹: zamahşeri, (سائغا) kelimesinin sıfat değil; hal olduğunu söylemektedir. (keşşaf sahibi)

67- Kendisinden (suyundan¹) bir Seker(helal içecek²) ve güzel bir rızık edindiğiniz hurma ağacının ve üzümlerin ürünlerinden de [sizin için birer ibretler vardır]³. Gerçekten, bunda akıl eden bir millet için mutlaka bir ayet [kanıt] vardır.

¹: buradaki (منه) ifadesinde bulunan zamir, hazf edilmiş bir muzaf olan (عصير) kelimesine işaret eder. (Zamahşeri:keşşaf)

²: "sekran=سكرا" kelimesinin sarhoş eden içki manasında olduğu ve bu ayetin nesh edildiği genel bir kabuldür. Ancak içkinin haram olduğunu belirten Maide 90. Ayette ( "hamr=خمر" kelimesi kullanılmıştır. Bu ayette ise "sekr=سكر" kelimesi kullanılmıştır. "nebiz, sirke, helal bir içecek, meyve suyu" anlamlarından herhangi biri olabilir. (kurtubi, zamahşeri:keşşaf, zad'ul mesir) bu anlamlara geldiğine göre herhangi bir nesh yoktur.

³: ayetin (ومن... ) kısmı önceki ayette geçen (انعام) kelimesine atıftır. Ayetin takdiri (ولكم من ثمرات النخيل والأعناب عبرة) şeklindedir (kurtubi)

68-69- RAB'bin, bal arısına "Dağlardan, ağaçlardan-bitkilerden ve [insanların] çardaklarından evler edin. Sonra, tüm ürünlerden ye, ardından kolay bir şekilde RAB'binin yollarına koyul." diye vahyetti. Karınlarından, renkleri farklı olan, içinde insanlara bir şifa bulunan bir içecek çıkar. Gerçekten, bunda kavramaya çalışan bir millet için mutlaka bir ayet [kanıt] vardır.

70- Allah sizi yarattı, sonra sizi vefat ettiriyor. Sizden(aranızdan), bir bilginin ardından hiçbir şey bilmemesi için, ömrün en reziline döndürülen kimseler vardır. Kesinlikle Allah devamlı bilendir, imkanı olandır.

71- Allah, rızık konusunda sizi birbirinize karşı fazlalıklı yaptı. Artık, fazlalıklı kılınmış [kişiler] güçlerinin sahip oldukları [kişilere], onda [rızıkta] kendileriyle eşit olurlar diye¹ rızıklarını gönderici olmuyorlar. O halde Allah'ın nimetini mi bile bile reddediyorlar?

¹: buradaki "fe=ف" sebebiyyedir.

72- Allah, sizin için kendi canlarınızdan[türünüzden¹] eşler yaptı, sizin için eşlerinizden çocuklar ve hizmetçiler² yaptı ve sizi temiz olanlardan rızıklandırdı. Artık, yalana mı inanıyorlar? Allah'ın nimetini mi onlar göz ardı edip nankörlük ediyorlar?

¹: buradaki (من أنفسكم ) ifadesi ile "tür" kasıt edilmiştir. Tıpkı tevbe 128 (لقد جاءكم رسول من أنفسكم) "elbetteki size kendi canınızdan[türünüzden] bir Elçi gelmiştir" ayetinde olduğu gibi. (kurtubi)

²: ayetteki (حفدة) kelimesi ile "torunlar, kız çocukları, oğullar" gibi pek çok şeyin kasıt edildiği söylenmiş olsa da (zad'ul mesir, kurtubi) kelimenin kullanımı çoğunlukta bu kelimenin "hizmetçiler" manasında olduğunu göstermektedir. (Zamahşeri:keşşaf, kadı beydavi, kurtubi müfredat :حفد)

73- Allah'tan beride, kendileri için göklerden ve yerden hiçbir açıdan herhangi bir rızka sahip olmayan ve güçleri yetmeyen [şeylere] kulluk ediyorlar.

74- Allah'a misaller örneklendirmeyin. Gerçekten, siz bilmezken Allah biliyor.

¹: "Allah'ı bir şeylere benzetmeyin" manasındadır. (keşşaf sahibi)

75- Allah; herhangi bir şeye imkanı olmayan sahiplenilmiş bir kulu¹ ve kendisini güzel bir rızık olarak bizden rızıklandırmış olduğumuz böylece de kendisinin ondan [rızıktan] gizlice ve açıkça harcama (infak) yapan kimseyi bir misal olarak örneklendirdi. [Sizce] eşit olabilirler mi? Övgü Allah içindir... Aksine! Onların çoğunluğu bilmiyor.

¹: "kul (müşrik)" manası verilen (عبد) kelimesi, bu Ayette Allah'tan başkasına "kul" olan birini yani müşrik birinin halini özetlemek için kullanılmıştır. Çünkü, putlara kul olan bir müşrik, Allah'a kul olarak nefsinin ve insanların kölesi olmaktan kurtulan bir insan ile eşit değildir. Her ne kadar yaratılış itibariyle eşit olsa da...

76- Allah; ikisinden biri, [sahibi] kendisini her nereye yönlendirse hiçbir hayır getirmeyen, sahibine bir yük¹ olarak herhangi bir şeye imkanı olmayan dilsiz; [diğeri ise] dosdoğru bir yol üzerinde olarak adaleti emreden, iki kişiyi misal olarak örneklendirdi. [Sizce] ikisi eşit olabilir mi?

¹: "kullun ale=كل على" ifadesi, "ağırlık, yük" manasında açıklanmıştır. (lisanu-l Arab: كل)

77- Göklerin ve yerin [tüm evrenin] gayb'ı [gizliliği] Allah'ındır. Saatin (kıyametin) durumu ancak bir bakışın kırpması gibidir, hatta o daha da yakındır. Kesinlikle Allah her şeye imkanı olandır.

78- Allah, annelerinizin karnından siz hiçbir şey bilmiyor bir haldeyken sizi çıkardı. Sizin için algılama¹, bakışlar ve gönüller yaptı. Şükretmeniz beklenir.

¹: "sem'a=سمع" kelimesi bazen algılama anlamında da kullanılır. (müfredat: سمع) ayette "Bakışlar, gönüller" diyerek çoğul kullandığı halde "algılama/işitme" derken tekil kullanmasından bir işaret olabilir.

79- Göğün boşluğunda hizmete sunulmuş kuşları hiç görmediler mi? Onları ancak Allah tutuyor. Gerçekten, bunda inanan bir millet için mutlaka ayetler [kanıtlar] vardır.

80- Allah, sizin için evlerinizden bir sükunet [rahatlık, dinlenme] yaptı. Sizin için sağmal hayvanların derilerinden, göç etme ve ikamet etme [kalma] gününde kendilerini hafif bulduğunuz evler yaptı. Yünlerinden, yapağılarından ve tüylerinden bir mobilya ve bir süreye kadar geçim vardır.

81- Allah, yarattıklarından sizin için gölgelikler yaptı. Sizin için dağlardan korunaklar yaptı. Sizin için, sıcağa [karşı] sizi koruyan kıyafetler ve zorlu durumunuzda[şiddetli savaşta] sizi koruyan kıyafetler (zırhlar) yaptı. İşte bunun gibi, nimetini size tamamlıyor, [ona] teslim/ olmanız beklenir.

82- Artık yüz çevirirlerse [bil ki] sana sadece apaçık bir duyurma [görevi] vardır.

83- Allah'ın nimetini tanırlar, sonra çoğunluğu kâfirler [gerçeği örtenler] olarak¹ onu [nimeti] tanımazlar.

¹: burası hal cümlesidir [vav'ul hal'dir] (Müşkül i'rabu-l kur'an)

84- Her bir topluluktan birer devamlı şahit yönlendireceğimiz sonra gerçeği örtmüş olanlara izin verilmeyeceği ve hoşnut etmeleri kendilerinden istemeyeceği günü [an]!¹

¹: buradaki (يومَ) kelimesi, hazf edilmiş [atılmış] bir (اذكر) kelimesi ile mensup [üstün harekeli] olmuştur. (Zamahşeri:keşşaf, Müşkül i'rab-ul kur'an)

85- Zulümetmiş olanlar azabı gördükleri zaman, kendilerine süre verilmeyecek bir haldeyken kendilerinden [azap] hafifletilmez.

86- Şirk koşmuş [Allah'a ortak kabul etmiş] olanlar ortaklarını gördükleri zaman "RAB'bimiz! Bunlar, senden beride dua etmekte olduğumuz ortaklarımız." dediler. Derken (ortakları) kendilerine laf attılar: "kesinlikle siz, yalancılarsınız"

87- O gün, barışı [teslimiyeti] Allah'a teklif ettiler. Uydurmakta oldukları kendilerinden kayboldu.

88- Gerçeği örtmüş ve Allah'ın yolundan çevirmiş olanlara [gelince] bozgunculuk [terör, kaos] çıkarmaları sebebiyle onların azabını üstüne bir azap olarak artıracağız.

89- Her bir toplumun içine, kendilerine karşı kendi canlarından olan bir devamlı şahit yönlendireceğimiz günü [an]! Seni de bunların üzerine bir devamlı şahit olarak getirdik. Kitabı sana, her şey için bir açıklama olarak ve müslümanlar [barışçı ve Tanrıya teslim olanlar] için bir doğru yol rehberi, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.

90- Gerçekten, Allah adaleti, iyiliği ve yakınlık sahiplerine vermeyi emir ediyor; çirkin işleri, tanınmayanı [kötülüğü] ve taşkınlığı yasaklıyor. [Allah] öğüt veriyor, düşünüp öğüt almanız beklenir.

91- Anlaşma yaptığınız zaman, Allah'ın anlaşmasını tam yapın. Allah'ı kendinize bir kefil yapmışken, yeminlerinizi kendi pekiştirilmesinden sonra bozmayın. Kesinlikle Allah, yaptıklarınızı biliyor.

92- Bir topluluk, (diğer) bir topluluktan daha yüksekte olsun diye, yeminlerinizi aranızda bir kin-düşmanlık (kaynağı) edinerek, ipliğini kuvvetinden [sağlamlaşmasından]¹ sonra bir düğümü çözücü bir halde bozan o kadın² gibi olmayın. Allah, bununla [yeminlerinizle] sizi sadece sınıyor. Kıyamet gününde, hakkında ayrılığa düşmekte olduğunuz ne ise onu size mutlaka açıklayacaktır.

¹: buradaki (قوةٍ) kelimesinin sonundaki tenvin, muzafun ileyh'ten bedeldir. (قوتها) manasındadır.

²: ismi mevsul olan (التي), kadın için kullanılır.

93- Allah [zorlamayı]¹ tercih etseydi, sizi bir tek topluluk yapardı; fakat (tercihi size bıraktığı için) tercih eden¹ kimseye yolu kaybettirir; tercih eden kimseye yol gösterir. Bulunmakta olduğunuz eylemlerinizden mutlaka sorgulanacaksınız.

¹: "şae=شاء" fiili, geçişli bir fiil olduğu için bir meful [nesne] aranır (Enam 90. Ayete bakınız). Yani "Allah tercih etseydi" ifadesine "neyi tercih etseydi?" sorusunu sorarız. Buradan, meful'ün hazf edildiği [atıldığı anlaşılır. Hazf edilen meful ise "en yukrihehum=أن يكرههم" yani "onları zorlamayı" ifadesidir.

²: "Men yeşeu=من يشاء" ifadesi mebnidir. "yeşeu= يشاء" fiilinin faili "men=من" de olabilir "Allah=الله" da olabilir. Genellikle faili Allah kabul edildiği için "Tercih ettiğini (dilediğini) saptırır" şeklinde meal edilmiştir. Ancak kur'an bütünlüğü açısından faili "men=من" kabul edilmelidir. Çeviride yazıldığı gibi. Rad 27. Ayette "Allah, kendisine yönelen kimseye hidayet ediyor [doğru yola iletiyor]"

Zümer 3 "Allah, çokça kafir [gerçeğini örtmekte aşırıya giden], yalancı kimseye yol göstermez"

Tevbe 109 "Allah, zalimler milletine yol göstermez"

Tevbe 80 "Allah, hadlerini aşanlar milletine yol göstermez"

Bu ayetler, Allah'ın tercihinin insanın tercihine göre olduğunu gösteriyor.

94- Yeminlerinizi aranızda bir kin-düşmanlık (kaynağı) yapmayın. Aksi halde, bir ayak [kişi], kendisinin (İslam üzerine) sabitlenişinin ardından kayar [yolu kaybeder], Allah'ın yolundan çevirdiğiniz¹ için kötülüğü tadarsınız ve sizin için çok büyük bir azap var olur.

¹: bir insan, yaptığı herhangi bir eylem sebebiyle insanları dinden soğutuyorsa, "Allah'ın yolundan engellemiş" sayılıyor.

95- Allah'ın anlaşmasıyla az bir bedeli satın almayın. Eğer, bilmekte idiyseniz sizin için sadece Allah'ın yanında bulunanlar daha yararlıdır (hayırlıdır).

96- Yanınızda ne varsa tükenir; Allah'ın yanında ne varsa bakidir[ilk hali üzerinde kalıcıdır]. Sabır etmiş olanlara ödüllerini, bulunmakta oldukları eylemlerinin en güzeliyle¹ karşılık olarak vereceğiz.

¹: "En güzeli sebebiyle karşılık olarak vereceğiz" şeklinde de meal edilebilir. Bu durumda "bi=ب" harfi sebebiyet için kullanılmış olur.

97- Herhangi bir erkek veya kadın[cinsin]den kim inançlı olarak  düzgün-iyi bir eylemde bulunursa, mutlaka ama mutlaka ona temiz bir hayat yaşatırız ve onlara ödüllerini, bulunmakta oldukları eylemlerin en güzeliyle mutlaka ama mutlaka karşılık olarak vereceğiz.

98- Artık kur'an okuduğun zaman kovulmuş şeytandan Allah'a sığınmayı dile.

99- Gerçek şu ki, inanmış ve sadece RAB'lerine güvenip dayanmış (tevekkül etmiş) olanlara karşı ona [şeytana] hiçbir yetki-kuvvet [mevcut] değildir.

100- Onun [şeytanın] yetkisi-kuvveti sadece onu veli(rehber) yapanlara ve onunla ortak koşanlara karşıdır.

101- Allah, neyi kısım kısım indirdiğini¹ daha çok bilirken bir ayeti (diğer) bir ayetin yerine değiştirdiğimiz² zaman "sen sadece bir uydurukçusun!" dediler. Hayır, onların çoğunluğu bilmiyor.

¹: bu konuyla ilgili detaylara bakara 106. Ayette değinildi. Ayetin değişimi, sadece kur'an'ın diğer kutsal metinlerin hükümlerini nesh etmesi ile olabilir.

²: İltifat sanatı uygulanarak ilk başta Allah üçüncü şahıs olarak anlatılırken bu noktada çoğul birinci şahısa çekildi.

102- [Şunu] bildir:¹ kutsal ruh (ruhu-l kudüs) inanmış olanları (İslam üzerine) sabitlemek için; bir de müslümanlara [RAB'be teslim olanlara] bir doğru yol rehberi ve bir müjde olarak  RAB'binden hak ile [gereğince] onu [kısım kısım] indirdi.

¹: burada (قل) denildiği halde, sözün sahibi Allah olmaya devam etmiştir, peygamberin ağzıyla konuşulmamıştır. Demekki (قل) sözü yerine göre "bildir" manasında kullanılıyor.

103- Elbetteki, onların "Ona sadece bir beşer öğretiyor" dediklerini biliyorduk. Ona (öğretiyor, diye) yamulttukları[nispet ettikleri] kimsenin dili anlaşılmaz-karışıktır¹ bu (kur'an) ise apaçık açık-net bir dildir.

¹:"ea'cemi=أعجمي" kelimesi, konuştuğu anlaşılmayan anlamına gelir. (Zamahşeri:keşşaf & beydavi fussilet 44) "arabbiyyen=عربيا" konuşmanın açık-net duru [anlaşılır] olan kısmı (müfredat : عرب) olduğuna göre, bunun zıttı olarak kullanılan "ea'cemi=أعجمي" kelimesinin çeviride yazıldığı gibi bir anlamda olması gerekir. (fussilet 44. Ayetin dipnotuna bakınız)

104- Gerçekten, Allah'ın ayetlerine [kanıtlarına] inanmayanlara (evet!) Allah onlara yolu göstermez. Onlara can yakıcı bir azap vardır.

105-106- (o) Yalanı, sadece Allah'ın ayetlerine [kanıtlarına] inanmayanlar uyduruyorlar. İşte onlar, yani¹ inancının ardından Allah[ın varlığı] gerçeğini örtüp göz ardı edenler yalancıların ta kendisidir. Ancak, kalbi inançla tatmin [dolu] olduğu halde zorlanan hariç. Ama kimler küfre [gerçeği örtmeye] göğüs [gönül] genişletirse, Allah'tan bir gazap kendilerinin üzerinedir. Onlara büyük bir azap vardır.

¹: 106. Ayetin (من كفر) ifadesi, 105. Ayetin (أولئك) ifadesinden bedeldir. (zamahşeri:keşşaf)

107- İşte bu, onların ahirete [son hayata] karşı dünya [ilk] hayatını seçmeleri ve Allah'ın, kâfirler [gerçeği örtenler] milletine yol göstermemesi sebebiyledir.

108- Allah'ın; onların kalplerinin¹, algılamasının² ve bakışlarının üzerine damgalamış olduğu [kişiler] işte bunlardır. Bihaber olanların ta kendileri işte bunlardır.

¹: Kalbin, düşünceye, algıya ve davranışa etki ettiğine dair bilimsel kanıtlar vardır. Yani çoğu insanın zannettiğinin aksine, kalp de düşünceye etki eder. Kaynak: McCraty, R., et al., The Coherent Heart Heart-Brain Interactions, Psychophysiological Coherence, and the Emergence of System-Wide Order. Integral Review: A Transdisciplinary & Transcultural Journal for New Thought, Research, & Praxis,sayfa 15 bkz: https://integral-review.org/issues/vol_5_no_2_mccraty_et_al_the_coherent_heart.pdf

Orjinal metindeki ifadeler "The consistent and pervasive influence of the heart’s rhythmic patterns on the brain and body not only affects our physical health, but also significantly influences perceptual processing, emotional experience, and intentional behavior." [Daha detaylı bilgi için bkz: https://www.bilimveyaratilisagaci.com/2018/07/44-kalp-dusunur-mu-kuran-ve-bilim-bu-konuda-ne-diyor/ ]

bununla birlikte kalp (kalb /قلب) kelimesinin, "ruh, ilim, şecaat, akıl" gibi manaları da mevcuttur. (Ragıp isfehani el müfredat قلب maddesi) kasıt edilenin başka bir şey olduğuna şu ayet de delil olabilir: "Kendisine ait bir kalp bulunan kimse için işte bunda mutlaka hatırlatma vardır" (kaf 37)

²: Bakışlar ve kalpler çoğul kullanıldığı halde "işitme/algılama" kelimesi tekil kullanılmıştır.

109- Onların ahirette [son hayatta] kaybedenlerin ta kendileri olduğundan yana kuşku yoktur.

110- Dahası gerçekten RAB'bin, fitnelenmesinin[işkenceye maruz kalmasının] ardından hicret etmiş sonra cihad [çaba sarf] etmiş ve sabır etmiş olanlar için (evet!) gerçekten RAB'bin bundan [fitneye uğramalarından] sonra mutlaka çok bağışlayandır, bir rahimdir.

111- [Hatırla¹ o] günü ki: her bir can, kendi canı uğruna mücadele ederek gelir ve her bir can, kendi eylemleri(nin karşılığı) tamamen alır, kendileri zulüm olunmazlar.

¹: ayetteki (يوم) kelimesi hazf edilmiş bir (اذكر) fiili ile mensuptur. (müşkil irabu-l kur'an)

112- Güvende olan, tatmin olan ve kendisine rızkı her yerden bol bol gelen bir kenti, Allah bir misal olarak örneklendirdi. Ardından [o kentin halkı¹] Allah'ın nimetlerine nankörlük etti. Derken Allah, onların tasarladıkları nedeniyle açlık ve korku elbisesini ona [o kentin halkına] tattırdı.

¹: belegat açısından bir şeyin bir kısmı kasıt edilerek tamamı söylenir [bkz: belegat | zikru-l kul, iradet-ul bad]. Burada kent söylenerek, kentin halkı kasıt edilmiştir.

113- Elbetteki, onlara kendilerinden olan bir elçi gelmişti, onlar onu [o elçi'yi] yalanlamıştı. Ardından kendileri zalimler iken, azap onları yakalamıştı.

114- Allah, size helal hoş/temiz olarak neyi rızık ettiyse, onlardan yiyin. Eğer, sadece ona kulluk ediyorsanız, Allah'ın nimetine teşekkür edin.

115- [Allah] size sadece ölüyü, kanı, domuzun etini ve Allah'tan başkası [adına] seslenilerek kurban edilenleri haram etti. Artık, kim (yemeye) -ölçüyü kaçırmamak ve düşmanlık etmemek şartıyla- mecbur kalırsa, [bilsin ki] kesinlikle Allah, çok bağışlayandır, bir rahimdir.

116- Dillerinizin (o) yalanı yakıştırması için "Şu helâldir; şu haramdır" demeyin. Sonucunda¹ Allah'ın üzerinden (o) yalanı uydurmuş [olursunuz]. Kesinlikle, Allah'ın üzerinden yalanı uyduranlar başarılı olmazlar.

¹:buradaki (ل) sonuç bildiren lam [lam-ul akıbet] olmalıdır. (Fahreddin Razi)

117- [Onların geçimi]¹ az bir geçimdir. Onlara can yakıcı bir azap vardır.

¹: buradaki (متاع) kelimesi hazf edilmiş bir müptedanın haberidir (zamahşeri:keşşaf) hazf edilen müpteda, yazıldığı şekildedir. (Fahreddin Razi)

118- Daha önceden sana anlattığımızı sadece¹ yahudiliği seçmiş olanlara haram ettik. Onlara zulüm etmedik; fakat onlar kendi canlarına zulümetmekteydiler

¹: Bir şeyi bir bölüme mahsus yapmak [hasr etmek] için nesne [meful] başa gelir, eylem [fiil] sonraya bırakılır. (bkz: belegat| hasr edatı) burada da aynı şekilde meful başa gelmiş, burada sadece yahudilere haram edildiği bildirilmiştir.

119- Dahası gerçekten RAB'bin, cahillikle kötü eylemde bulunan, sonra bunun [bu kötülüğün] ardından tevbe etmiş ve (hatalarını) düzeltmiş olanlar için (evet!) Gerçekten RAB'bin bunun ardından [onlar için] mutlaka çok bağışlayandır, bir rahimdir.

120-121- Gerçekten, İbrahim Hanif [doğruya yönelmiş] olarak, Allah'a gönülden boyun eğen bir topluluktu. Hiç müşriklerden [Allah'a ortak kabul edenlerden] olmamıştı. Onun [Allah'ın] nimetlerine çokça teşekkür edendi. [Allah] onu [İbrahim'i] seçti ve onu en dosdoğru bir yola iletti.

122- Ona [İbrahim'e] dünyada [ilk hayatta] bir iyilik vermiştik. Gerçekten o, ahirette [son hayatta] düzgün kimselerdendir.

123- Sonra sana "Hanif [doğruya yönelmiş] olan ve müşriklerden olmayan İbrahim'in dini görüşüne uy!" diye vahiy ettik.

124- (o) cumartesi [işi bırakma olayı], sadece onda ayrılığa düşenler için yapıldı. Kesinlikle RAB'bin, kıyamet günü kendisinde ayrılığa düşmekte oldukları konuda aralarında mutlaka hüküm verecektir.

125- RAB'binin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzeliyle mücadele et [tartış]. Kesinlikle RAB'bin doğru yolu bulanları en iyi bilirken kendisinin yolunu kaybeden kimseleri de en iyi bilenin ta kendisidir.

126- Eğer, sonuç [ceza] verecekseniz, size verilen sonucun [cezanın] benzeri ile sonuç [ceza] verin. Şayet sabır ederseniz [bilin ki] kesinlikle bu, sabır edenler için daha iyidir (hayırlıdır).

127- Sabret, sabrın ancak Allah iledir. Onlara karşı üzülme ve onların planlamakta oldukları(tuzakları)ndan dolayı, bir darlık içinde olma.

128- Gerçekten, Allah korunup sakınmış olanlarla ve güzellik [iyilik] yapanlarla beraberdir.

Ekran Alıntısı.PNG
Ekran Alıntısı.PNG
Screenshot_2020-01-23-20-01-53-358_com_e
20190410_220809.jpg
Ekran%20Al%C4%B1nt%C4%B1s%C4%B1_edited.j

Blog sitelerim

Takip etmeniz önerilir

  • YouTube
  • Facebook - White Circle
  • Instagram - White Circle

Hubeyb öndeş