• Hubeyb Öndeş

24- Nur suresi (Hubeyb öndeş meali)

1- [Bu],¹ kendisini indirdiğimiz, farz [şart] kıldığımız ve düşünüp öğüt almanız için, içerisinde apaçık ayetler [kanıtlar] indirdiğimiz bir suredir.

¹: "suretUn=سورةٌ" kelimesi, [merfu olması sebebiyle] atılmış [hazf edilmiş] bir öznenin yüklemidir. Dolayısıyla cümle (هذه سورة) yani "Bu... suredir" takdirindedir. (müşkül i'rab-ul kur'an)

2- Zinakar kadın¹ ve zinakar erkeğin [hükmüne gelince] o ikisinden her birinin derisine yüz defa vurun.² Eğer, Allah'a ve ahiret [son] gününe inanmışsanız, Allah'ın dininde (emrine itaat etmekte), o ikisi konusunda sizi acıma duygusu yakalamasın. O ikisinin azabına, inançlılardan bir takım şahit olsun.

¹: [ifadelerin başındaki ال takıları] ayetteki "Zinakar kadın ve Zinakar erkek" ifadesinin [istiğrak yoluyla], "Zinakar kadınlar ve erkekler" manasında olduğunu gösteriyor.

²: "celde=جلد" ifadesi, tıpkı "batanehu=بطنه" ["karnına isabet ettim/vurdum"] ve "zaherahu=ظهره" [sırtına isabet ettim/vurdum"] ifadeleri gibidir. (müfredat : جلد) bu kelime "deriye vurmak" anlamına geldiği için (Zamahşeri:keşşaf, kadı beydavi), deriye herhangi bir şeyle vurmak (sopa veya kırbaç) da yeterlidir. Çünkü amaç, toplumun bu cezaya şahit olup bu suçtan uzaklaşmasıdır. Zina suçu için en az dört şahit gereklidir(Nur 4-9, Nisa 15). Dört şahit yoksa, topluma etki eden bir eylem olmadığı için dünyevi bir ceza verilemez, cezası ahirete kalmıştır.

3- Zinakar erkek; zinakar bir kadın veya şirk koşan bir kadından başkasıyla evlenemez;¹ zinakar kadın[ın hükmüne gelince ise] onunla, zinakar bir erkek veya şirk koşan bir erkekten başkası evlenmez. Bu, inançlılara haram edilmiştir.

¹: bu ifadeler her ne kadar haber cümlesi olsa da emir anlamını taşır. Bir kıraat'te bu ifadenin "le yenkih=لا ينكحْ" [nehy-i gaib] şeklinde okunması da bunu gösteriyor. (zamahşeri:keşşaf) çünkü bu kıraat'te açıkça emir vardır.

Nikah'ın, sözlük anlamına bağlı kalarak birliktelik anlamında olduğu da söylenmiştir. Ancak, kur'an'da nikah kelimesi -biri tartışmalı- her yerde evlilik sözleşmesi anlamında kullanılmıştır. (kurtubi, zamahşeri:keşşaf, kadı beydavi) bu sebeple evlilik anlaşması anlamında olması daha doğrudur.

4- İffetli kadınlara¹ [zina]² suçlamasında bulunmaya devam eden³ sonra hiç dört şahit getirmeyenlerin seksen defa derilerine vurun ve onlar ait olan şehadeti [şahitliği] ebedi olarak kabul etmeyin. İşte onlar, sınırlarını aşanların ta kendileridir.

¹: "ihsan=إحصان" korumak demektir. Bu kelimenin etken [ismi fail] formunda çoğulu "Muhsİnat=محصِنات" şeklinde gelir ve "İffetli kadınlar" anlamına gelir. Edilgen [ismi meful] formunda ise çoğulu "muhsEnat=محصَنات" şeklinde gelir ve "evli kadınlar" anlamına gelir (müfredat : حصن). İlgili ayet Her iki şekilde de okunmuştur (kurtubi, ilgili ayet ve Nisa 24) burada etken formuna göre çeviri yapıldı. Genel olarak edilgen formu baz alınmıştır ama etken gibi "İffetli kadınlar" manası verilmiştir.

²: suçlamanın zina suçlaması olduğu, bağlamında zina eden kadınlardan bahsedip hemen ardından İffetli kadınlara geçmesi ve dört şahit getirmekten bahsetmesidir. Çünkü zinaya/fuhuşa dört şahit istenir. (Nisa 15) (kadı beydavi, keşşaf sahibi, kurtubi)

³: "yermune=يرمون" geniş zaman çekimli bir fiil olduğu için, suçlamanın devam etmekte olduğunu gösteriyor.

5- Ancak, bunların ardından tevbe etmiş ve (hatasını) düzeltmiş olanlar hariçtir,. [onlardan ceza kaldırılır].¹ Kesinlikle Allah çok bağışlayandır, Rahim'dir.

¹: ikinci ayetten itibaren, sayılan her suçtan yana cezanın kaldırılması olduğu söylenmiştir. Yani, deriye vurulma cezası, şahitliğin kabul edilmemesi gibi cezalar tamamen kaldırılır (kurtubi, kadı beydavi, zad'ul mesir). Genel olarak bu istisnanın sadece şahitliğin kabul edilmemesi ile ilgili olduğu söylense de ayette bununla sınırlayan bir şey yoktur.

6-7- Eşlerine [zina] suçlamasında bulunmaya devam eden ve kendi benliklerinden başka kendilerine hiç şahitler bulunmayanlara [gelince] : Onlardan birinin şahitliği, 'kendilerinin mutlaka dürüstlerden olduğuna¹' dair dört defa Allah'ı şahit saymasıdır. Beşinci defasında 'Eğer yalancı idiyse, Allah'ın la'netinin [rahmetinden engellemesinin] kendisinin üzerine olmasını' [diler].

¹: Buranın aslı (على أنه) şeklindedir. (على) harfi atılmıştır, "ennehu=أنه" [kesr edilmiştir] "innehu=إنه" olmuştur. (kadı beydavi)

8-9- [Kadının]¹, Allah'ı dört defa şahit sayarak "kesinlikle o, mutlaka yalancılardandır" diye şahitlik etmesi, azabı kendisinden savar. Beşinci defasında 'Eğer [eşi] dürüstlerden idiyse, Allah'ın gazabının kendisine olmasını' [diler].

¹: Ayetteki (تشهد) fiili ve (عنها) harfi cerr'i, kadından bahsettiğini gösteriyor.

10- Ya Allah'ın size karşı ikramı ve rahmeti olmasaydı...? Kesinlikle Allah, tevbeleri çokça kabul edendir, hakimdir/hikmetlidir.

11- Gerçek şu ki, (o) ters yüz edilen haberi/büyük iftirayı¹ [meydana] getirenler, sizden olan kenetlenmiş bir topluluktur. Onu [iftirayı], sizin için bir şer sanmayın, aksine! O sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişi için, kasıtlı suçtan elde ettiği [bir günah] vardır. Onlardan, onun [o iftiranın] büyüğünü sahiplenene [gelinc]  onun için büyük bir azap vardır.

¹: "ifk=إفك" kelimesi için bkz: (müfredat : افك, zamahşeri:keşşaf)

Bu ayetten itibaren 17. Ayete kadar olan bölümün, hz. Aişe'ye atılan bir iftirayla alakalı olması sebebiyle tarihsel olduğu iddia edilse geçersiz bir iddiadır. Kur'an'da her ayet bir veya birçok kişinin eylemi üzerine inmiştir. Kur'an doğrudan isim vererek "sen böyle yapma" demek yerine "Ey insanlar! Böyle yapmayın" diyerek evrensel mesaj verir. Bu ayette, herhangi bir kadına iftira eden herkese bir ceza olduğu, iftiranın en büyüğünü idare eden kimseye daha büyük bir azap olduğu belirtilmiştir.

12- Onu [iftirayı] işittiğiniz¹ vakit, inançlı erkeklerin ve inançlı kadınların, kendi benliklerinde bir hayır düşünmesi ve "Bu, apaçık bir ters yüz edilen haberdir/iftiradır." demeleri gerekmez miydi?²

¹: inançlıları muhatap alarak "işittiğiniz vakit" denilmesinin ardından "inançlıların" diyerek, onları üçüncü şahısa taşıması iltifat sanatıdır. (keşşaf sahibi) yani normalde "Onu işittikleri vakit, inançlıların, bir hayır düşünmesi" denilmesi gerekirdi, ama iltifat sanatı uygulanıp ikinci şahıs, üçüncü şahısa dönüştürüldü. Bu sanat Türkçe'de de vardır. Mehmet Akif ersoy, şehitler için yazdığı bir şiirinde şöyle demektedir: "Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor, Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için bu toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdat inerek öpse o pâk alnı değer.”

Akif ersoy, şiirin "uzanmış yatıyor..." kısmında şehitleri üçüncü şahıs olarak anlatırken, devamında "Ey bu topraklar uğruna toprağa düşmüş asker!" diyerek ikinci şahısa çekiyor. Bu iltifat sanatıdır. Kur'an'ın hemen hemen her suresinde vardır.

²: inançlıların, namuslu bir kadın hakkında böyle bir şey duyduğu zaman, kendi aralarında iyi zanda bulunması gerekir.

13- [İftira edenlerin] Onun [o iddialarının] üzerine dört şahit getirmeleri gerekmez miydi?¹ Onlar hiç şahit getirmemişlerdi. O halde, Allah'ın katında yalancıların ta kendileri olanlar işte onlardır.

¹: Zinaya dört şahit getirilmesi gerekmektedir. (Nisa 15, nur 4-9) bu hüküm bu ayette yeniden hatırlatıldı.

14- Şayet, Dünyada [ilk'te] ve ahirette [son'da] Allah'ın size ikramı ve Rahmeti olmasaydı, içine dalıp taştığınız [şey] hakkında size büyük bir azap temas etmişti.

15- Onu [iftirayı] dilinize dolamakta[dedikodu yapmakta] idiniz, kendisi hakkında, size ait bir bilgi bulunmayanı, ağızlarınızla (yalanlarınızla)¹ söylüyordunuz, o [İftira] Allah'ın katında büyük olduğu halde, siz onu [iftirayı] basit sanıyordunuz².

¹: bu ifade tıpkı "kalplerinde bulunmayan [şeyleri] ağızlarıyla söylüyorlar" (Alimran 167) ayetine benzer. Kur'an'da "ağızlarıyla" ifadesinin geçtiği hemen hemen her ayette yalana işaret vardır. (müfredat : فوه)

²: zina suçlaması olduğu zaman, Müslümanların dedikodu yapması kınanmıştır. "dedikodu yapmak haramdır" hükmü çıkmaktadır.

16- Onu [iftirayı] işittiğiniz zaman, "Bunu konuşmamız bizim için [doğru] olmaz. Ne münasebet! Bu, büyük bir iftiradır." demeniz gerekmez miydi?

17- Eğer inanmışsanız, Allah bunun [bu iftiranın] benzerine ebedi olarak tekrar dönmemeniz¹ için size öğüt veriyor.

¹: "en LE teudu=الأتعودو" manasındadır. (Fahreddin Razi)

Bu ayet, diğer ayetlere yaptığımız açıklamalarımızı doğrulayarak tekrar böyle bir günaha düşülmemesi için bu ayetlerin indiğini belirtmektedir.

18- Allah, ayetleri size açıklıyor, Allah devamlı bilendir, hakimdir/hikmetlidir.

19- Gerçekten, inanmış kimselerin içinde çirkin eylemin/fuhuşun yaygınlaşmasına sevinenlere [gelince] onlar için, dünyada [ilk'te] ve ahirette [son'da] can yakıcı bir azap vardır. Siz bilmezken Allah biliyor.

20- Ya Allah'ın ikramı ve Rahmeti sizin üzerinize olmasaydı...? Kesinlikle Allah, Rauf'tur, Rahim'dir.

21- Ey inanmış olanlar! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim, şeytanın adımlarına uyarsa, [bilsin ki] kesinlikle [şeytan] çirkin işi ve tanınmayanı [kötülüğü] emir eder. Şayet, Allah'ın ikramı ve Rahmeti üzerinize olmasaydı, sizden bir tek kimseyi bile, ebedi olarak arındırmazdı; fakat, Allah devamlı işiten, devamlı bilen olarak kimi tercih ederse onu arındırır.

22- Sizden, ikram ve (maddi) genişlik sahibi olanlar, yakınlık sahiplerine (akrabalara), yoksullara ve Allah'ın yolunda göç edenlere (nafaka) vermede kusur etmesinler!¹ Affetsinler ve hoş görsünler. Allah'ın, sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Hâlbuki Allah çok bağışlayandır, bir Rahim'dir.

¹: bu ifade "Eksiklik göstermek, kusur işlemek" manasında da olabilir; "yemin etmesinler" manasında da olabilir. Yemin manasını verenler, şu rivayeti kaynak almaktadır: Peygamberin eşi hz. Aişe'ye atılan iftirayı yayanlar arasında hz. Ebu Bekir'in akrabaları da mevcuttu. Ebu Bekir, bu olaydan dolayı akrabalarına nafaka vermemeye yemin etmiştir. (müfredat : إلي, keşşaf sahibi, kadı beydavi) bu kelime "yemin etmesinler" manasında ise, ayetin devamındaki "(nafaka) vermede..." ifadesi, (على ألا يؤتو...) yani "(nafaka) vermemeye..." takdirindedir.

23- Gerçek şu ki, İffetli/evli¹, habersiz, inançlı kadınlara [zina] suçlamasında bulunanlara dünyada [ilk'te] ve ahirette [son'da] lanet olundu[rahmetten engellendi]. Onlara çok büyük bir azap vardır.

¹: kur'an'ın her yerinde bu ifade "İffetli kadınlar" (محصِنات) anlamında da "evli kadınlar" (محصَنات) anlamında da okunmuştur. (Kadı beydavi, Nisa 24 bkz: وقرأ الكسائي بكسر الصاد في جميع القرأن, verş ve hafs kıraat'inde bu ayet ismi meful formundadır.)

24- Bulunmakta oldukları eylemleri sebebiyle dillerinin ve ayaklarının kendilerine karşı şahitlik edeceği günü [an]!

25- O Gün, Allah hakkıyla [gereğince] onlara borçlarını¹[karşılıklarını] tamamen verir ve onlar, apaçık hakkın[gerçeğin] ta kendisinin Allah olduğunu bilirler.

¹: "din=دين" aslında borç demektir. Ceza/karşılık anlamında da kullanılır. (müfredat :دين)

26- [manevi olarak] kötü kadınlar, kötü erkeklerindir; kötü erkekler, kötü kadınlarındır. [manevi olarak] temiz kadınlar, temiz erkeklerindir; temiz erkekler, temiz kadınlarındır. İşte bunlar, onların söylediklerinden beri kılınmışlardır, onlar için bir bağışlanma ve değerli bir rızık vardır.

27- Ey inanmış olanlar! Kendi eviniz haricindeki evlere bir samimiyet buluncaya¹ [izin alana] ve ailesine-halkına selam verinceye kadar girmeyin. İşte bu, sizin için daha iyidir (hayırlıdır). Düşünüp öğüt almanız beklenir.

¹: bu fiilin mastarı olan "isti'nas=استأناس" kelimesi, "sıcak bir karşılama bulmak, izin istemek, açık seçik görmek" anlamındadır. (zamahşeri:keşşaf, kadı beydavi, zad'ul mesir, müfredat : انس) verilen anlamların hepsi de uygun bir ortam olduğunu görüp izin istemek sonucuna gelmektedir.

28- Artık [evlerin] içinde, hiç kimseyi bulamazsanız, sizin için izin oluncaya kadar, onlara [o evlere] girmeyin. Eğer, size "geri dönün!" denilirse, hemen geri dönün. Allah, eylemlerinizi bilen iken, bu sizin için daha temizdir.

29- Yurt edinilmemiş, içinde size ait geçimlik bulunan evlere girmeniz size günah/yanlışa meyil ediş değildir. Allah, açığa vurduğunuz [şeyleri] ve sakladığınız[şeyleri] biliyor.

30- İnançlı erkeklere söyle,¹ bakışlarından [bir kısmını: kötü niyetlisini]² kıssınlar ve edep yerlerini korusunlar. İşte bu, kendileri için daha temizdir. Gerçekten Allah, onların tasarladıklarından devamlı haberdardır.

¹: "kul=قل" sözünün sadece "şöyle söyle" manasında olmadığının delilidir.

²: "min=من" edatı kısımlama amaçlıdır. Yani "gözlerini tamamen kapatsınlar" manasında değildir, dikkat edilirse "gözleri" [عيونهم] değil, "bakışları" [ابصارهم] denilmiştir. Çünkü, bakışların bir kısmı kötü niyetlidir, bunlar yasaktır. (Buradaki "min=من" edatının kısımlama manasında olduğunu söyleyenler daha önceden de vardır. Bkz: Fahreddin Razi ve zamahşeri:keşşaf, bunu diyen kişilerin görüşlerini aktarır) İncilde hz. İsa'nın şöyle dediği rivayet edilir: İncil: matta 5: 27-28 " ‘Zina etmeyeceksin’ dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, bir kadına şehvetle bakan her adam, yüreğinde o kadınla zina etmiş olur"

31- İnançlı kadınlara söyle, bakışlarından [bir kısmını: kötü niyetlisini] kıssınlar, edep yerlerini korusunlar ve süslerini açığa vurmasınlar, ancak ondan ortaya çıkanlar hariç [onlar görünebilir]. Örtülerini¹, yakalarının üzerine kapatsınlar, süslerini ancak kocalarına, babalarına, kayınpederlerine, kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin oğullarına, kendi kadınlarına (inançlı kadınlara), güçlerinin sahip olduklarına, erkeklerden ve kadınların mahremini öğrenmemiş çocuklar[lar]dan² [kadınlara] ihtiyaçsız olan hizmetçilere karşı açığa vurabilirler. Süslerinden ne gizledilerse onun bilinmesi için ayaklarını (yere) vurmasınlar. Başarılı olmanız beklendiği için Allah'a tevbe edin ey inançlılar!

¹: [Ayetteki خمور kelimesinin tekili olan] ""hamr=خمر" bir şeyi gizlemektir. Kendisiyle gizlenen/örtülen [herhangi bir şeye] denilir. Fakat, bilinene göre kadının başını örttüğü [şey] için, isme dönüşmüştür". (müfredat : خمر) kelimenin baş örtüsü anlamında kullanıldığı sözlük anlamından bellidir.

 Ancak, tarihsel verilere göre, baş örtüsü İslam ile başlamış değildir. Kadınların baş örtüleri vardı, ama baş örtüsünün uçlarını geriye doğru attıkları için, yaka kısımları açıkta kalıyordu. (keşşaf, Fahreddin Razi, kurtubi) bu bilginin ışığında, baş örtüsünü reddedenler Ayetteki emrin "başınızı örtün" değil, "yakanızı örtün" manasında olduğunu söyleyebilirler.

Buna karşılık baş örtüsünü kabul edenler, hz. Aişe'nin "Bu ayet indiği zaman, kadınlar başlarını örttü" şeklindeki (kurtubi) sözünü baz alarak, Ayetteki emrin başı örtmek olduğunu söyleyebilirler. Gerçi, tarihsel bilgiyle bu hadis birbirine aykırı gibi görünmektedir. İki tarafın da birbirlerine karşı farklı itirazları mevcuttur. Doğrusunu Allah bilir.

²: "Tıfıl=طفل" kelimesi "Sizi, Tıfıl olarak (annenizin karnından) çıkaran" (mümin 67) ve "Tıfıllar, ergenlik çağına ulaşana kadar" (Nur 59) ayetlerinden anlaşıldığı üzere, bebeğe ve Ergenliğe ulaşmayan çocuğa denilir.

32- Sizden olan bekarları; erkek kölelerinizden ve kadın kölelerinizden düzgün-iyi olanlarını evlendirin. Eğer fakir idilerse, Allah onları kendi ikramından zengin eder. Hâlbuki Allah, bir geniştir[zengindir], devamlı bilendir.

33- Herhangi bir evlilik (imkanı) bulamayanlar, Allah kendilerini zengin/yeterli yapana kadar, İffetli olmaya çalışsınlar. Yeminlerinizin sahip olduklarından [kölelerinizden] kitabı [özgürlük anlaşmasını] isteyenler(e gelince), eğer onlar(ın bırakılmaları)nda (kendileri için) bir hayır bildiyseniz, hemen onlarla özgürlük anlaşması yapın[serbest bırakın¹], size verdiği Allah'ın malından kendilerine [özgürlük isteyenlere] verin. Eğer, korunmayı² istedilerse, dünya [ilk] hayatının geçici [faydasını] arıyorsunuz diye, gençliğe ulaşmış kızlarınızı³ taşkınlığa⁴ zorlamayın! Kim, onları zorluyorsa [bilsin ki] onların zorlanmasından sonra artık kesinlikle Allah, (o kızlar için) çok bağışlayandır, bir Rahim'dir.

¹: [Ayetteki كاتبو fiilinin mastarı olan] "mukatebe=مكاتب" özgürlük anlaşması anlamındadır. Genel olarak "kölenin bir ücret karşılığında özgür kalması" manasında açıklanmıştır. (müfredat : كتب, kurtubi) bu sebeple kölelere zekat verilmesi emir edilmiştir. (Tevbe 60) ancak ayetin devamındaki "Size verdiği Allah'ın malından kendilerine verin" ifadesi, kamuya yönelik bir emirdir. Yani, kölenin sahibi olan kişinin belirlediği miktarda ücreti, köle değil; kamu ödemelidir. (Fahreddin Razi'nin verdiği bir görüştür)

Bu ayet köleliği bitirmiştir. Özetle özgürlük isteyen tüm kölelerin serbest bırakılması emir edilmiştir. Kölenin sahibi olan kişi, köle özgürlük istediği zaman onun bırakıldığı takdirde kendi başının çaresine bakacağını bildiyse, onu serbest bırakmak zorundadır. Bazıları bu Ayetteki (كاتبو) ["özgürlük anlaşması yapın [serbest bırakın]"] ifadesinin emir olmadığını iddia etmiştir ama ayetteki ifadenin emir formunda olması ve iniş sebebi olsun, ilk muhatapların [hz. Ömer gibi] bu ayeti emir olarak kabul etmesi ve kabul etmeyenlere karşı çıkması olsun tamamen emir olduğunu gösteriyor. (kurtubi, keşşaf sahibi, Fahreddin Razi)

"mameleketeymenukum=ما ملكت أيمانكم" ifadesi yerine göre anlam kazanmaktadır. Bu ayetteki kullanılan "özgürlük anlaşması yapın" ifadesi köleleri kasıt ettiğini gösteriyor.

²: "tehassene=تحصن" ifadesi, "sakınmak, sığınmak, korunmaya girmek, zinadan kaçınmak" Manasına gelir. (Mu'cem-ul vasit: تحصن, Mu'cem-ul lugati-l arabbiye : تحصَّنــتِ المرأةُ: عفَّت, tenvir-ul mikbas) kelime aslen "korunmak" manasında olup tefaul babındandır.

Ragıp isfehani, bu ayeti "...(Nur 33) sözü, onları [kızları] kendisinde herhangi bir kerh[baskı] ve kurh [tiksindirici] bulunan [şeyleri yapmaya] taşımaktan engellemektedir..." (müfredat: كره) şeklinde yorumlamıştır. Buhari, bu ayeti baz alarak "zorlanan kimsenin nikahı geçerli değildir" (buhari ikrah 3) demiştir. Bu açıklamalar, Ayetteki "korunmayı istedilerse" ifadesinin aslında "evlilik istedilerse", "bekar kalmayı istedilerse" ve "namusunu korumayı istedilerse" anlamında olduğunu gösteriyor. Genelde bu ifade sadece iffeti korumak anlamıyla sınırlandırılmıştır. Ancak Ayetteki hüküm genel olarak kızları zorlamamayı kasıt ediyor.

³: "feteyat=فتيات" kelimesi, kişinin kendi kızını, cariyesini ve üzerinde söz hakkı bulunan tüm kızlar için geçerlidir. Kelime anlamı aslen "gençliğe ulaşmış kız" demektir. Köle kadınlar için de kullanılmıştır. (müfredat : فتي, kurtubi Nisa 25) her iki anlamda kullanılması, dediğimiz manada olduğunu gösteriyor.

⁴: "biga=بغاء" kelimesi genellikle "zina, günah" manasında açıklanmaktadır. (tenvir-ul mikbas) köken olarak (بغى) kelimesi "sınırı aşmak, taşkınlık" anlamındadır. Üstteki açıklamalar sonucunda bu ifade sadece zinaya değil; kadınları herhangi bir şeye zorlamanın yasak olduğunu gösteriyor. Evlilik istemeyen bir kızı evliliğe zorlamak bu ayet gereğince yasaktır. (buhari ikrah 3) aynı şekilde evlilik isteyen bir kızı engellemek de onu taşkınlığa sevk edeceği için yasaktır.

34- Elbetteki size, açıklayıcı ayetler; sizden önceki gelip geçmiş kimselerden bir örnek; korunup sakınanlar için bir öğüt indirmiştik.

35- Allah, göklerin ve yerin [tüm evrenin] aydınlığı[nın sahibi]dir.¹ Onun aydınlığının örneği, içinde bir ışık bulunan bir oyuk gibidir. Işık, bir kristalin içindedir. Kristal, sanki doğulu ve batılı olmayan, kutlu bir zeytin ağacın[ın yağın]dan tutuşturulan inci bir parlayan yıldız gibidir. [o ağacın] yağı, neredeyse herhangi bir ateş hiç temas etmese bile aydınlatıyor. Aydınlık üzerine aydınlıktır. Allah, tercih ettiği kimseyi aydınlığına iletiyor. Allah, insanlar için örnekler veriyor. Hâlbuki Allah, her şeyi devamlı bilendir.

¹: "Göklerin ve yerin (evrenin) aydınlığıdır" şeklinde bir çeviri pek doğru değildir. Çünkü devamında "Onun aydınlığının örneği" ifadesi, cümlenin mealde verildiği gibi bir manada olduğunu gösteriyor.

Mesela [زيد كريم] "Zeyd, değerlidir" denilirken [زيد ذو كرم] "Zeyd, değer sahibidir" anlamı kasıt edilir. (kadı beydavi) bu ifadenin "aydınlatıcısıdır" manasında olduğu da söylenmiştir. Nitekim (منوِّر) şeklinde de okunmuştur, bu kıraat bu anlamı doğrular (kadı beydavi).

36-37-38- Allah'ın, yükselmesine ve içlerinde kendi isminin anılmasına izin verdiği evlerde, 'eylemlerinin en güzeli olarak kendilerine Allah'ın karşılıklarını vermesi ve ikramından onları artırması için, kendisinde kalplerin ve bakışların döndüğü bir günden korkarak, herhangi bir ticaretin ve satışın kendilerini Allah'ın hatırlatmasından (zikrinden), namazın sürekli olarak gereğince kılınmasından ve zekâtın verilmesinden oyalamayan kişiler' [o evlerin] içinde onu [Allah'ı], günün başında ve sonunda tenzih ediyorlar. Allah, kimi tercih ederse onu hesapsız rızıklandırıyor.

39- Gerçeği örtmüş olanlara [gelince] onların eylemleri, susayanın onu bir su sandığı düz bir bölgedeki bir seraba benzer. Nihayet [o susayan kişi] ona [seraba] geldiği zaman, ona (dair) hiçbir şey bulamaz ve yanında Allah'ı bulur. Allah, hesabı seri olan iken, ona hesabını tam olarak verir.

40- Hatta, [onların eylemleri] derin denizdeki karanlıklar gibidir. Onu, tepesinde bir dalga bulunan onun da tepesinde bir bulut bulunan bir dalga bürür. Karanlıklar, birbirlerinin üstündedir. Elini çıkardığı zaman, neredeyse onu [elini] hiç görmez. Allah, kime herhangi bir aydınlık yapmadıysa, artık ona aydınlıktan [hiçbir şey] yoktur.

41- Göklerde ve yerde [tüm evrende] bulunan kimselerin ve saflar halindeki kuşların Allah'ı tenzih ettiğini hiç görmedin mi? her biri kendi namazlarını ve tesbihlerini bilmiştir. Allah, onların yaptıklarını devamlı bilendir.

42- Göklerin ve yerin [tüm evrenin] yönetimi, Allah'ındır. Dönüş sadece Allah['ın emrine]dir.

43- Allah'ın, bir bulut sürüklediğini sonra [bulutun] arasını kaynaştırdığını sonra üst üste birikmiş bir halde yaptığını hiç görmedin mi? Ardından yağmur tanesini, onun arasından çıkarken görürsün. Gökten/yukarıdan, ondaki [bazı¹] dağlardan kısım kısım dolu/kar² indiriyor. Ardından, onu tercih ettiği kimseye isabet ettiriyor; onu tercih ettiği kimseden çeviriyor. Onun şimşeğinin parıltısı, neredeyse bakışları giderecek!

¹: bu ayette "-dan, -den" anlamını veren üç tane "min=من" harfi cerr'i vardır. Birincisi başlangıç, ikincisi kısım bildirmek yani "bazı" anlamını katmak, üçüncüsü ise beyan amaçlıdır.

²: "berd=برد" buz, dolu manasına gelir. (müfredat :برد) İbranicede aynı kelime "barad=בָּרָד" Kar konisi anlamına gelir. (wictionary)

44- Allah, geceyi ve gündüzü döndürüyor. Gerçekten, bunda bakışların [gözlerin] önderleri için mutlaka bir ibret vardır.

45- Allah, her kımıldananı bir sudan¹ yarattı. Artık, onlardan karnı üzerine yürüyen kimseler vardır, onlardan iki ayağı üzerine yürüyen kimseler vardır ve onlardan dört [ayağı] üzerine yürüyen kimseler vardır. Allah, tercih ettiğini yaratıyor. Gerçekten Allah, her şeye imkanı olandır.

¹: Canlılığın suda başladığı yaygın kabul edilen bir gerçektir. En uygun tutarlı görünen bir hipoteze göre canlılık okyanusun altında hidrotermal bacalarda başlamıştır. Hatta bu bacaların yanında halen yaşayan canlılar (karidez, deniz yıldızı, vb.) vardır. (50 soruda yaşamın tarihi, TÜBİTAK: hidrotermal bacalar)

46- Elbetteki, açıklayıcı ayetler indirmiştik. Allah, kimi tercih¹ ederse onu sapasağlam bir doğru yola yumuşakça iletiyor.

¹: [Ayetteki يشاء fiilinin mazi formu olan] "şae=شاء" fiili, (آثر) yani "tercih etti" anlamındadır. (maturudi : İbrahim 4) Allah'ın tercihi, kulun tercihine göredir.

 Rad 27 "Allah, kendisine yönelen kimseye yol gösteriyor" Bakara 26 "Allah, ancak hadlerini aşanları [doğru yoldan] şaşırtır" Bu iki ayet, insanın tercihine göre Allah'ın tercih ettiğini gösteriyor.

47- "Allah'a ve Elçiye inandık, itaat ettik" diyorlar Dahası onlardan bir grup, bundan sonra yüz çeviriyor. Onlar, kesinlikle inançlı değildir!

48- Aralarında hüküm etmesi için, Allah'a ve Elçisi'ne davet edildikleri zaman, bir bakarsın ki onlardan bir grup vazgeçicidir.

49- Eğer Hak, kendilerinin [lehine] oluyorsa, gönüllü olarak ona [hakka] gelirler.

50- Kalplerinde bir hastalık mı vardır? Yoksa şüphelendiler mi? Yoksa, Allah'ın ve Elçisinin kendilerine karşı taraflı davranacağı[ndan] mı korkuyorlar? Aksine! Onlar zalimlerin ta kendileridir.

51- Aralarında hüküm etmesi için, Allah'a ve Elçisi'ne davet edildikleri zaman, inançlıların sözü sadece "işittik ve gönülden itaat ettik" demeleri olmuştu. İşte onlar, başarılı olanların ta kendileridir.

52- Allah'a ve Elçisi'ne gönülden itaat eden; Allah'a saygılı olan ve on[dan] çekinen kimse[ler'e gelince] işte onlar, kurtulanların ta kendileridir.

53- Yeminlerinin tüm gücüyle, Allah'a ant içtiler: şayet [Allah] kendilerine emir ederse, mutlaka ama mutlaka çıkacaklarmış! "Ant içmeyin! İtaat(iniz) tanınmıştır(malumdur). Kesinlikle Allah, eylemlerinizden bir haberdardır." de.

54- "Allah'a gönülden itaat edin ve Elçiye gönülden itaat edin. Artık, yüz çevirdiyseniz, o halde [bilin ki] onun taşıdığı [sorumluluğu] sadece kendisinin üzerinedir; sizin taşıdığınız[sorumluluğunuz] sadece sizin üzerinizedir. Ona gönülden itaat ederseniz, yol bulursunuz. Elçiye, apaçık bir duyurudan başka [sorumluluk] yoktur." de.¹

¹: Ayette, peygambere "de" denildiği halde, peygamberin "bana itaat edin" yerine "Elçiye itaat edin" demesi iltifat sanatı gereğincedir. (zamahşeri:keşşaf)

55- Allah, sizden olan inanmış ve düzgün-iyi eylemlerde bulunmuş olanlara [şunu] söz verdi: kendilerinden öncekileri halife yapmayı [yönetime geçirmeyi] dilediği gibi, kendilerini de yerde [bölgede] mutlaka ama mutlaka halife yapmayı [yönetime geçirmeyi] dileyecektir. Kendileri için, kendilerinin dinlerini -ki o [dinden] kendisi onlar için razı oldu- mutlaka ama mutlaka yerleştirecektir[sağlamlaştıracaktır]. Korkularının ardından, onların [durumlarını] mutlaka ama mutlaka güvenlik [ile] değiştirecektir. Onlar bana¹ kulluk eder, bana hiçbir şeyi ortak yapmazlar. Kim, bunun ardından gerçeği örtüp görmezden geldiyse, işte onlar hadlerini aşanların ta kendileridir.

¹: iltifat sanatı gereğince, "[Allah] onları halife yapmayı dileyecektir... O [dinden] kendisi onlar için razı oldu" şeklinde üçüncü şahıs anlatırken, bu noktada "bana kulluk ederler" diyerek kendisini üçüncü şahıstan, birinci şahısa çekti.

56- Namazı sürekli olarak gereğince kılın, zekatı verin ve Elçiye gönülden itaat edin. Rahmet olunmanız beklenir.

57- Sakın gerçeği örtmüş olanların yerde [dünyada] aciz bırakıcılar olduğunu sanma! Onların barınma yeri ateştir, gerçekten ne kötü bir dönüş yeridir!

58- Ey inanmış olanlar! Gücünüzün sahip oldukları  ve sizden ergenlik çağına ulaşmamış olanlar üç defa sizden izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleden (dolayı) kıyafetinizi bırakacağınız[çıkaracağınız] zaman ve yatsı namazından sonra. [bunlar]¹ sizin için üç mahrem[vakit]tir. Bunlardan sonraki [vakitlerde] size ve onlara günah/yanlışa meyil ediş yoktur. [onlar], sizi(n etrafınızda) dönüp dolaşanlar[hizmet edenlerdir]. birbirinizin [yanında dönüp dolaşıcılarsınız]. İşte Allah, ayetleri size bunun gibi açıklıyor. Allah devamlı bilendir, bir hakimdir/hikmetlidir.

¹: [müpteda olan] "hiye=هي" zamiri atılmıştır. (Müşkül i'rab-ul kur'an)

59- Sizden olan çocuklar-bebekler, ergenlik çağına ulaştıkları zaman, kendilerinden öncekiler gibi sizden izin istesinler. İşte Allah, ayetleri size bunun gibi açıklıyor. Allah devamlı bilendir, bir hakimdir/hikmetlidir.

60- Herhangi bir evlilik beklemeyen kadınlardan, oturanların [Ay halinden kesilenlerin hükmüne gelince]¹ süslerini sergilemeksizin, kıyafetlerini bırakmalarında [çıkarmalarında] kendileri üzerine, yanlışa meyil ettiren herhangi bir günah yoktur. Allah devamlı işiten iken, devamlı bilen iken onların kaçınması kendileri için daha iyidir (hayırlıdır).

¹: (müfredat : قعد)

61- Kendi evlerinizden, babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınzın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, anahtarlarına sahip olduğunuz[yerden], arkadaşınızın [evinden] yemeniz, size bir sıkıntı [günah] değildir. Kör'e de sıkıntı [günah] değildir, topal'a da sıkıntı [günah] değildir, hastaya da sıkıntı [günah] değildir. Topluca veya dağınık(ayrı ayrı) yemeniz, size bir sıkıntı [günah] değildir. O halde evlere girdiğiniz zaman, Allah'ın katından temiz mübarek [ilahi bereket kaynağı] olan bir selam [ile] nefislerinizi/birbirinizi selamlayın. İşte Allah, ayetleri size bunun gibi açıklıyor. Akıl etmeniz beklenir.

62- İnançlılar sadece, 'Allah'a ve Elçisi'ne inanan, onunla [Elçi'yle] birlikte toplantılık bir iş üzerinde oldukları zaman, ondan [Elçi'den] izin isteyene¹ kadar gitmeyen' [kişilerdir]. Gerçekten, senden izin isteyen kimseler(e gelince) işte onlar Allah'a ve Elçisi'ne inananlardır. Bazı önemli işleri için senden izin istedikleri zaman, onlardan tercih ettiğine izin ver ve onlara Allah'tan bağışlanma iste. Gerçekten Allah çok bağışlayandır, bir Rahim'dir.

¹: "Resul=الرسول" yani "Elçi" kelimesi bazen taşınan söz anlamında da kullanılır. (müfredat: رسول) bundan dolayı kur'an'a "Elçi" denebilir. Bu ayetin hitabı tarihsel olsa da verdiği mesaj evrenseldir. Ayette Elçi'den izin istemek dolaylı olarak emir edilmiştir. Bizim için Elçi "kur'an" olduğuna göre herhangi bir hüküm konusunda kur'an'dan izin istememiz, yani onun hükmüne başvurmamız gerekir.

63- Elçinin davetini¹, birbirinizin daveti gibi aranızda saymayın. Sizden olan, gizlenerek sıyrılıp kaçmak isteyenleri Allah bilmekteydi. Onun [Elçinin] emri konusunda muhalefet edenler, kendilerine bir fitnenin [sınamanın] hatta can yakıcı bir azabın kendilerine isabet etmesinden sakınsınlar.

¹: "Elçinin duasını, kendi duanız gibi saymayın" anlamında da olabilir. "birbirinizi çağırdığınız gibi Elçi'yi çağırmayın" anlamında da olabilir. (kadı beydavi) bu anlam Hucurat 2-5 ayetleriyle bağdaşır. Ancak devamına uyumlu olan mana, çeviride verildiği gibidir.

Bu ayet de önceki ayete bağlı olarak "kur'an'ın davet ettiği hükmü kendi davet ettiğiniz hüküm gibi saymayın" anlamında olabilir.

64- Dikkat edin! Göklerde ve yerde [tümevrende]  bulunanlar, kesinlikle Allah'ındır. Sizin üzerinde olduğunuz[şeyi] bilmekteydi. Ona geri döndürülecekleri gün onlara eylemlerini [Allah] haberi verir. Allah, her şeyi devamlı bilendir.

Ekran Alıntısı.PNG
Ekran Alıntısı.PNG
Screenshot_2020-01-23-20-01-53-358_com_e
20190410_220809.jpg
Ekran%20Al%C4%B1nt%C4%B1s%C4%B1_edited.j

Blog sitelerim

Takip etmeniz önerilir

  • YouTube
  • Facebook - White Circle
  • Instagram - White Circle

Hubeyb öndeş