3- Alimran suresi (hubeyb Öndeş meali)

En son güncellendiği tarih: Şub 19

1- elif lam mim. 

2-4- Kendisinden başka hiçbir Tanrı olmayan, diri olan, gözeten (kayyum) Allah (o) kitabı, hak ile, önündekileri doğrulayan olarak kısım kısım sana indirdi. Tevratı ve İncili de önceden insanlara bir doğru yol rehberi olarak indirdi ve Furkanı [gerçeği ve yalanı ayıranı] da indirdi. Gerçekten, Allah'ın ayetlerini [işaretlerini] örtüp göz ardı etmiş olanlara (evet!) onlara çok şiddetli bir azap vardır. Allah devamlı üstündür, intikam sahibidir.

5- Kesinlikle ne yerde ve ne de gökte [tüm evrende] hiçbir şey Allah'a gizli olmaz

6- o [Allah] ki, sizi Rahimler içinde, nasıl tercih ediyorsa, öyle şekillendiriyor, ondan başka Tanrı yoktur. O devamlı üstündür, hakimdir/hikmetlidir.

7- O, kendisinden [bir kısmı] muhkem ayetler olan kitabı sana indirendir. Onlar [muhkem ayetler] kitabın anasıdır. Diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde¹ bir yanlış yola meyil bulunanlara [gelince] onlar onun [müteşabih ayetlerin] yorumunu ancak Allah biliyor olduğu halde, fitne aramak ve (farklı) yorumlarını aramak için onun [kitabın] müteşabih olanlarının peşinden giderler. Bilgide kalıplaşmış [bilginin hakikatini bilen ve tereddüt etmeyen] kimseler ise "ona [müteşabih ayetlere] inandık, [o ayetlerin]² hepsi RAB'bimizin katından'dır" derler. Sağlıklı akıl sahiplerinden başkası öğüt almıyor.

¹: bakara 7. Ayetin dipnotuna bakınız

²: muzafun ileyh hazf edilmiştir.

8- "RAB'bimiz, bize bir vakit yol gösterdikten sonra kalplerimizi yanlış yola meyil ettirme. Bize tarafından bir rahmet bağışla. Kesinlikle sen çokça hediye verenin ta kendisisin." [derler]¹

¹: derler, mânâsına gelen (يقولون) fiili hazf edilmiştir. (kurtubi ilgili ayet)

9- "RAB'bimiz, kesinlikle sen, kendisinde hiçbir şüphe olmayan bir günde insanların toplayıcısısın." kesinlikle Allah, verilen sözden dönmüyor.

10- Kesinlikle gerçeği örtüp göz ardı etmiş olanlar[a gelince] malları ve çocukları hiçbir şekilde Allah'tan [gelen herhangi bir şeye karşı] kendilerine asla yeterli gelmeyecek. İşte onlar ateşin yakıtı'dır.

11- [onların hali] Firavunun ailesinin/halkının ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Ayetlerimizi yalanladılar¹, derken, cezayı gerektiren işleri sebebiyle Allah onları yakaladı. Allah, sonucu [cezası] şiddetli olandır.

¹: bakara 39. Ayetin dipnotuna bakınız.

12- Gerçeği örtüp göz ardı etmiş olanlara "yenileceksiniz ve cehenneme doğru bir araya toplanacaksınız. Ne kötü hazırlanmış yerdir!” de.

13- Karşılaşan iki takımda, sizin için bir ayet [işaret] vardı. Bir takım, Allah yolunda savaşıyor, diğeri ise, gözün görüşü bakımından onları [Allah yolunda savaşanları] kendilerinin iki misli gören Kafir [gerçeği örten] bir [takımdı]. Allah kimi tercih ediyorsa onu yardımıyla destekliyor. Kesinlikle bunda bakış sahipleri için mutlaka bir ibret vardır.

14- Kadınlardan, çocuklardan; altından ve gümüşten yığın yığın kantarlardan, işaretlenmiş atlardan, sağmal hayvanlardan ve ekinden olan arzuların sevgisi, insanlar için süslendi. İşte bunlar, Dünya [ilk] hayatının geçimidir. Hâlbuki Allah'ın [evet!] onun katında dönüş yerinin güzeli vardır.

15- "Bundan daha iyisini (hayırlısını) size haber vereyim mi? Korunup sakınmış olanlar için, RAB'lerinin katında, alt taraflarından ırmaklar akan, içinde kalıcı oldukları cennetler, temizlenmiş eşler ve Allah'tan çokça razı oluş vardır.” de. Allah, kulları devamlı görendir.

16- [O kullar] ki "RAB'bimiz, biz kesinlikle inandık. Artık, cezayı gerektiren işlerimizi bize bağışla, ateşin azabından bizi koru." diyorlar.

17- [Özellikle] Sabır edenler, dürüst olanlar, [Allah'a] gönülden itaat edenler, [Allah yolunda] harcama yapanlar ve seher vakitlerinde bağışlanma isteyenler..¹

¹: Bu sayılan sıfatların hepsi medih üzerine mensuptur. (Fahreddin Razi) yani "Özellikle...bunları kasıt ediyorum" anlamındadır.

18- Allah, hakkaniyeti ayakta tutan olarak kesinlikle kendisinden başka hiçbir Tanrı olmadığına şahitlik etti, Melekler ve bilgi sahipleri [de şahitlik etti]. Ondan yani aziz olandan, hakim olandan başka hiçbir Tanrı yoktur.

19- Gerçekten Allah katındaki Din, İslamdır [barış ve teslimiyettir]¹. Kendilerine kitap verilmiş olanlar, kendilerine gelen bilgiden sonra ancak aralarındaki bir hadsizlik yüzünden fikir ayrılığına düştüler. Allah'ın ayetlerini [işaretlerini] örtüp göz ardı ediyorsa, [bilsin ki] kesinlikle Allah, hesabı seri [çabuk] olandır.

¹: "islam=الاسلام" kelimesi if'al babından "teslimiyet" veya "barışa girmek" anlamındadır. (müfredat : سلم)

Bu ayetle, bakara 62 arasında herhangi bir çelişki yoktur. Çünkü İslam özel isim değildir, yaratıcıyı teslimiyet manasını taşır özünde. Kafir olmayan yahudi ve Hristiyan, İslam dininden sayılır. Zaten kur'an, İbrahim, Musa ve İsa gibi peygamberlerin de İslama çağırdığını çeşitli ayetlerde vurgular, onların çağırdığı kanuna uyanlar İslam dininden sayılır.

Bu yüzden ilgili ayet, tüm elçilerin ortak mesajına "islam" demektedir. Bir nevi "Allah'ın katında din, Elçilerin getirdiği kanunudur" anlamındadır.

20- Eğer seninle tartışmaya girerler ise, "ben yüzümü (kendimi) Allah'a teslim ettim ve bana uyanlar da [yüzlerini (kendilerini) Allah'a teslim etti]" de. Kendilerine kitap verilen kimselere ve bilgisiz olanlara "[Tanrıya] Teslim oldunuz mu?" de. Eğer [Tanrıya] teslim olurlarsa, elbetteki doğru yolu bulmuşlardır. Eğer, dönerler ise, artık sana düşen sadece duyurudur. Allah, ibadet edenleri devamlı görendir.

21- Allah'ın ayetlerini[işaretlerini] örten, Nebi'leri Haksızca öldüren ve insanlardan hakkaniyeti emir edenleri öldürenler (evet!) onları can yakıcı bir azap ile müjdele¹!

¹: Normalde ceza ile müjde olmaz, ancak istihza sanatı uygulanmıştır.

22- işte onlar, dünyada (İlk'te) ve ahirette (sonda) eylemleri boşa gidenlerdir. Onlara, hiçbir yardımcı yoktur.

23- kendilerine kitaptan bir pay verilmiş olanları, aralarında hüküm versin diye Allah'ın kitabına davet edilirken hiç görmedin mi? sonra onlardan bir grup ilgiyi kesenler olarak yüz çeviriyor.

24 - işte bu, onların "Ateş, bize Sayılmış günlerden başka asla temas etmeyecek" demelerinden dolayıdır. İftira etmekte oldukları, kendilerinin dini konusunda kendilerini aldattı.

25- O halde, kendisinde hiçbir şüphe olmayan bir günde, kendilerini topladığımız ve kendilerine haksızlık edilmez iken her bir cana (nefse) elde ettiği neyse onun tamamen ödeneceği bir günde [halleri] nasıldır?

26- "Yönetimin sahibi olan Allah'ım! tercih ettiğine yönetimi veriyorsun, tercih ettiğinden yönetimi çekip alıyorsun, tercih ettiğini yükseltiyor, tercih ettiğini alçaltıyorsun. Hayır senin elindedir. Kesinlikle sen, her şeye imkanı olansın." de.

27- "Geceyi gündüzün içine geçiriyorsun; gündüzü gecenin içine geçiriyorsun. Ölüden canlıyı çıkarıyorsun; canlıdan ölüyü çıkarıyorsun, tercih ettiğine hesapsız rızık veriyorsun.”

28- İnançlılar, İnançlılardan beride, kâfirleri [gerçeği örtenleri] veliler (rehberle) edinmesinler. İşte bunu yapan kimsenin Allah'tan (alacağı) hiçbir şey yoktur. Ancak, onlardan [kâfirlerden] herhangi bir tehlikeden korunup sakınmanız müstesna. Allah, sizi kendi benliğine (karşı) dikkat ettiriyor. Dönüş yeri sadece Allah'adır.

29- "Göğüslerinizde¹ bulunanları saklarsanız veya onları açığa vurursanız Allah onu bilir. Göklerde ne varsa, yerde [dünyada] ne varsa [tüm evrende bulunanları] biliyor. Allah, her şeye imkanı olandır." de.

¹: bakara 7. Ayetin dipnotuna bakınız.

30- Her bir canın (nefsin), hayır [türün]den ne eylemde bulunduysa ve kötülük[türün]den ne eylemde bulunduysa hazırlanmış bulacağı gün, [Her can] onunla [kötü eylemiyle] kendisinin arasında çok uzak bir uzaklık olsaydı diye arzu eder. Allah, sizi kendi benliğine (karşı) dikkat ettiriyor. Allah, kullara (karşı) Rauf'tur.

31- "Allah'ı seviyorsanız, bana (yoluma)¹ uyun ki sizi Allah sevsin ve cezayı gerektiren işlerinizi size bağışlasın. Allah, bağışlayandır, Rahimdir." de.

¹: elçiye uymak, onun getirdiği dine (İslâm’a) uymak demektir.

32 - "Allah'a ve Elçi'ye gönülden itaat edin" de. Eğer yüz çevirdiler ise, [bilsinler ki] kesinlikle Allah kâfirleri [gerçeği örtenleri] sevmiyor.

33-34- kesinlikle Allah, Ademi, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini, birbirlerinin soyundan olarak Alemlere [tüm varlıklara] karşı özel olarak seçti. Allah, devamlı işitendir, devamlı bilendir.

35- bir zamanlar¹, İmran'ın² hanımı "RAB'bim! Gerçekten ben, karnımdakini hür olarak sana adadım. Artık benden (bunu) kabul et. Kesinlikle sen, devamlı işitensin, devamlı bilensin" demişti.

¹: burada "hatırla ki" manasındadır. (kurtubi ilgili ayet)

²: tarihi bir olayla karışmaması için şunu belirtmekte fayda var;

"Imran’ın karısının adı Hanne’dir, o da Meryem’in annesidir. Bu, Matan oğlu İmran’dır, Mûsa’nın babası İmran değildir. Bu Meryem de Mûsa’nın kardeşi Meryem değildir. Mûsa ile İsa arasında 1800 sene vardır" (İrşad Ebu-s su'd)

36- Onu doğurduğu anda, Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilen olduğu halde, "RAB'bim, kesinlikle ben onu kız olarak doğurdum¹, erkek, kız gibi değildir. Kesinlikle ben, ona 'Meryem' ismini verdim. Onu ve soyunu, kovulmuş şeytandan sana sığındırıyorum" dedi.

37 - RAB'bi onu, güzel bir kabulleniş ile kabul etti ve onu güzel bir bitki olarak yetiştird. Onu[n sorumluluğunu] Zekeriya'ya yükledi. Her ne zaman tapınağın ön tarafına onun yanına girerse, onun yanında bir rızık bulurdu. "Ey Meryem! Bu nasıl (geldi) sana?" derdi. [Meryem] "o Allah'ın katından(geldi). Kesinlikle Allah, kimi tercih ediyorsa onu hesapsız rızıklandırıyor" derdi.

38- Zekeriya orada RAB'bine dua etti, "RAB'bim! bana tarafından temiz bir soy bağışla, kesinlikle sen duayı işitensin" dedi.

39- Melekler, Zekeriya tapınağın ön tarafında yönelerek (namaz kılarak) ayakta iken "Allah seni, Allah'tan bir kelimeyle doğrulayan, beyefendi, iffetli ve düzgün-iyi kişilerden bir Nebi olan Yahya ile müjdeliyor" diye nida ettiler.

¹: mihrab, mescidin ön tarafına denilir. (lisanul Arab محراب)

40- [Zekeriya] "RAB'bim! hanımım kısır iken, bana da büyüklük [ihtiyarlık] ulaşmış iken, benim bir çocuğum nasıl olur?" dedi. O da "işte bunun gibi, Allah istediğini yapıyor." dedi.

41-[Zekeriya] "RAB'bim! bana bir ayet [işaret] yap." dedi. [RAB'bi] "senin ayetin [işaretin] üç gün insanlarla konuşmamandır. Ancak, işaret etmek müstesna. RAB'bini çokça hatırlayıp an, yatsı ve sabahın ilk vakitlerinde tenzih et." dedi.

42- Bir vakit Melekler "Ey Meryem, kesinlikle Allah, özel olarak seni seçti, seni temizledi ve alemlerin [tüm varlıkların] kadınlarına karşı özel olarak seni seçti" demişti.

43- Ey Meryem, RAB'bin için boyun eğ, Secde et ve Rüku edenlerle birlikte Rüku et.

44- işte bunlar, kendisini sana vahiy ettiğimiz gayb'ın [görünmeyenin] haberlerindendir. Halbuki, hangisi Meryem'in[bakımını] yüklenecek (diye) kalemlerini attıkları zaman, sen onların yanında değildin ve onlar davalaşırken sen onların yanında değildin.

45-46- bir zamanlar, Melekler "Ey Meryem! kesinlikle Allah, seni kendisinden bir kelimeyle müjdeliyor. Onun adı 'Meryem oğlu Mesih isa'dır , dünyada ve ahirette saygındır, (Allah'a) yakınlaştırılanlardandır, beşikte ve gençlikte insanlara konuşur ve düzgün-iyi kişilerdendir." dediler.

47- [Meryem] "RAB'bim! benim bir çocuğum nasıl olabilir? Bana herhangi bir beşer hiç dokunmadı." dedi. O da "İşte bunun gibi, Allah tercih ettiğini yaratıyor. Herhangi bir işi tamamladığı zaman, ona sadece 'ol' diyor, hemen oluyor." dedi.

48- Ona [İsa'ya] Kitabı, hikmeti, tevratı ve incili öğretir.

49- İsrail'in oğullarına bir Elçi olarak "kesinlikle ben, size RAB'binizden bir ayet [mucize] getirmiştim. Kesinlikle ben, kuşun biçimini çamurdan yaratırım, ardından ona üflerim, ardından Allah'ın izniyle o bir kuş olur. Allah'ın izniyle, körü ve cüzzam hastasını iyileştirir, ölüye hayat veririm. Evlerinizde yediğinizi ve depoladığınızı size haber veririm." [diyecek]¹. Eğer, inançlı olduysanız, gerçekten işte bunda size mutlaka bir ayet [işaret] vardır.

¹: "Resulen=رسولا" kelimesi hal olarak mensuptur. "yekulu=يقول" fiili gizlidir.

50- "Tevrattan önümdekleri bir doğrulayan olarak ve size haram edilenlerin bazısını size helal edeyim [diye size gelmiştim]. Size RAB'binizden bir ayet [mucize] getirdim, o halde Allah'a (karşı gelmekten) sakının ve bana gönülden itaat edin" [diyecek]

51- "kesinlikle Allah, RAB'bimdir ve RAB'binizdir. Artık ona ibadet edin. Bu, dosdoğru bir yoldur"

52- Ardından, İsa onlardan [bir kısmında] küfrü [delilleri göz ardı etmeyi] hissedince "kim Allah'ın varan [yolda]¹ yardımcılarım kimlerdir?" dedi. Havariler "Biz, Allah'ın [yolunun] yardımcılarıyız. Allah'a inandık ve Müslümanlar [teslim olanlar] olduğumuza şahit ol." dediler.

¹: "ile sebili-llahi=إلي سبيل الله" takdirindedir, muzaf hazf edilmiştir.

53- "RAB'bimiz! İndirdiğin ne ise ona inandık ve Elçi'ye uyduk. Artık, bizi şahitlerle beraber yaz."

54- Hile yaptılar, Allah da hile yaptı [karşılığını verdi]¹. Allah hile yapanların [karşılık verenlerin] en iyisidir. (hayırlısıdır)

¹: "Ceza/karşılık" manasında, işlenen suçun adı kullanılır. Mesela bir beyitte şöyle denilir:

"bize cahillik edenlere, daha fazla cahillik ederiz"

Burada "cahillik" işlenen suçun cezası olarak kullanılmıştır. Çünkü Araplar, bir sözün karşılığını, manası aynı bile olsa, o sözü tekrarlayarak o sözün karşılığı olarak kullanırlar. (kurtubi, bakara :15. Ayetin tefsiri)

55- bir zamanlar Allah "Ey isa, kesinlikle ben, seni vefat ettireceğim¹, kendime yükselteceğim ve Seni, gerçeği örtüp göz ardı etmiş olanlardan temizleyeceğim sana uyan kimseleri, kıyamet gününe (dönemine) kadar gerçeği örtüpgöz ardı etmiş olanların üstünde tutacağım. Sonra dönüş yeriniz sadece benim [emrime] varır. Ardından, hakkında ayrılığa düşmekte olduğunuz ne ise o konuda aranızda ben hüküm veririm." dedi

¹: hz. isa peygamberin, kıyamete yakın bir saatte geri döneceğine inananlar buradaki (متوفي) kelimesinin uyku manasında olduğunu savunur. Bu kelimenin diğer ayetlerde ve sözlüklerde uyku manasında da olduğu bir gerçektir. Tabi, bu ifadeye farklı yorumlar yapanlar mevcuttur.

"-yani seni öldürmek isteyenlerden koruyarak ecelini tamamlayacağım ve seni belli eceline erteleyeceğim demektir.

-Yahut seni yerden alacağım, demektir bu da 'teveffeytü mali' deyiminden gelir.

-Yahut seni uykuda öldüreceğim demektir.

-Yahut seni melekut alemine çıkmaktan engelleyen şehvetlerden öldüreceğim demektir.

-Şöyle de denilmiştir: Allah onu birkaç saat öldürdü, sonra da göğe kaldırdı. Hıristiyanlar da bu görüştedirler" (kadı beydavi)

56- Gerçeği örtüp göz ardı etmiş olanlara gelince: dünyada [ilk'te] ve ahirette [sonda] şiddetli bir azap olarak onlara azap ederim. Kendileri için hiçbir yardımcı yoktur.

57- İnanmış ve düzgün-iyi eylemlerde bulunmuş olanlara gelince:¹ onların ödülleri tamamen verilir. Allah, zalimleri sevmiyor.

¹: (عمل) fiili ile, (فعل) arasındaki fark, amel (عمل) kelimesinin bilinçli olarak yapılan işler manasında olup dar anlamlıdır (müfredat : عمل) diğer fiil (فعل) ise bu manada sınırlı değildir. Aradaki farkın önemi; kişinin bir eylemde bulunurken, bu eylemin doğru olduğunu bilerek yapmasıdır. Kötü bir niyetle iyi bir eylemde bulunan insan, bu ayetteki kategoriye girmez.

58- işte bunlar, kendisini sana okuyup teşvik ettiğimiz ayetlerden ve hikmeti olan hatırlatmadandır.

59- kesinlikle Allah katında İsa'nın örneği, Adem'in örneği gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demişti, ardından oluyordu.

60- (o) Gerçek (hak) RAB'binden(gelmiş)tir. Artık, şüpheli tartışanlardan olma!

61- Artık, sana bilgiden gelenden sonra kim seninle onun [isa] hakkında tartışmaya kalkarsa, "hadi gelin, oğullarımızı, oğullarınızı; kadınlarımızı, kadınlarınızı; nefislerimizi, nefislerinizi davet edelim. Sonra gönülden dua edelim de Allah'ın lanetinin[rahmetinden engellemesinin] yalancıların üzerine olmasını isteyelim." de.

62- kesinlikle bu, gerçek kasas[rivayet]'tir. Allah'tan başka hiçbir Tanrı yoktur. Kesinlikle Allah devamlı üstün olanın, hakim/hikmetli olanın ta kendisidir.

63- Artık, yüz çevirirler ise kesinlikle Allah bozgunculuk yapanları devamlı bilendir.

64- "Ey kitap halkı! Haydi aramızda ve aranızda eşit olan kelimeye gelin. [O kelime şudur] : Allah'tan başkasına kulluk etmiyoruz, ona [Allah'a] hiçbir şeyi şirk [ortak] koşmuyoruz, Allah'tan beride bazılarımız bazılarımızı RAB'ler edinmeyecek" de. Eğer yüz çevirdiler ise "şahit olun ki, kesinlikle bizler teslim olanlarız" deyin.

65- Ey kitap halkı! İbrahim hakkında neden tartışıyorsunuz? Tevrat ve İncil ancak ondan sonra indirildi. Artık, akıl etmiyor musunuz?

66- işte siz, işte bunlar, kendisi hakkında size herhangi bir bilgi olmayan konuda tartıştınız! Neden bilginiz olmayan konuda tartışıyorsunuz? Hâlbuki siz bilmiyorken, Allah biliyor.

67- İbrahim, bir Yahudi değildi, Hristiyan da [değildi.] fakat müslüman [teslim olan] bir Hanif [doğruya meyil etmiş] idi ve müşriklerden de değildi.

68- Gerçek şu ki, insanların İbrahim'e en yakın olanları, kesinlikle ona uyanlar, bu Nebi ve inanmış olanlardır. Hemde Allah, inançlıların velisi(rehberi)'dir

69- Kitap halkından bir takım, size [yolu] kaybettirseler diye arzu ettiler. Kendi canlarından başkasını saptırmıyorlar ve farkında değiller.

70- Ey kitap halkı! şahit olduğunuz halde, neden Allah'ın ayetlerini [mucizelerini] örtüp göz ardı ediyorsunuz?

71- Ey kitap halkı! Neden gerçeği yalanlarla karıştırıyorsunuz? [gerçeği] biliyor olduğunuz halde, [neden] gerçeği gizliyorsunuz?

72- kitap halkından bir takım, "İnanmış olanlara indirilmiş [şeye] gündüzün yüzünde [sabahleyin] inanın, onun [gündüzün] sonunda da gerçeği örtüp göz ardı edin. Belki geri dönerler" dedi.

73- (o takım) "dininize uyan kimseden başkasına inanmayın/güvenmeyin" dedi. "kesinlikle hidayet [doğru yol] Allah'ın hidayetidir [doğru yoludur]. Size verilen şeylerin benzeri, birine verilir veya Allah'ın katında, size karşı delil sunarlar diye mi¹ (böyle söylüyorsunuz?)" de. "kesinlikle ikram/üstünlük Allah'ın elindedir[gücündedir]². Kimi tercih ediyorsa ona onu [ikramı/üstünlüğü] veriyor. Allah, [gücü] geniştir, devamlı bilendir.” de.

¹: "E'n yu'te=آن يؤتي" şeklinde elif (ا) harfi uzatılarak soru anlamına gelecek şekilde de okunmuştur (Fahreddin Razi) bu okuyuşa göre çeviri yapıldı

²: (müfredat : يد)

74- Kimi tercih ediyorsa rahmetini ona has kılıyor. Allah, çok büyük bir ikram sahibidir.

75- Kitap halkından kimi vardır ki kendisine tonlarca emanet versen, sana geri öder. Onlardan [kitap halkından] kimi vardır ki, bir dinar emanet versen, sürekli başına dikilmedikçe sana geri ödemez. İşte bu, onların "Bilgisizler konusunda, bize karşı bir yol (sorumluluk) yoktur" demelerinden kaynaklanır. Onlar, bildikleri halde Allah'ın üzerinden yalan söylüyorlar.

76- (durum gerçekten onların anlattığı gibi mi?) Hayır. Kim sözüne vefa gösterir ve sakınırsa, kesinlikle Allah, korunup sakınanları sever.

77- Kesinlikle, Allah'ın sözünü ve yeminlerini az bir bedele satan kimseler[e gelince] işte onlar, ahirette (sonda) kendileri için hiçbir pay olmayanlardır. Allah onlara konuşmaz, kıyamet günü (dönemi) onlara bakmaz ve onları arındırmaz. Onlara can yakıcı bir azap vardır.

78- Kesinlikle onlardan bir grup, Kitaptan olmadığı halde, kitaptan sanmanız için, dillerini kitapla eğiyor [kitapla yalan söylüyor¹]. "bu Allah'ın katındandır" diyorlar. Halbuki Allah'ın katından değildir. Onlar bildikleri halde Allah'ın üzerinden yalan söylüyorlar.

¹: Kinaye yoluyla bu manaya gelir. (müfredat : لوي)

79- Herhangi bir beşer için, Allah'ın kendisine kitabı, hükmü ve Nebiliği vermesi, sonra da [o beşerin] insanlara "Allah'tan beride bana kullar olun" demesi [mümkün] olmaz; fakat "kitabı öğrenmekte olmanız ve ders yapmakta olmanız sebebiyle, Rabbaniler¹ olun" [demesi mümkün olur].

¹: Rabbani, RAB'be bağlı kişiler mânâsına gelir. Kimileri bunun "bilgiyle kendisini düzelten" manasında olduğunu söylemiştir (müfredat : رب)

80- Melekleri ve Nebi'leri RAB'ler edinmenizi de emir etmiyor. Siz teslim olduktan sonra, küfrü [gerçeği örtmeyi] size emir eder mi?

81- Bir zamanlar Allah "Size kitaptan ve hikmetten [bir pay] verdiğim, sonra da sizinle birlikte ne varsa onu doğrulayan bir Elçi (resul) geldiği zaman¹, mutlaka ama mutlaka ona inanacaksınız ve mutlaka ama mutlaka ona yardım edeceksiniz" [diye] Nebi'lerin pekiştirilmiş anlaşmasını almıştı. "Onayladınız mı? Bu sorumluluğumu (isr) aldınız mı?" dedi. [Nebiler] "Onayladık" dediler. [Allah] "O halde ben sizinle birlikte şahitlerden iken, siz de şahitler olun" dedi.

¹: "lemma=لما" olarak da okunmuştur. (Beydavi) bu okuyuşa göre çeviri yapıldı.

82- Artık, bundan sonra kim[ler] yüz çevirdi ise [bilsinler ki] hadlerini aşanların ta kendileri işte onlardır.

83- O halde, Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? göklerde ve yerde (evrende) bulunanlar, gönülden gelerek veya istemeyerek ona [Allah'a] teslim oldu. Geri dönüş, sadece onadır.

84- "Allah'a inandık, bize ne indirildi ise ona [inandık], İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakuba ve Torunlarına indirilene, RAB'lerinden Musa'ya İsa'ya, Nebi'lere ne verildi ise inandık. Biz ona teslim olanlar iken, herhangi birinin arasında ayrım yapmayız.” de.

85- Kim, Din olarak İslam'dan [Allah'a teslimiyet ve barış'tan] başkasını arıyorsa, artık kendisi ahirette kaybedenlerden iken, ondan asla kabul edilmeyecektir.¹

¹: Bu ayetle bakara 62. Ayet arasında hiçbir çelişki yoktur. Çünkü İslam özel isim değildir, yaratıcıyı teslimiyet manasını taşır özünde. Kafir olmayan yahudi ve Hristiyan, İslam dininden sayılır. Zaten kur'an, İbrahim, Musa ve İsa gibi peygamberlerin de İslama çağırdığını çeşitli ayetlerde vurgular, onların çağırdığı kanuna uyanlar İslam dininden sayılır.

Bu yüzden alimran 85. Ayet bütün elçilerin mesajına özet olarak "İslam" demektedir. Bir nevi "kim, elçilerin getirdiği kanunların dışında bir kanun ararsa" manasındadır

86- inançlarından, elçinin gerçek olduğuna şahit olduktan ve açık kanıtların kendilerine gelişinden sonra gerçeği örtüp göz ardı etmiş bir millete Allah nasıl yol göstersin? Allah, zalimler milletine yol göstermez.

87- İşte Onların karşılığı Allah'ın Meleklerin ve topluca insanların lanetinin [rahmetten kovmasının] sadece onlara olmasıdır.

88- Onun içinde kalıcıdırlar. Azap, kendilerinden yana hafifletilmez ve kendilerine bakılmaz.

89- Ancak, bundan sonra tevbe etmiş ve (hallerini) düzeltmiş olanlar hariç. Artık, kesinlikle Allah, çok bağışlayandır, rahimdir.

90- Gerçek şu ki, inançlarından sonra gerçeği örtmüş sonra da küfr [gerçeği örtmek] bakımından artmış olanlar[a gelince] onların Tevbesi asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar, [yolu] kaybedenlerin ta kendileridir.

91- Gerçekten, nankör¹ olarak gerçeği örtüp göz ardı etmiş olanlar[a gelince] onların hiçbirinden altın olarak yer dolusu [fidye] olsa onu feda etse bile asla kabul edilmeyecek. İşte onlar, kendileri için can yakıcı bir azap olanlardır. Kendileri için hiçbir yardımcı yoktur.

¹: küfr (كفر) bir şeyi örtmek mânâsına gelir. Nimeti örtmek yani nankörlük anlamında da kullanılır. Bu yüzden bazen teşekkür etmenin zıttı olarak da bu fiil kullanılmıştır. (bkz: insan 3. Ayet)

92- Neyi seviyorsanız ondan harcama yapana kadar, iyiliğe asla ulaşamazsınız. Herhangi bir şeyden, ne harcama yaparsanız, Allah kesinlikle onu devamlı bilendir.

93- Tevratın kısım kısım indirilişinden önce, İsrail'in kendi benliğine haram ettikleri hariç, bütün yiyecekler İsrail oğullarına helaldi. "Eğer dürüst kişiler idiyseniz Tevratı getirin ve onu okuyup uygulayın!" de.

94- Artık bundan sonra, Allah'a (o) yalanı iftira eden kimse[ler'e gelince] işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.

95- "Allah doğru söyledi. Artık, Hanif [doğruya meyil etmiş] olarak İbrahim'in milletine/dini görüşüne uyun. O, müşriklerden [ortak koşanlardan] değildi." de.

96- kesinlikle, insanlar için yerleştirilmiş Evin ilki/önderi¹, bekke'de² alemlere bir mübarek ve bir hidayet [doğru yol] olan(ev)'dır.

¹: ilk kelimesinin, "başta gelen" manasıyla sınırlı olmadığını unutmayalım. Bu kelime yerine göre "uyulacak olan/önder" mânâsına da gelir.(müfredat: أول)

²: bekke ve mekkenin aynı olduğu söylenir. Bazıları ise, mekke şehrin adı, bekke ise oradaki ibadethanenin adıdır, demiştir. (müfredat: بك) Mekkenin, zalimlerin boyunlarını kırma sebebiyle bu adı aldığı da söylenir. (müfredat: بك, kadı beydavi ilgili ayet)

97- Onda apaçık kanıt ayetler yani İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren emniyette¹ olurdu. (o) Evin haccı, insanların yani ona bir yol bulabilen kimsenin üzerine Allah'ın[hakkıdır]. Kim gerçeği örtüp göz ardı ederse, [bilsin ki] kesinlikle Allah, âlemlerden zengindir [kimseye ihtiyacı yoktur].

¹: burası "cehennem azabından emin/emniyette olur" manasındadır (müfredat : امن) bu ifadeyi, emir olarak anlayıp "oraya girene emniyet verin" manasında yorumlamak da mümkündür. (kurtubi ilgili ayet)

98- "Ey kitap halkı! Allah, eylemlerinize karşı devamlı şahit iken neden Allah'ın ayetlerini [işaretlerini] örtüp göz ardı ediyorsunuz?" de.

99- "Ey kitap halkı! Siz şahitler iken, neden İnanmış olanları Allah'ın yolundan, onda [o yolda] bir eğrilik arayarak, şiddetle geri çeviriyorsunuz? Allah, eylemlerinizden bihaber değildir.

100- Ey inanmış olanlar! Kendilerine kitap verilmiş olanlardan bir gruba, gönülden itaat ederseniz, sizi inancınızdan sonra kafirlere [gerçeği örtenlere] geri döndürürler.

101- Allah'ın ayetleri size okunup teşvik edilmekte ve Elçisi sizin içinizde iken, nasıl gerçeği örtüp göz ardı ediyorsunuz? Kim Allah'a sarılırsa, dosdoğru bir yola doğru kendisine yol gösterilmiştir.

102- Ey inanmış olanlar! Allah'a (karşı gelmekten) kendisine yakışır bir biçimde¹ sakının. Ancak ve ancak müslümanlar [barışçı ve teslim olanlar] olarak ölün.

¹: "gücünüz yettiği kadarıyla, titizlikle sakının" manasındadır. (zamahşeri:keşşaf)

103- Topluca Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve gruplaşmayın. Allah'ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayıp anın. Hani siz (birbirinize) düşmandınız, ardından o, kalplerinizin arasını uzlaştırdı. Böylece onun nimeti (İslâm) ile, kardeşler olarak sabahladınız, ateşten bir çukurun kenarında idiniz, o sizi ondan [çukurun kenarından] kurtardı. İşte böylece, Allah ayetlerini size açıklıyor. Yol bulmanız beklenir.

104- Sizden, iyiye (hayra) davet eden, bilinen iyiliği emir eden, tanımayanı/kötülüğü engelleyen bir topluluk (ümmet) olsun, işte onlar kazananların ta kendileridir.

105- Kendilerine açık kanıtlar geldikten sonra gruplaşan ve ayrılığa düşmüş olanlar gibi olmayın. İşte onlar, kendileri için çok büyük bir azap olanlardır.

106- (Bahset o) günü ki, bazı yüzler ağarıyor [bazı kişiler seviniyor¹] ve bazı yüzler kararıyor [bazı kişiler üzülüyor]. Yüzü kararan [üzülen] kimselere, "inancınızdan sonra gerçeği örtüp göz ardı ettiniz öyle mi?