27- Neml suresi (Hubeyb öndeş meali)

Güncelleme tarihi: Mar 12

1-2- Ta, Sin. İşte bunlar, bir doğru yol rehberi ve inançlılar için bir müjde olarak, kur'an'ın ve apaçık kitabın ayetleri'dir.

3- [İnançlılar] ahirete [son hayata] yakinen-kesin olarak inananların ta kendileriyken, yönelişi (namazı) ayakta tutanlar (gereğince kılanlar) ve zekatı verenlerdir.


4- Gerçekten ahirete [son hayata] inanmayanlara (evet!) onlara kendi eylemlerini süsledik. Artık onlar şaşkın haldedir.

5- Ahirette [son'da] en çok kaybedenlerin ta kendileri iken, Azabın kötüsü kendilerine ait olanlar işte onlardır.

6- Gerçekten sen, bir hakim/hikmetli olan, devamlı bilen tarafından kur'an'la buluşturuluyorsun.

7- bir vakit Musa, ailesine "gerçekten ben, açık seçik olarak bir ateş gördüm. Size, ondan herhangi bir haber getireceğim veya size kor bir alev getireyim. Belki ısınırsınız" demişti.

8- [Musa] ona [ateşe] gelince "Ateşin içinde kim varsa ve çevresinde kim varsa [hepsi] bereketlendi. Alemlerin [varlıkların] RAB'bi Allah, münezzehtir." diye seslenildi.

9- "Ey Musa! Gerçek şu ki, ben devamlı üstün olan, hakim/hikmetli Allah'ım."

10- "ve Asa'nı at!" [Musa] onu [Asa'yı] Sanki bir yılan-şeytan gibi hafif hareketli bir halde görünce, arkasını dönüp kaçar bir halde yüz çevirdi ve tekrar dönmedi. "Ey Musa! Korkma! Kesinlikle, benim tarafımda gönderilenler korkmaz."

11- "Ancak, kim zulüm etti ise o müstesna [o korkar]. Sonra (bununla birlikte kim) herhangi bir çirkinliğin ardından bir iyilikle (o eylemi) değiştirdiyse, [bilsin ki]  kesinlikle ben, çok bağışlayanım, bir Rahimim."

12- "Elini, koynuna girdir ki herhangi bir çirkinliği olmaksızın bembeyaz olarak çıksın. (Bu) Firavun'a ve halkına yönelik Dokuz ayetin¹ [mucizenin] içindedir. Kesinlikle onlar, hadlerini aşan bir halk oldu."

¹: Dokuz ayet şunlardır: 1- Dev yılana dönüşen asa [Araf 107] 2- Musa'nın elinin bir anda bembeyaz olması [Araf 108] 3- Sihirbazların sihirlerinin bozulması [Araf 116-122] 4- Kuşatıcı bela/Tufan [Araf 133] 5- çekirge |Araf 133] 6- haşere [Araf 133] 7- kurbağa [Araf 133] 8- kan [Araf 133] 9- Denizin ikiye ayrılması [Şura 63-68]

Bunların dışında mucizeler de vardır. Ancak firavunun şahit olduğu mucizeler dokuz tanedir.

13-14- Ardından, gösterici ayetlerimiz [mucizelerimiz] kendilerine gelince "Bu, apaçık bir sihirdir" dediler ve kendi benlikleri onlara [mucizelere] yakinen-kesin olarak inandığı halde¹, onları [mucizeleri] bir zulüm ve büyüklenme olarak bile bile reddettiler. Artık bak, bozguncuların sonucu nasıl oldu?

¹: Hal olmasını sağlayan gizlenmiş [idmar edilmiş] bir "kad=قد" edatı vardır. (zamahşeri:keşşaf)

15- Elbetteki, Davud'a ve Süleyman'a da bir bilgi vermiştik. O ikisi "Övgü, bizi, inançlı kullarından pek çoğuna karşı üstün-fazlalıklı yapan Allah'adır." dediler.

16- Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve "Ey insanlar! Bize, kuşun konuşması(dili) öğretildi ve bize her şeyden [bir pay] verildi. Gerçekten bu, apaçık ikramını ta kendisidir." dedi.

17- Cin[ler]'den, İnsan[lar]'dan ve Kuş[lar]'dan¹ olan kendisinin orduları süleyman için bir araya toplandı. Böylece onlar ilham olunuyorlardı.

¹: [ayette geçen الانس, الجن, الطير isimlerinin başındaki] "el=ال" takıları, cins ismi olarak "cinler, insanlar, kuşlar" anlamındadır. Yani tekil değildir.

18- Nihayet, karınca vadisinin üzerine geldikleri zaman, bir karınca "Ey karınca[lar!] Yurtlarınıza girin de Süleyman ve orduları farkında değilken sakın sizi kırıp geçmesin!"¹ dedi.

¹: Hayvanlar arasında iletişim olduğu, bilhassa karıncaların kendi aralarında bir çeşit iletişimi olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Kaynak: Bert Holldobler & Edward O. Wilson (1990) “The Ants” Süleyman peygambere mucize olarak onların konuşma dilini anlama kabiliyeti ve onların duyacak kadar kuvvetli bir kulak verilmiştir.

19- Ardından [Süleyman] onun [karıncanın] sözünden [dolayı] gülerek tebessüm etti, "RAB'bim! Bana, anne-babama verdiğin nimetine teşekkür etmemi ve senin kendisinden hoşnut olacağın düzgün-iyi eylemlerde bulunmayı bana ilham et ve beni, Düzgün-iyi kullarının içine rahmetinle girdir." dedi.

20-21- [Süleyman] Kuşu yokladı, ardından "Neyim var da Hüdhüdü görmüyorum? Yoksa kaybolanlardan mı oldu?" dedi. "Ona mutlaka şiddetli bir azap olarak azap edeceğim veya onu keseceğim veya bana mutlaka apaçık bir delil-yetki getirecek!"

22-25- Ardından, çok geçmeden [Hüdhüd] "Senin, kendisini [bilgi bakımından]¹ hiç kuşatamadığını ben kuşattım ve Sebe [halkın]dan sana yakin[kesin] bir haber getirdim: Gerçekten ben, onlara [Sebe halkına] yöneticilik yapan bir kadın buldum. Kendisine her şeyden [bir pay] verilmiş ve onun büyük bir Arş'ı[kürsüsü] var. Onu [o kadını] ve halkını, Allah'tan beride, güneşe secde ederlerken buldum. Göklerde ve yerde saklanıp duranı [ortaya] çıkaran, sakladığınızı ve açığa vurduğunuzu bilen Allah'a secde etmesinler diye şeytan, kendilerine kendilerinin eylemlerini süsledi ve onları (o) yoldan şiddetle geri çevirmiş. Artık, yol bulamıyorlar. " dedi.

¹: (müfredat : حيط)

26- Allah, büyük Arşın [hükümranlığın] RAB'bi olan kendisinden başka hiçbir Tanrı olmayandır.

27-28- [Süleyman] "Doğru mu söyledin? Yoksa yalancılardan mıydın? Bakacağız.¹" dedi. "Kitabımla(mektubumla), onlara [Sebe halkına] git, onu [kitabımı] onlara at, sonra onlardan yüz çevirip [ayrılıp] bak, neye dönecekler [ne cevap verecekler]?"

¹: Kur'an bu olayı hikaye maksadıyla anlatmıyor, bir yöneticinin nasıl davranması gerektiğini bu olay üzerinden bize anlatıyor.

29-31- [Sebe kraliçesi] "Ey seçkinler! Gerçekten, bana değerli bir kitap (mektup) atıldı. Kesinlikle o [kitap], Süleyman'dandır, kesinlikle o "Bana karşı büyüklenmeyin ve teslim olarak bana gelin!" diye Rahman, Rahim Allah'ın ismiyle(yazılmış)tır." dedi.

32- [Sebe kraliçesi] "Ey seçkinler! İşimde bana fetva verin[problemimi çözün]. Siz, şahit olana kadar hiçbir işi/emri kesecek-kesinleştirecek değilim." dedi.

33- [Seçkinler] "Biz, bir kuvvet sahibiyiz ve çok güçlü bir perişan etme gücüne sahibiz[belalı savaşçılarız]. Emir, sana [düşer]. Artık, bak neyi emir edersin..." dediler.

34-35- [Sebe kraliçesi] "Gerçek şu ki: yöneticiler, herhangi bir kente girdikleri zaman, onu [o Kenti] bozguna uğratır ve [kentin] halkının izzetlilerini, alçaklar haline getirir. İşte onlar da bunun gibi yaparlar. Kesinlikle ben, onlara bir hediye göndericeğim, ardından bakacağım: gönderilenler ne ile dönüyor?" dedi.

36-37- [gönderilen]¹, Süleyman'a gelince, [Süleyman] "Bana herhangi bir mal ile mi destek veriyorsunuz? O halde [bilin ki] Allah'ın bana getirdiği, sizin getirdiğinizden daha yararlıdır. Aksine! Siz, hediyenizle seviniyorsunuz. Onlara git. Artık onların, kendisine karşı koymaya [imkanları] olmayan bir orduyla mutlaka onlara geleceğim! Onlar küçülmüş bir haldeyken, onlar alçaklık halinde ondan [kentten] mutlaka çıkaracağım!" dedi.

¹: "geldi" manasında olan "cae=جاء" fiili, çoğul olarak "geldiler" manasında olan "cau=جاؤوا" şeklinde de okunmuştur. (Beydavi) Buna göre "Gönderilenler, Süleyman'a gelince" manasında olur.

38- [Süleyman] "Ey seçkinler! Onların teslim olarak gelmelerinden önce, onun [kraliçenin] Arş'ını [kürsüsünü], hanginiz bana getirir?" dedi.

39- Cin[ler]'den bir ifrit "Ben, senin makamından kalkmandan önce onu sana getiririm. Gerçekten ben, ona karşı kuvvetliyim, eminim [güvenilirim]." dedi.

40- Kendisinin katında, kitaptan bir bilgi bulunan, "Ben, senin göz kapağını hareketinin dönmesinden[gözünü kırpmandan] önce onu sana getiririm." dedi. [Süleyman], onun [kürsünün] yanında bulunduğunu görünce "Bu, RAB'bimin -beni sınaması için [verdiği]- ikramındandır : şükür mü edeceğim? Yoksa nankörlük edip [nimeti] görmezden mi geleceğim? Kim şükrettiyse, sadece kendi benliği için şükreder; kim, nankörlük edip [nimeti] görmezden geldiyse [bilsin ki] kesinlikle RAB'bim mutlaka zengindir, çok değerlidir." dedi.

41- [Süleyman] "Onun için, onun Arş'ını[kürsüsünü] tanınmaz hale getirin, bakalım: [kraliçe] yol bulacak mı? Yoksa yol bulamayan kimselerden mi olacak?" dedi.

42- [Kraliçe] gelince "Arş'ın[kürsün], bunun gibi miydi?" denildi. [kraliçe] "Sanki ona benziyor." dedi. Bize, ondan önce bilgiden verildi ve biz, teslim olanlardan (müslümanlardan) olmuştuk.

43- [Kraliçenin] Allah'tan beride kulluk etmekte olduğu [şeyler] onu [kraliçeyi] engelledi. Kesinlikle o [kraliçe], Kafir [gerçeği örten] bir millettendi.

44- [Kraliçeye] "Köşke gir!" denildi. [Kraliçe] onu bir derin su sandı ve iki ayak bileğinden [elbisesini] açtı. [Süleyman] "gerçekten o, billur'dan [yapılmış] pürüzsüz bir köşktür" dedi. [kraliçe] "RAB'bim! Gerçekten ben, kendi benliğime zulüm etmişim. Süleyman ile birlikte, alemlerin [varlıkların] RAB'bi Allah'a¹ teslim (müslüman) oldum" dedi.

¹: iltifat gereğince, ikinci şahsı [muhatabı] üçüncü şahısa [gaib'e] alarak "...Alemlerin RAB'bi olan Allah'a teslim oldum" dedi. Bu sanatı uygulamamış olsaydı "...Alemlerin RAB'bi olan Sana teslim oldum" derdi.

45- Elbetteki, Semud [halkına] "Allah'a kulluk edin!" diye, kardeşleri Salih'i göndermiştik. Derken ne beklersin? Onlar iki davalaşan¹ iki grup [olmuşlar]!

¹: "Davalaşan" [اختصمو] ifadesi manaya göre çoğul; "iki grup" [فريقان] ifadesi lafza göre ikil gelmiştir.

46- "Ey milletim! Neden, güzellikten önce çirkinliği [kötülüğü] acele istiyorsunuz? Belki bağışlanırsınız diye Allah'tan bağışlanma istemeniz gerekmez miydi?" dedi.

47- "Sen ve seninle birlikteki kimsele sebebiyle uğursuzlaştık." dediler. [Salih] "uğursuzluğunuz, Allah'ın katındadır. Aksine! Siz sınanan bir milletsiniz." dedi.

48- Şehirde, dokuz kabile vardı, ki onlar yerde [o bölgede] bozgunculuk yapıyor ve düzeltici-barışçı davranmıyordu.

49- birbirleriyle Allah [adına] antlaşarak "mutlaka ama mutlaka ana ve ailesine [taraftarlarına]¹ gece baskını² yapacağız! Sonra, mutlaka onun velisine ''onun ailesinin [taraftarlarının] helak oluşuna şahit değiliz, Yemin olsun ki, biz dürüstüz'' diyeceğiz" dediler.

¹: "ehl=أهل" kelimesi, sadece aile için kullanılmaz. Aynı yola, dine, gruba bağlı olan herkes için kullanılır. (müfredat : أهل)

²: (müfredat : بيت)

50- Sağlam bir hile yaptılar, onlar farkında değilken biz de sağlam bir hile yaptık [karşılığını verdik].

51- Artık, bak, onların hilesini sonucu nasıl olmuş? Gerçekten biz, onların milletini topluca yıkıp yok ettik.

52- İşte bunlar, zulüm etmeleri sebebiyle, bomboş haldeki evleridir. Gerçekten bunda, akıl eden bir millet için mutlaka bir ayet [kanıt] vardır.

53- İnanmış ve korunup sakınmakta olanları kurtardık.

54-55- Lut'u da [göndermiştik.]¹ bir vakit, halkına "Siz, göz göre göre (o) Çirkin işe mi geliyorsunuz? Siz gerçekten, kadınlardan beride, şehvet halinde erkeklere mi geliyorsunuz?² Aksine! Siz, cahillik eden bir milletsiniz!" dedi.

¹: ["Lut'an=لوطً" isminin mensup olması sebebiyle] Neml 45. Ayetteki geçen "göndermiştik" [أرسلنا] fiiline bağlıdır.

²: bu ifadeden anlaşıldığı kadarıyla, Lut halkının Eş cinselliği kendilerine doğuştan gelmiş değildir; kendilerinin tercihidir. Eşcinselliğin genetik değildir. Bazıları genetik olduğunu iddia etse de doğrulayan herhangi bir çalışma mevcut değildir. X kromozomu üzerinde Xq28 bölgesinin eş cinsellik ile ilişkili olabileceği bazı çalışmalarla bildirilmiş olsa da sonraki çalışmalar bu bilgiyi doğrulamayı başaramamıştır. (Balter, M., Can epigenetics explain homosexuality puzzle? 2015, American Association for the Advancement of Science. Orijinal metin ''Researchers thought they were hot on the trail of “gay genes” in 1993, when a team led by geneticist Dean Hamer of the National Cancer Institute reported that one or more genes for homosexuality had to reside on Xq28, a large region on the X chromosome. The discovery generated worldwide headlines, but some teams were unable to replicate the findings and the actual genes have not been found'') (Daha çok kaynak ve detaylı araştırma için Bilimveyaratilisagaci. com sitesinin "Eşcinsellik genetik midir? Yoksa tercih midir?" başlıklı makalesini okuyunuz.)

56- Ardından, milletinin cevabı "Lut'un ailesini [halkını] kentinizden çıkarın! Gerçekten onlar, temizlenen insanlar mış (!)" demekten başkası değildi.

57- Ardından, onu [Lut'u] ve ailesini [taraftarlarını] kurtardık. Ancak, hanımını [kurtaramadık]. Onun, (azapta) kalanlardan [olmasını] belirledik.

58- Derken, onların üzerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru kötü oldu.

59- "Övgü, Allah'ındır; Esenlik, özel olarak seçtiği kullarının üzerinedir." de. Allah mı daha iyidir (hayırlıdır)? Yoksa ortak koştukları [şeyler] mi?

60- Gökleri ve yeri [tüm evreni] yaratan; gökten sizin için bir su indiren kimdir? Ardından onunla [o suyla], 'Ağacını (bile) yetiştirmenizin size [mümkün] olmadığı, görkem sahibi, kuşatılmış bağlar-bahçeler' yetiştirdik. Allah ile beraber bir Tanrı mı?? Hayır! Siz, [Allah'a] adil/denk tutan bir halksınız!

61- Yeri [dünyayı] bir karar [barınma] yapan; [yerin] ara boşluğuna ırmaklar yapan; ona ağırlıklar yapan; iki büyük suyun¹ arasına bir ayırıcı/engel² yapan kimdir? Allah ile beraber bir Tanrı mı?? Hayır! Çoğunluğu bilmiyor.

¹: "bahr=بحر" çok suyu toplayan kuşatan-geniş mekana denir. (müfredat : بحر) Türkçe'de bu tanımı tam olarak karşılayan bir isim yoktur. Nehir, deniz, ırmak, gölet, dere vb. Hiçbir isim, Ayetin devamından anlaşıldığı