2- Bakara suresi (Hubeyb öndeş meali)

En son güncellendiği tarih: May 6

1- elif lam mim¹

2- işte bu, içinde hiçbir şüphe olmayan, korunup sakınanlara bir hidayet [doğru yol rehberi] olan kitaptır.

¹ : "hurufu mukatta" olarak bilinir. müteşabih olduğu için (Alimran 7 gereğince) araştırmamayı doğru bulanlar da vardı; bazıları ise pek çok yorum sunmuştur. Her bir harfin, Allah'ın bir sıfatını temsil ettiğini söyleyenler vardır, bazıları da ebced hesabı ile bazı olayların tarihini tespit etmiştir. (kaynak: Fahreddin Razi ilgili ayetin tefsiri)

3- [Korunup sakınanlar] gayb'da[yalnızlıkta]¹ inananlardır, yönelişi² (namazı) ayakta³ tutanlardır(devam ettirenlerdir), kendilerine rızık ettiğimizden harcama yapanlardır.





¹: "gayb'a[görünmeyene] inanırlar" veya "gayb'da [yalnızlıkta] inanırlar" olarak iki şekilde de tercüme edilebilir. (müfredat: غيب) bir nevi "siz yanlarında olmasanız bile, inanırlar. İkiyüzlülük yapmazlar" manasındadır. Sonraki ayetlerde "ikiyüzlülük" yapanlardan bahsetmesi bu manayı destekliyor.





²: "Salat=صلاة" kelimesine sözlükler genelde "dua, içinde tazim bulunan bir dua çeşiti, içinde kıyam, rüku, Secde, dua ve tesbih bulunan namaz" anlamları vermişlerdir. (Lisanu-l Arap) hatta Zamahşeri, bu kelimenin uyluk kemiği anlamından hareketle, rüku ve secde eden insanların uyluk kemiğini hareket ettirmesi sebebiyle, salat kelimesinin namaz anlamında olduğunu söylemiştir. (Fahreddin Razi)

Bu kelimenin "önde gideni takip etmek" manası da vardır. (Lisanu-l Arap) hatta bu mantıkla "Biz, hiç Musallin (namaz kılanlardan) olmadık" ( Müddessir 43) ayetini Ragıp isfehani sözlüğünde "peygambere tabi olmak; onu takip etmek" manasında anlatmıştır.

Kıyamet 31-32 ayetlerinde de "Salat=صلاة" kelimesi, "yönelme" anlamında kullanılmıştır.

Kıyamet 31. Ayet "doğrulamadı ve salat etmedi"

Kıyamet 32. Ayet "ama yalanladı ve yüz çevirdi"

Bu ayetlerde "doğruladı (سدّق)" fiilinin zıttı olarak "yalanladı (كذّب)" fiili; "Salat etti (صلّي)" fiilinin zıttı olarak da "yüz çevirdi (تولّى)" fiili kullanılmıştır. Demekki "yüz çevirme" eyleminin zıttı olan "Salat" takip etme/yönelme olmalıdır.


"yönelme" eyleminin kapsamı geniştir. Dua, kur'an (zikir), din, namaz vb her eylem özünde vahye bir yöneliş olduğu için hepside de "Salat" kategorisine dahil edilebilir.

Örneğin "Ey Şuayb! Atalarımızın kulluk ettiğini terk etmemizi veya mallarımızda istediğimizi yapmamızı terk etmeyi senin 'salatın' mı emir ediyor?..." (Hud 87) ayetinde "dinin" manasında kullanılmıştır. Ki, Zad'ul mesir tefsirinde de bu anlamda olduğu söyleniyor.

bazıları kelimenin etimolojik kökenini yok sayarak bu kelimeye "destek" manası verse de bu zorlama yorumdur. Çünkü kur'an'ın diğer hükümleri, zekat, yardımlaşma, iyiliği emir edip kötülükten alıkoymak gibi emirler ile zaten "destek olun" emrini vermiştir. Zorlama yaparak namazı yok etmenin bir manası yoktur. ³: "ikame=إيقام" mastarı, "ka'me=قام" (ayağa kalktı) fiilinin if'al kalıbından olup "ayakta tutmak" manasındadır. Bu kalıbın "devamlılık" manasında olduğu da söylenir (Fahreddin Razi) genellikle sözlükler, namazın sürekliliği ve tüm rükünlerine uyularak kılınması anlamında, olarak açıklamıştır. (müfredat : قوم) anlam olarak "yönelişi ayakta tutmak, yönelişi (yani vahyi) gereğince uygulamak, devam ettirmek" manasında olabilir. En doğrusunu Allah bilir.

4- [sakınan kimseler] ki : Sana ne indirildi ise ve senden önce ne indirildi ise ona inanırlar. Ahirete [son hayata] yakinen/kesin olarak inanırlar.

5- işte onlar [sakınan kimseler] RAB'lerinden bir hidayet [doğru yol rehberi] üzerindedir. Ve işte onlar, başarılı olanların ta kendileridir.

6 - Gerçek şu ki, Gerçeği örtüp göz ardı etmiş olanlar[a gelince], onları uyardın mı? Yoksa, hiç uyarmadın mı? [fark etmez],onlara göre eşittir; İnanmıyorlar.

7- Allah, [o kimselerin] kalplerini¹, kulaklarını kapattı ve gözlerinin üzerinde bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.²

 ¹ : Kur'an kalbi genellikle duygusal bir anlayış, kavrama ve derin anlayış  kaynağı olarak tarif etmektedir. Genellikle öfke, sevgi, merhamet gibi duyguların ve bununla birlikte düşünme özelliğine sahip bir organ olarak tanımlar. Bilimden bihaber olan din karşıtları, bu durumun bilimsel bir hata olduğunu sanıyor, fakat bilim ise bu ayetlerin doğruluğunu ispat etmiştir.

''HearthMath'' tarafından yazılmış ''Science of the heart'' kitabında kalple ilgili şu bilgiler verilmiştir:

Aşk hormonu olarak bilinen, biliş, hoşgörü, arkadaşlık bağı ve güven gibi duygusal fonksiyonlara etkisi olan oksitosinin [1] kalp tarafından da üretilip salgılandığı hatta kalpteki üretimin beyindekiyle aynı aralıkta olduğu keşfedildi. [2] ayrıca beyindeki duygusal işlem merkezi olan amigdaladaki ve alakalı çekirdeklerdeki işlevlerin kalp tarafından doğrudan etkilenmiş olduğu da [3] keşfedildi. 

Bunların yanı sıra, kalbin beyne, beynin sadece anlamakla kalmadığı aynı zamanda itaat ettiği mesajlar gönderdiği biliniyor.[4] Demekki kalp, beyni kendisine itaat ettiriyor. Ayrıca kalp ve beyin sürekli olarak, iki taraflı bir diyalog halinde bir bağlantıya sahip olup her ikisi de birbirinin fonksiyonlarını etkiliyor [5]. Üstelik kalp, beynin kalbe yolladığından fazla bilgiyi beyne yolluyor. [6] 

İlgili kitap, kalbin kendi aklı varmış gibi davrandığını, gündelik etkileşimlerimizde algılarımızı ve tepkilerimizi önemli ölçüde etkilemiş olduğunu, kişiliğimizi, algılarımızı ve zekamızı etkileyebileceğini belirtmektedir [7].

Bunun yanı sıra kalbin daha pek çok fonksiyonlarından da bahsetmektedir. Yani kalp, sanılanın aksine; sadece kan pompalamaz. Ayetlerde belirtildiği üzere ve ilgili kitap tarafından da teyit edildiği üzere, kalbin duyguları ve düşünceye etkisi vardır. Kur'an'ın sıklıkla kalbe düşünme özelliğini atıf etme sebebi de bu olmalıdır. 

Kaynak: https://www.heartmath.org/research/science-of-the-heart/heart-brain-communication/

Science of the heart, ilgili ifadelerin orjinal metni:

[1], More recently, it was discovered the heart also manufactures and secretes oxytocin, which can act as a neurotransmitter and commonly is referred to as the love or socialbonding hormone. Beyond its well-known functions in childbirth and lactation, oxytocin also has been shown to be involved in cognition, tolerance, trust and friendship and the establishment of enduring pair-bonds. (Chapter 1)

[2] Remarkably, concentrations of oxytocin produced in the heart are in the same range as those produced in the brain. (Chapter 1)

[3] Research has shown that the heart’s afferent neurological signals directly affect activity in the amygdala and associated nuclei, an important emotional processing center in the brain. (Chapter 5) [4]The heart was behaving as though it had a mind of its own. Furthermore, the heart appeared to be sending meaningful messages to the brain that the brain not only understood, but also obeyed. (Chapter 1) [5] that communication between the heart and brain actually is a dynamic, ongoing, two-way dialogue, with each organ continuously influencing the other’s function.  (Chapter 1) [6] This means the heart sends more information to the brain than the brain sends to the heart (Chapter 1)

² : Allah'ın kalpleri kapatması, durduk yere keyfi olan bir eylem değildir. Diğer ayetlerde belirtildiği üzere Allah; gerçeği örtüp göz ardı edenlerin kalplerini mühürler(Nisa 155) haddi aşanların kalplerini mühürler (Yunus 74) büyüklük taslayan zorbaların kalplerini mühürler (mümin 35).

8- İnsanlardan [bazıları] İnançlı olmadıkları halde "Allah'a ve Ahiret [son] gününe inandık!" diyen kimseler vardır.

9- Allahı('ın elçisini¹) ve inanmış olanları oyuna getirmeye çalışırlar. Ancak kendi canlarını oyuna getiriyorlar ve farkında değiller.

¹: Bir tamlayan [muzaf] yani "Resul=رسول" ifadesi hazf edilmiş olabilir. (müfredat خدع, kurtubi)

10- Kalplerinde bir hastalık var, böylece Allah da onları hastalık bakımından arttırdı. Yalanlamakta olmaları sebebiyle kendilerine can yakıcı bir azap vardır.¹

¹: "Yalanlama=تكذيب" sadece dille değildir. İnsan, eylemiyle de yalanlar.(müfredat :كذب & صدق)

Örneğin kur'an, masum bir insanı öldürmeyi yasakladığı (İsra 33, maide 32,) halde masum bir insanı öldüren, işkence eden birisi, eylemiyle ayetleri yalanlamış sayılır.

11- Onlara [kalplerinde hastalık bulunan kimselere] "Yerde [dünyada] bozgun [terör, kaos] çıkarmayın!" denildiği zaman, "biz sadece düzelticileriz/iyileştiriceleriz" dediler.

12 - Dikkat! Kesinlikle onlar, asıl bozgunculardır; fakat fark etmiyorlar.

13- Onlara [kalplerinde hastalık bulunan kimselere] "(o) insanların inandığı gibi inanın!" denildiği zaman, "aklı eksikler gibi inanır mıyız?" dediler. Dikkat! kesinlikle onlar asıl aklı eksik olanlardır; fakat bilmiyorlar.

14- İnanmış olanlarla karşılaştıkları zaman "inandık" dediler. Şeytanlarına yalnız kaldıkları zaman "Kesinlikle biz, sizinle birlikteyiz. Biz ancak maskara edinmeye çalışanlarız" dediler.

15 - Allah onları maskara yapmayı diler¹ ve Taşkınlıkları içinde, şaşkın halde onlara müddet verir.

¹: Allah'ın istihza etmesi yani Maskara etmeyi dilemesi onlara göz yumup, kıyamet günü ceza vermesi anlamındadır. (müfredat : هزو)

Bu ifade "karşılığını verir" anlamında da olabilir. Mesela bir beyitte şöyle geçer; "bize cahillik edenlere, daha fazla cahillik ederiz"(kurtubi) Burada "cahillik" işlenen suçun cezası olarak kullanılmıştır. Çünkü Araplar, bir sözün karşılığını, manası aynı bile olsa, o sözü tekrarlayarak o sözün karşılığı olarak kullanırlar. Yani “ceza” manasında(kurtubi, bakara :15)

16- İşte onlar, hidayete [doğru yol rehberine] karşılık, kayboluşu [yanlış yolu] satın almış olanlardır. Böylece, kendi ticaretleri kar etmedi ve yol bulanlar değillerdi.

17- Onların örneği, bir ateş tutuşturmak istemiş olanın örneği gibidir. Artık, [ateş] çevresinde ne varsa onu aydınlattığı an, Allah onların aydınlığını (hidayetini) götürdü ve onlar göremiyor bir haldeyken karanlıklar (yanlış yollar) içinde terk etti.

18 - (onlar) sağır, dilsiz ve kördür, artık dönmezler.

19- Yahut gökten (buluttan)¹ içinde karanlıklar, bir gök gürültüsü/titreme ve bir şimşek bulunan bir 'düşen (yağmur)' gibidir. Şiddetli sesten/sarsıntıdan², ölümün (verdiği) dikkati (korkusu) yüzünden parmaklarını kulaklarına tıkıyorlar. Allah, kâfirleri [gerçeği örtenleri] kuşatandır.


¹: "sema =سماء" kelimesi, yerden yukarıda olan her şey için kullanılır. Yağmura da, yerden yukarıda olması sebebiyle "gök" denilmiştir. Örneğin bir şair "Sema (yağmur) bir kavmin arzına yağdı mı..." demiştir. Burada sema (gök) kelimesi "yağmur" anlamında kullanılmıştır. (Ragıp isfehani el müfredat, سما maddesi, ayrıca bkz: kurtubi tefsiri ilgili ayet)


²: [Tekil formu "saika=صاعقة" olan] "savaika=صواعق" kelimesi, şiddetli ses- çığlık manasındadır. (İbni faris Mekayısi-l lugat: صعق) büyük sarsıntı manası da olup, kimi zaman ölüm, azap ve ateş anlamında kullanıldığı da bilinir. (Ragıp isfehani :müfredat: صعق)

20- (O) şimşek, neredeyse onların bakışlarını [gözlerini] kapacak. [o şimşek] her ne zaman onlara aydınlık verirse, onda [ışığında] yürürler. Karanlık çökünce/ışığı yok olunca da, dikilip kalırlar. Eğer Allah tercih etseydi, kesinlikle duyularını (kulaklarını) ve görmelerini giderirdi. Gerçekten Allah her şeye imkanı olandır.

21- Ey insanlar!¹ Sizi yaratmış olan ve sizden öncekileri yaratmış olan RAB'binize kulluk edin. Korunup sakınmanız beklenir.

22- [O RAB] ki, yeri [yeryüzünü] sizin için düzenli bir halde¹ ve göğü de bir yapı halinde yaptı. Gökten² bir su indirdi ve onunla [o suyla] size rızık olarak ürünler çıkardı. O halde siz bilirken, Allah'a denkler (eşit ilahlar) kabul etmeyin.

¹ : Bu ayette dünyanın "firaş=فراش" olarak yaratıldığı yazmaktadır. Bu kelimeye genellikle "döşek" manası verildiği için okuyucular tarafından "döşek düz olur, o zaman dünyada da döşek gibi dümdüzdür" şeklinde yanlış bir çıkarım yapılmıştır. Oysaki bu kelime sözlüklerde verilen anlamlara göre özetle bir şeyi hazırlamak ve artırmak anlamındadır. (İbni faris:Mekayısi-l lugat: فرش maddesi)

Mesela aynı kök ile if'al babından "efraşe-ş şecaru=وأفرش الشجر" denilir, "Ağaç dallandı" anlamındadır. Tefil babından "ferraşe-z zerau= وفرّش الزرع" denilir, "ekin yayıldı." anlamındadır. (zamahşeri: belegat esası فرش maddesi) bu kelimenin bu ayette hangi anlamda olduğu konusunda sözlük yazarı olan Ragıp isfehani [v. 1108] şunu söyler: "...[Bu ayet] onu [yeri] boyun eğdirdi/alçalttı, üzerinde istikrarın mümkün olmayacağı bir çıkıntı/tümsek yapmadı [anlamındadır]. [ذلّلها ولم يجعلها ناتئة لا يمكن الاستقرار عليها]" sözlük anlamlarından bu kelimenin dünyanın şekliyle alakalı değil de "düzenleme, yaşama elverişli hale getirme" manasında olduğunu görebiliyoruz.

Bu kelimeyle ilgili şu şekilde bir açıklama da yapılmıştır:

https://www.bilimveyaratilisagaci.com/2020/01/204-yeryuzunun-uzatilmasi-ve-gunesin-etrafinda-bir-pervane-olmasi/

²: bakara 19. Ayetin dipnotuna bakınız. Gök ile kasıt edilen uzay da olabilir, bulut da. Mevcut bilimsel verilere göre, dünyadaki su, uzaydan gelmiştir. (kaynak: BBC dergi - okyanuslar nasıl oluştu.) ayetin kasıt ettiği bu olabilir.

23- Eğer, kullarımıza¹ kısım kısım² indirdiğimizde herhangi bir şüphe içinde idiyseniz onun [o vahyin] örneğinden bir yüksek makam³ getirin!⁴ Eğer dürüst iseniz, Allah'tan beride şahitlerinize dua edin!

¹: burası "kullarımıza" mânâsında olarak (على عبادنا) şeklinde de okunmuştur (Beydav)  Maide 59. Ayet bunu destekler.

pek çok Ayette "biz" zamiri kullanılır. Allah'ın tek olduğu halde "biz" diye kendinden bahsetmesi tıpkı kralların kendisini yüceltmek amacıyla "biz" diye konuşması gibidir. Bir başka görüşe göre melekleri ile birlikte kendini kasıt ettiği zaman "biz" ; sadece kendini anlattığı zaman "ben" der. (müfredat : نحن)

²: "[Kısım kısım] lütuf ettiğimizden" mânâsına gelen, "nezzelna =نزلنا" filli, ile "topyekun indirmek" mânâsına gelen "inzal=إنزال" fiili, birbirinden farklıdır.

(müfredat: نزل)

³: ''Suret=سورة'' yüksek makam anlamındadır. (Müfredat: سور)  bir nevi ''onun seviyesine ulaşan yüksek bir makam getirin.'' anlamındadır.

⁴:Kur'an'ın kendisine sunduğu kanıtı kendisinin benzerinin asla getirilemez oluşudur. Genellikle edebi açıdan eşsiz olduğu söylense de ayette herhangi bir sınırlama yoktur. 1400 yıl öncesinden kozmoloji doğa ve yaratılış hakkında o kadar çok konuşup bulunduğu çağın yüzlerce yanlış bilgisine rağmen günümüz bilimine zıt herhangi bir sözü olmayan aksine isabetli ve bağdaşabilen ayetleri olan, her çağın bilimine uygun şekilde yorumlamaya müsait bir yapısı olan, her okuyanın aradığını veren; mucize isteyene mucize; mesaj isteyene mesaj; bir sistem arayanlara bir sistem; inkar etmek için bahane arayanlara bahane veren bir kitabın benzeri asla getirilemez.

24- Artık, hiç yapamadıysanız, asla yapamayacaksınız, yakacağı insanlar ve taşlar olan (o) Ateşten korunup sakının. Kâfirler [gerçeği örtenler] için hazırlandı.

25- İnanmış ve düzgün-iyi eylemlerde bulunmuş olanları, kendileri için alt taraflarından ırmaklar Akan cennetler olduğunu müjdele! Bir rızık olarak, ondan [cennetten] herhangi bir üründen her ne zaman rızıklandırıldılarsa, "Bu, önceden de bize Rızık edilendir." dediler. Onlara, onun [önceden verilen rızkın] benzerleri verildi. Onlar, orada [cennette] kalıcı iken, kendileri için temizlenmiş eşler vardır.

26- Kesinlikle Allah, bir misal olarak bir sivrisineği, ardından onun üstündekini örnek vermekten utanç duymaz. Artık, İnanmış olanlara gelince: onlar bunun RAB'lerinden bir Hak [gerçek] olduğunu bilirler. Kâfirlere[gerçeği örten kimselere] gelince: onlar "Allah'ın, bu örnek ile (demek) istediği nedir?" derler. [Allah] bununla bir çoğuna [yolu] kaybettirir ve bununla bir çoğuna yol gösterir. Bununla [bu örnekle] ancak hadlerini aşanlara [yolu] kaybettirir.

¹: bu ifadelerden Allah'ın keyfine göre yoldan çıkardığı veya doğru yola ilettiği sonucu çıkmaz. Çünkü ayetin sonunda yanlış yola götürmesinin sadece hadlerini aşanlara mahsus olduğu yazıyor. Sonraki Ayette bunu açıklıyor. (Ali İmran 86. Ayete bakınız)

27- [Hadlerini aşanlar] ki, Allah'ın sözleşmesini¹, kendisinin sağlam sözünden sonra bozuyorlar, Allah'ın, kendisiyle birleştirilmesini emir ettiğini² kesiyorlar ve yerde [dünyada] bozgun [terör] çıkarıyorlar. İşte, asıl kaybedenler onlardır.

¹: Araf 172. ayette anlatılan sözleşmedir.

²: "akrabalık bağı" olarak bilinir. Ancak bununla sınırlı değildir. İnananlar arasındaki bağı kesmek, iman ve eylem arasındaki bağı kesmek de bu kapsama girer.

28- Siz ölülerdiniz, ardından [Allah] size hayat vermişken nasıl olur da Allah['ın varlığı] gerçeğini örtüp nankörlük ediyorsunuz?² Sonra sizi öldürüyor, sonra size hayat veriyor, sonra ona dönüyorsunuz.

¹: "tekfurun =تكفرون" kelimesinin mastarı olan "küfr= كفر” bir şeyi örtmek ve nankörlük mânâsına gelir(müfredat : كفر) . Allah'ın varlığını bile bile görmezden gelen, bu gerçeği örtmüş olur. Nankörlük de, nimeti örtmek ve göz ardı etmektir.

²: buradaki soru, öğrenmek amaçlı değil, muhatabı düşünmeye sevk etmek amaçlıdır. Ayet sanki "siz doğada cansız maddeler halinde ölü iken, size hayat verildi. Böyle bir gerçek varken Allah'ı inkar etmeniz mümkün değil" demiştir.