26- Şuara suresi (Hubeyb öndeş meali)

En son güncellendiği tarih: 6 Kas 2020

1-2- Ta, Sin, Mim.  İşte bu, apaçık kitabın ayetleri'dir [mucizeleri'dir].

3- Onlar inançlı olmuyorlar diye kendi benliğini mahvedici olmanı bekliyorlar.¹

¹: Hud 12. Ayetin dipnotuna bakınız.

4- Tercih edersek, onların üzerine gökten bir ayeti kısım kısım indiririz. Böylece onların boyunları¹(öne çıkanları)  ona [ayete] eğilmiş bir hale gelirler.

¹: "Öne çıkanları" veya "toplulukları" manasında olduğu da söylenmiştir. (kurtubi)

5- Rahman[tarafın]dan yeni bir hatırlatma[türün]den onlara ne geldiyse onlar ondan [o hatırlatmadan] ancak vazgeçiciydiler.

6- Artık yalanlamışlardır. Kendisini maskara yapmaya çalışmakta olduklarının¹ haberleri kendilerine yakında gelecektir.

¹: Kur'an ayetleri kasıt ediliyor. Kur'an'ın pek çok haberi gerek o zaman da gerekse bu zamanda her şekilde gelmiştir. Bkz: Romalıların galibiyeti (Rum 1-3) evrenin tekillikten gelmesi (Enbiya 30), Güneş ve Ay'ın yörüngelerinin doğru tarif edilmesi (yasin 38-40, şems 1-2) evrenin genişlemesi (zariyat 47) gezegenlerin veya atmosferin oluşumu (fussilet 9-12, Naziat 29-32) insanın anne rahminde oluşum sırası doğru anlatım (müminun 14) Ay'ın kendi ışığı olmayıp güneşten aldığı ışığı yansıtması (yunus 5) dünyanın veya kıtaların hareketi (Neml 88, Naziat 32) canlılığın suda başlaması (Nur 45).

7- Yere [dünyaya] hiç bakıp düşünmediler mi onda [yerde] değerli her bir çiftten-sınıftan kaç tane yetiştirdik?

8- Gerçekten bunda mutlaka bir ayet [mucize] vardır. Onların çoğunluğu inançlı değildi.

9- Gerçek şu ki, RAB'bin kesinlikle devamlı üstündür, Rahim'dir.

10-11- Hani RAB'bin, Musa'ya "(Şu) zalim halka yani Firavunun halkına git! Sakınmıyorlar mı?" diye seslenmişti.

12-14- [Musa] "RAB'bim! Gerçekten ben, beni yalanlamalarından korkuyorum. Göğsüm daralıyor¹ ve dilim[in düğümü] çözülmedi. O halde, Harun'a da (vahiy) gönder. Bir de onlar için benim üzerimde cezayı gerektiren bir iş var. Artık, beni öldürmelerinden korkuyorum." dedi.

¹: "daralıyor" manasında olan "yadiykU=يضيق" fiili, ["en yukezzibune=أن يكذبون" fiilinin mahalline atıf olarak] "yadiykA=يضيق" şeklinde de okunmuştur. (kadı beydavi) bu durumda ayetin ilgili kısmı şöyle meal edilir: "...beni yalanlamalarından ve göğsümün daralmasından... Korkuyorum"

15- [RAB'bi] "Asla! İkiniz [sen ve Harun] Ayetlerimiz [işaretlerimiz] ile gidin. Gerçekten biz, sizinle birlikte kulak verenleriz." dedi.

16-17- "Artık Firavun'a ikiniz gidin, ardından ''gerçekten biz, 'İsrail oğullarını bizimle birlikte gönder' diye alemlerin [tüm varlıkların] RAB'binin mesajıyız¹" deyin."

¹: "Resul=رسول" kelimesi bu Ayette "risalet=رسالة" yani "mesaj" anlamındadır. (zamahşeri:keşşaf)

18-19- [Firavun] "İçimizde (aramızda) bir çocuk iken seni hiç terbiye etmedik mi? ömründen [bir bölümde] senelerce içimizde kalmadın mı? Ve sen kafirlerden [nankörlerden] olarak yapacağın o hareketi yaptın." dedi.

20-21- [Musa] "O zaman ben yolu kaybedenlerden iken onu¹ yaptım." dedi. "Ardından, sizden korkunca sizden kaçtım. RAB'bim bana bir hüküm bağışladı ve beni gönderilenlerden  yaptı."

¹: Bkz: Kasas 15. Ayet.

22- [Musa şöyle devam etti] "İşte bu kendisini başıma kaktığın nimet, İsrail'in oğullarını köleleştirmendir."¹ dedi.

¹: kur'an'ın hiçbir ayetinde köle edinmeye onay verilmediği gibi, bu ayette de köleliğin firavuna ait bir eylem olduğu belirtiliyor. Dolaylı olarak "kölelik, Firavunun işidir" denilmektedir.

23- Firavun "Alemlerin [varlıkların] RAB'bi nedir?" dedi.

24- [Musa] "Göklerin, yerin (evrenin) ve ikisinin arasındakilerin (içindekilerin) RAB'bidir. Eğer, yakinen-kesin olarak inananlar idiyseniz..." dedi.

25- [Firavun] çevresindeki kimselere "duymuyor musunuz?" dedi.

26- [Musa] "[O] sizin RAB'binizdir ve öncü-önceki atalarınızın RAB'bidir." dedi.

27- [Firavun] "Gerçekten, size gönderilen Elçiniz, kesinlikle cinlenmiştir[delirmiştir]" dedi.

28- [Musa] "[O], doğunun, batının (her tarafın) ve ikisinin arasındakilerin RAB'bidir. Eğer, akıl etmekte idiyseniz..." dedi.

29- [Firavun] "Yemin olsun ki, eğer benim dışımda bir Tanrı edinirsen, mutlaka ama mutlaka seni hapis edilmişlerden yapacağım!" dedi.

30- [Musa] "sana apaçık bir şey getirsem bile mi..?" dedi.

31- [Firavun] "Eğer dürüst kişilerden idiysen onu hemen getir!" dedi.

32- [Musa] ardından asasını attı, ne görsünler? O apaçık dev bir yılan¹!

¹: (Kamusu-l muhit: ثعب)

33- Ardından elini çekip çıkardı, bir baktılar ki o [eli] bakanlar için bembeyaz!

34-35- [Firavun] çevresindeki seçkinlere "gerçekten bu, sihiriyle sizi yerinizden [bölgenizden] çıkarmayı isteyen gerçekten bilge bir sihirbazdır. O halde neyi emir ediyorsunuz?" dedi.

36-37- "Onu ve kardeşini alıkoy. Şehirlere, bir araya toplayıcılar gönder de sana bilgin usta sihirbazlar getirsinler" dediler.

38- Ardından, bilinen bir günün vaktine sihirbazlar toplanıldı.

39- İnsanlara "Siz toplanacak mısınız?" denildi.

40- "Belki sihirbazlara uyarız, tabi galip olurlarsa..." [dediler]

41- Ardından sihirbazlar gelince, Firavun'a "Eğer galip olursak, bize mutlaka bir ödül/ücret var değil mi?" dediler.

42- [Firavun] "Evet, [galip olduğunuz] anda gerçekten siz, mutlaka yakınlaştırılmışlardan [olursunuz]" dedi.

43- Musa onlara "Atacağınızı atın." dedi.

44- İpliklerini, asalarını attılar ve "Firavun'un izzeti ile gerçekten biz, galip olanların ta kendileriyiz!" dediler.

45- Ardından Musa, asasını attı. Bir de ne görsünler? O [asa] onların uydurmalarını yutuyor!

46-48- Ardından sihirbazlar secde eder bir halde (yere) atılıp "Alemlerin [varlıkların] RAB'bine, yani Musa'nın ve Harun'un RAB'bine inandık." dediler.

49- [Firavun] "Size izin vermemden önce ona inandınız. Kesinlikle o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Artık, mutlaka yakında bileceksiniz. Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazdan mutlaka keseceğim ve sizi topluca mutlaka asacağım!" dedi.

50-51- [Sihirbazlar] "Sıkıntı yok. Gerçekten biz, sadece RAB'bimize dönücüyüz. İnançlıların önderi-ilkleri¹ olduğumuz için RAB'bimizin bize hatalarımızı bağışlamasını arzuluyoruz." dediler.

¹: "evvel=أول" kelimesi uyulacak kişi, önder, reis, başta gelen anlamına gelir. (müfredat : اول) bir hareketin başını çeken ilk kişi, herkesi peşinden o harekete sürüklediği için o hareketin ilki yani önderidir. Sihirbazlar, Musa'ya inandıkları zaman, diğer insanların da ona iman etmelerini sağladıkları için, bu hareketin ilkleri olmuşlardır.

52- Musa'ya "Kullarımı gece yürüyüşüne çıkar. Gerçekten siz, takip edileceksiniz" diye vahiy ettik.

53- Ardından Firavun, şehirlere bir araya toplayıcılar gönderdi.

54- "Gerçekten bunlar, çok az kopuk bir topluluktur"

55- "Gerçekten onlar, bizi öfkelendirenlerdir."

56- "Gerçekten biz, dikkatli bir kalabalığız."

57-58- Derken, onları cennetlerden[bahçelerden], gözlerden [pınarlardan], hazinelerden ve değerli konumlardan çıkardık.

59- İşte böylece İsrail'in oğullarını ona mirasçı yaptık.

60- Onları [İsrail'in oğullarını] güneşin doğuş vaktine girerek takip ettiler.

61- İki kalabalık birbirlerini görünce, Musa'nın dostları "kesinlikle biz, yakalanfı." dedi.

62- [Musa] "Asla! RAB'bim benimle birliktedir. Bana yol gösterecektir" dedi.

63- Ardından Musa'ya "Asan ile denize vur" diye vahiy ettik. Böylece [deniz] yarıldı, her bir bölümü göğe uzanan¹ büyük dağ gibi oldu.

¹: (Zamahşeri:keşşaf)

64- Diğerlerini oraya yaklaştırdık.

65- Musa'yı ve onunla birlikteki kimseleri toplu halde kurtardık.

66- Sonra diğerlerini batırdık/boğduk.

67- Gerçekten, bunda mutlaka bir ayet [delil] vardır. Onların çoğunluğu inançlı değildi.

68- Gerçekten RAB'bin, kesinlikle devamlı üstündür, Rahim'dir.

69- Onlara İbrahim'in haberini oku.

70- Bir vakit, [İbrahim] babasına ve milletine "Neye kulluk ediyorsunuz?" demişti.

71- "Bir takım putlara kulluk ediyoruz, artık gündüzleyin onlar için ibadete kapananlarız" dediler.

72-73- [İbrahim] "Dua ettiğiniz vakit sizi duyuyorlar mı? Yahut size faydaları veya zararları oluyor mu?" dedi.

74- "Hayır! Babalarımızı-atalarımızı bunun gibi yaparken bulduk." dediler

75-77- [İbrahim] "O halde, siz ve eski babalarınızın-atalarınızın kulluk etmekte olduklarını(n şu halini) gördünüz mü? Artık, kesinlikle onlar benim için birer¹ düşmandır. Ancak, alemlerin [varlıkların] RAB'bi hariçtir. " dedi.

¹: "aduvvun=عدوٌّ" her ne kadar tekil de olsa, çoğul anlamındadır. (kurtubi)

78- "[O] beni yaratmış olandır. Ardından bana o yol gösterdi."

79- "O ki, beni yediriyor ve içiriyor."

80- "Hasta olduğum zaman o bana şifa veriyor."

81- "[O] beni öldürendir sonra diriltendir."

82- "[O], din gününde hatalarımı bana bağışlamasını arzuladığımdır."

83- "RAB'bim! Bana bir hüküm bağışla ve beni düzgün-iyi kişilere kat."

84- "Diğerleri/sonrakiler içinde bana bir doğruluk dili(Şan)¹ yap."

¹: (zad'ul mesir: Meryem 50)

85- "Beni, Naim'in cennetine mirasçı olanlardan yap"

86- "Bir de babama [günahlarını] bağışla, kesinlikle o, yolu kaybedenlerdendir."

87-88- "Yeniden diriltilecekleri günde, yani herhangi bir malın ve oğulların faydalı olmayacağı günde beni üzme."

89- "Ancak, Allah'a sağlıklı bir kalple (kalbi selim olarak) gelmiş olan kimse hariçtir [onunki fayda verir]."¹

¹: "Ancak, Allah'a sağlıklı bir kalple gelen kimsenin Malı ve oğulları kendisine fayda verir" manasındadır. Çünkü malını ve oğullarını Allah yoluna adamıştır. (Fahreddin Razi) farklı yorumlar da mevcuttur. (bkz: zamahşeri: keşşaf, kurtubi)

90- Cennet, sakınanlar(muttakiler) için yakınlaştırıldı.

91- Kızgın ateş, bozuk inançlılar için açıkça görünür hale getirildi.

92-93- Onlara "Allah'tan beride, ibadet etmekte olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı? Veya yardım dileniyorlar mı?" denildi.

94-95- Derken onlar, bozuk inançlılar ve iblis'in ordusu tamamı onun [kızgın ateşin] içine ters döne döne atıldı.¹

¹: (zamahşeri: keşşaf)

96-97- Onlar, onun [kızgın ateşin] içinde davalaşırken "Allah'a yemin olsun ki (tallahi) gerçekten biz, apaçık bir kayboluşun içindeydik." dediler.

98- "Bir vakit, alemlerin [varlıkların] RAB'biyle sizi eşitlemekte[eşit saymakta] idik."

99- "Bize ancak suçlular yolu kaybettirdi."

100-101- "Artık, şefaatçilerden bizim için [kimse] yoktur, sıcak bir arkadaş da yoktur."

102- "Artık, bizim için [dünyaya dönüş] bir kere daha olsaydı¹, inançlılardan olurduk"

¹: "olsaydı" [لو] kelimesinin "Keşke" [ليت] manasında olduğu da söylenmiştir. (zamahşeri: keşşaf) buna göre "Keşke bizim için [dünyaya dönüş] bir kere daha olsaydı..." manasındadır.

103- Gerçekten bunda mutlaka bir ayet [kanıt] vardır. Onların çoğunluğu inançlı değildi.

104- Gerçekten RAB'bin, kesinlikle devamlı üstündür, Rahim'dir.

105- Nuh'un milleti de gönderilenleri yalanladı.

106- Bir vakit, kardeşleri Nuh "sakınmaz mısınız?" demişti.

107- "gerçekten ben, sizin için emin[güvenilir] bir Elçiyim."

108- "O halde, Allah'a (karşı gelmekten) sakının ve bana gönülden itaat edin"

109- "Ona karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ücretimi [vermek] alemlerin [varlıkların] RAB'binden başkasına [düşecek] değildir."

110- "O halde, Allah'a (karşı gelmekten) sakının ve bana gönülden itaat edin"

111- [Milleti] "Reziller sana uymuş iken¹, sana inanır mıyız?" dediler.

¹: "iken" manasını veren [yani vav'ul hal olmasını sağlayan] "kad=قد" edatı takdiri olarak vardır. (kurtubi, zamahşeri:keşşaf)

112-115-[Nuh] "Onların, bulunmakta oldukları eylemler konusunda bilgim yoktur. Farkındaysanız, onların hesabı, RAB'bimden başkasına [düşecek] değildir. Hâlbuki ben inançlıları küçümseyip kovucu değilim. Apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim." dedi.

116- [Milleti ] "Yemin olsun ki, buna son vermezsen, mutlaka taşlananlardan olursun ey Nuh!" dediler.

117-118- [Nuh] "RAB'bim! Gerçekten, milletim beni yalanladı. Artık, benimle onların arasını iyice aç! Beni ve inançlılardan¹ benimle olan kimseleri kurtar!" dedi.

¹: "-den, - dan" manasında olan "min=من" harfi, bu ayette beyan amaçlı olabilir. Buna göre ayet "...benimle birlikte olan inançlıları kurtar" şeklinde meal edilebilir.

119- Ardından, onu ve onunla birlikte olan kimseleri (o) dolu gemide kurtardık.

120- Dahası, [onların]¹ arkasından, arta kalanları boğduk.

¹: ["ba'dU =بعد" zaman zarfı, izafet'ten kesildiği için, damme üzerine mebnidir.] (Müşkül i'rab-ul kur'an, Mu'cem-ul vasit: بعد)

121- İşte bunda mutlaka bir ayet [kanıt] vardır. Onların çoğunluğu inançlı değildi.

122- Gerçekten RAB'bin, kesinlikle devamlı üstündür, Rahim'dir.