• Hubeyb Öndeş

4- Nisa suresi (hubeyb Öndeş meali)

En son güncellendiği tarih: Kas 9

Nisa suresi




1- Ey insanlar! Sizi, bir tek candan yaratan, ondan(onun türünden)¹, onun çiftini yaratan, o ikisinden pek çok erkekler ve kadınlar savuran [meydana getiren] RAB'binize (karşı gelmekten) sakının! Kendisiyle soruşturduğunuz/istekte bulunduğunuz Allah'a (karşı gelmekten) ve Rahimler'den de sakının. kesinlikle Allah, [en başından beri] üzerinizde devamlı bir gözetleyendir.




¹: genelde bu ifadenin tevratta anlatılan, "kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratılması" olayıyla alakalı olduğu düşünülmektedir; fakat “ondan” (minha=منها) ifadesinden, “onun bir parçasından” olduğu sonucu çıkmaz. Aynı ifade "kendi canınızdan eşler yaratan" (Rum 21) ayetinde de geçmektedir. Bu ifadeden, kadınların hepsinin erkeklerin bir parçasından yaratılmış olduğu şeklinde anlayamayız. "Kendi canınızdan bir Elçi geldi" (Tevbe 128) ayeti de aynı "min=من" harfi cerr'i ile gelmiştir. Bu sebeple ilgili ayeti "Onun türünden" olarak anlamalıyız.


Ya da bu ifade, hücre teorisi ile ilgili olabilir. Bu durumda "Can" dediği ilk hücredir. "ondan (o candan) kendisinin çiftini yarattı" ifadesi de hücrenin bölünerek çiftini meydana getirmesi ile ilgilidir.



2-3- Yetimlere mallarını verin, pis olanla temizi değiştirmeyin, onların [yetimlerin] mallarını, kendi mallarınıza [katarak] yemeyin/almayın. Kesinlikle bu, [en başından beri]¹çok büyük bir günahtı. Yetimler konusunda hakkaniyetsizlik etmekten korktuysanız [yetimlerin velisi olan]² kadınlardan sizin için temiz olanlar [ile] ikişer üçer dörder evlilik yapın. Artık, adil olamamaktan korktuysanız bir tanesiyle [evlenin] veya gücünüzün sahip olduğu (evlilik yoluyla sahip olduğunuz)³ [yeter]. İşte bu [hüküm] haksızlık yapmamanıza daha yakındır.⁴


¹: "ka'ne=كان" nakıs fiili, "idi" manası verir.



²: Bazen muzafun ileyh [tamlanan] hazf edilir, muzaf bundan bedel olarak tenvin veya harfi tarif alır. (İlhami haktan| Arapça dil bilgisi) Ayetteki "En-nisa=النساء" yani "kadınlar" ifadesi de harfi tarif yani "el=ال" takısı almıştır. Bu durumda muzafun ileyh hazf edilmiştir. İfadenin takdiri "Nisa-el yeteme=نسا اليتامى" yani "yetimlerin kadınları" olabilir. Buna delil Nisa 127. Ayettir. Genellikle "isteğe bağlı dört eş hakkı" olarak anlaşılmış olsa da ayetin bağlamında yetimlere bakma durumundan bahsedilmektedir. Bu durumda ayetin bu kısmı, yetimlerin velisi olan kadınlarla evlilikten bahsetmektedir.



Bu ifade, asla yetimlerle evliliğe bir delil değildir. Eğer, bazı meallerin parantez içinde yazdığı gibi yetimlerle evlilikten bahsediyor olsaydı "fenkihu-l yeteme=فانكحو اليتامى" veya en uygun şekilde "fenkihu hunne=فانكحو هن" yazması gerekirdi.



"Neden kadının dört eş alma hakkı yoktur?" sorusuna gelince: üstteki açıklamaya binaen ayetin amacı yetimlerin velisi olan kadınları ortada bırakmamak ve yetimlere sahiplik etmektir. Amaç bu olunca, yetimlerin velileri olan kadınlarla çok eşlilik hakkını İslam erkeğe vermiştir. Aksi taktirde hedefin dışına çıkılmış olurdu.




³: "Gücünüzün sahip olduğu" manası verilen bu ifade, bir açıklamaya göre "Nikah yoluyla sahip olduğunuz" anlamındadır. (kaynaklar için Nisa 24. Ayetin dipnotuna bakınız) bu durumda ayetin anlamı şu şekilde olur "onların [yetimlerin velisi olan kadınların] bir tanesiyle evlenin veya nikah yoluyla sahip olduğunuz size yeterlidir" Bu durumda "vahideten=واحدة" [bir tek kadını] ifadesi "evlenin" emrine bağlıdır. Devamında geçen "gücünüzün sahip oldukları" ifadesi ise mebni olduğu için mahallen merfudur. "Gücünüzün sahip oldukları size yeter" anlamındadır.



Bir başka alternatif olarak, bu ifade Nisa 24. Ayetteki kullanımı gereğince Mümtehine 10. Ayette bahsedilen muhacir kadınlar olabilir. Eşi müslüman olmayan ama kendisi müslüman olarak İslam ülkesine hicret eden kadın hükmen boşanmış sayılıyor. Benzeri bir açıklama, bir sahabe tarafından söylenmiştir. (Nisa 24. Ayetin dipnotuna bakınız)




Ayetteki "bir tek kadını" sözü "Vahidetun=واحدةٌ" şeklinde merfu olarak da okunmuştur. "bir tanesi yeterli" anlamındadır. (Zamahşeri:keşşaf) mevcut kıraat'te ise "vahideten=واحدةً" şeklindedir. Bu durumda amili "evlenin" fiili olur. "bir tanesiyle veya gücünüzün sahip olduğuyla evlenin" anlamında olur.



⁴: çok eşlilik için ilk hanımın onayının alınması daha uygundur.


Çünkü Nisa 19 "Kadınlara güzel dostluk edin", bakara 229 "Kadınları güzellikle [nikahınızda] tutun" ayetleri kadınlara iyi davranmayı emir etmekte; ayrıca Nisa 128. Ayette erkeğin başka bir eş alma isteği üzerine erkeğe ve kadına anlaşma yapmaları söylenmektedir.




4- (o) kadınlara [yetimlerin velisi olan kadınlara] sadakalarını titizlikle verin. Artık, ondan [sadakalarından] herhangi bir şeyi bizzat (nefsen) size temiz saydılar [bağışladılar] ise, onu rahat olarak afiyetle yeyin/alın.




5- Allah'ın, sizin için bir ayakta kalış [geçim kaynağı] yaptığı mallarınızı aklı zayıflara vermeyin. O [mallarınız] içinde onları rızıklandırın, giydirin ve bilinen iyiliğe uygun bir söz olarak onlara söyleyin.




6- Yetimleri evlilik çağına ulaşıncaya kadar sınayın. Artık, onlardan bir olgunluğu açık seçik gördüyseniz mallarını onları geri yollayın. Onlar büyüyorlar diye, onu [malı] israf ederek ve çabucak yemeyin! Kim bir zengin idiyse, iffetli olmaya çalışsın; kim çok fakir idiyse, bilinen iyiliğe uygun olarak yesin. Mallarını kendilerine geri yolladığınız zaman, onlara karşı şahit ettirin. Devamlı bir hesap eden olarak Allah yetti.




7- Meydana getirenlerin [anne-babanın] ve akrabaların bıraktığından, erkekler için bir nasip vardır; meydana getirenlerin [anne-babanın] ve akrabaların bıraktığından farz kılınmış [belirlenmiş] bir nasip olarak -ondan [bırakılandan] az veya çok- kadınlar için de¹ bir pay vardır.


¹: islamdan önce, cahiliye döneminde kadınların mirastan hakkı yoktu. (kurtubi ilgili ayet)

8- Kısmete [miras paylaşımına] hazır bulundukları zaman yakınlık sahiplerine, yetimlere ve yoksullara [gelince] ondan [kısmetten] onları da rızıklandırın. Bilinen iyiliğe uygun bir söz olarak onlara söyleyin.




9- Arkasından zayıf bir soy bırakacak olsa, onlara korkacak olan [o kimseler] çekinsinler. Artık, Allah'a (karşı gelmekten) sakınsınlar ve dürüst-adil bir söz söylesinler.




10- Gerçek şu ki, yetimlerin mallarını zulüm olarak yiyenler, karınlarının içine sadece bir ateş¹ yiyorlar ve çılgın Ateşi[n azabını] çekecekler!




¹: "Ateş" ile kasıt "haram" da olabilir. (kurtubi)


11- Allah, çocuklarınız hakkında vasiyet ediyor¹. Erkeğe, iki kızın payının misli vardır². Eğer, ikiden fazla kız idiyse, bırakılanın (mirasın) üçte ikisi onlarındır.³ Eğer, bir tek kız idiyse, yarım onundur. Eğer onun [ölünün] çocuğu varsa, bırakılandan⁴ ebeveynine [anne ve babasına] yani o ikisinden her birine altıda bir [pay] vardır. Eğer, hiç bir çocuğu yoksa ve onun ebeveyni [Anne ve babası] ona mirasçı oluyorsa, annesine üçte bir [pay] vardır. Eğer onun [üç veya üçten fazla]⁵ kardeşleri varsa annesine altıda bir [pay] vardır. [Vefat edenin] kendisiyle vasiyet yaptığı vasiyetin veya borcun ardındandır. Atalarınız ve oğullarınız.. onların hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğuna [dair] bilgi yakalayamazsınız. Allah'ın katından bir farzdır olarak [hüküm böyledir]. Kesinlikle Allah, [en başından beri] bir bilendi, bir hakimdi/hikmetliydi.


¹: bakara 180. Ayete göre bir kimse vasiyet etmek zorundadır. Eğer vasiyet etmedi ise, bu ayetteki vasiyet hükmü geçerlidir.


²: kur'an, evin geçimini, kadının ihtiyacı olan herşeyi erkeğin omuzuna yüklüyor, (bakara 233) üstüne evlenirken erkeğin kadına mehir vermesini emir ediyor. (Nisa 24-25) ve erkek eğer ayrılırsa bu mehirden bir çöp dahi alamıyor. (Nisa 20) - tabi kadının kendi rızasıyla bağışlaması müstesna (nisa 4)- ilaveten boşanma durumunda kadının bir müddet erkeğin mülkünde misafir olması ve hammilelik durumunda geçiçi bir süreliğine kadına nafaka verme görevi erkeğe verilmiştir. (Talak 3-6) Kadınını bu şekilde bir sorumluluğu olmadığı için mirastan, erkeğin fazla almasını vasiyet ediyor.


Bu oldukça adil bir emirdir.

Adaletsiz olduğunu iddia edenlerin aksine: eğer kadın ve erkek mirastan ikisi de eşit almış olsaydı, erkeğin mehir vermesi ve kadınları gözetleyci olmasından dolayı erkeklere adaletsizlik olurdu. Ayrıca ayetin bir bölümünde kadının ve erkeğin aynı payı aldığını görebiliriz.


İslam, hüküm vermeden önce, cahiliye döneminde kızlara mirastan pay verilmezdi. (kurtubi Nisa 7)

''iki kızın payının misli...'' yani mirası dörde bölüyoruz: her bir kıza 1/4 (toplamda 2/4) verilir; 2/4 bir erkeğe verilir.

³: Burada iki kızın alacağı pay belirtilmemiştir. Bu konuda kimileri hadislere dayanarak iki kızın payının da 2/3 olacağını savunmuştur.

Bazıları ise, ayetteki illetin "kızların ikiden fazla" olması durumunu göz önünde bulundurarak, iki kıza 2/3 pay vermenin doğru olmadığını savunmuştur.

Ancak doğru görünen ikinci görüştür. Sebebiyse önceki ifadede ''Erkeğe iki kızın misli kadar pay vardır'' demesi iki kız bir erkek oranını gösteriyor.


⁴: bu kısımdan itibaren "mimma tereke= مما ترك" denilmesi, mirastan kalan payı kapsadığını gösteriyor. ⁵: "ihvatun=إخوة" çoğuldur. Ancak çoğul, üç veya üçten fazlası için kullanılır. İki tane olan için çoğul değil, ikil [tesniye] kullanılır.

Sonraki ayette anlatılacak olan sistem üzerine bir dağıtım yapalım.

Ölen bir adamın bıraktığı 6000 TL'nin mirasçısı: Anne, Baba ve bir kız çocuğu olsun:

Öncelikle anne ve babaya 2/6 verilir (2000). Geriye kalan 4000 TL'nin 1/2'i (2000) tek kıza verilir. Kalanı, eğer erkek çocuk varsa ona; yoksa nisa 8. ayette anlatılanlara verilir.



12- [Eşlerinizin] kendilerine ait hiç bir çocuğu yoksa, eşinizin bıraktığının (mirasın) yarısı sizindir. O halde, kendilerine [eşinize] ait herhangi bir çocuk varsa [eşinizin] bıraktıklarından dörtte biri sizindir. [Vefat eden kadının] kendisiyle vasiyet yaptığı vasiyetin veya borcun ardındandır. Hiç bir çocuğunuz yoksa, bıraktığınızdan dörtte biri onlarındır [eşinizindir]. O halde, çocuğunuz varsa bıraktığınızdan sekizde biri onlarındır [eşinizindir]. Kendisiyle vasiyet ettiğiniz vasiyet yaptığınız vasiyetin veya borcun arındandır. Eğer kendisine mirasçı olunan adam veya bir kadın kelale¹ [Annesi-babası ve çocuğu olmayarak ölen biri] ise ve kardeşi veya kız kardeşi de var idiyse, o ikisinden her birine altıda bir [pay] vardır. Artık, onlar bundan daha çok idiyse, zarar vermeksizin kendisiyle vasiyet edilen vasiyetten veya borçtan sonra üçte bir konusunda ortaktır². Allah'tan bir vasiyet olarak [hüküm budur]. Allah, devamlı bir bilendir, bir halimdir.




¹: "kelale=كلالة" kelimesinin anlamı konusunda pek çok yorum vardır. En uygunu, peygambere isnat edilen bir hadiste yazdığı üzere "annesi-babası ve çocuğu olmaksızın ölen kimse" anlamındadır. (müfredat: كل)

²: Kuranda matematik hatası yoktur.

Bu ayetlerde miras dağıtımının neredeyse özetinin özeti verilmiştir. Bu durumu anlamayan kişiler kuranda bir matematik hatası olduğunu sanmıştır. Bazı durumlarda, özellikle de 12. Ayetteki durumla 11. Ayetteki durumu tek bir durum gibi kabul ettiğimiz durularda, ayetlerdeki oranlar tutmuyor gibi görünmektedir. Bu durum, Hz. Ömer döneminde de fark edilmiş ve Hz. Ömer bu duruma karşılık avliye, yani payın paydadan fazla çıktığı durumlarda payları eşitleme, yöntemine yönelmiştir.

Avliye yöntemi sağlıklı görünmediği için İbni Abbas'In farklı bir yöntem uygulayarak Hz. Ömere karşı çıkıp ''Eğer Allah'In öncelikli yaptıklarını öncelikli saymış; geriye bıraktıklarını geriye bırakmış olsaydı avliyeye gerek kalmayacaktı'' ve ''Allah, hissesi başka bir hissenin varlığında değişen Anne, Eş ve Kocayı öncelikli yaptı....'' dediği bilinmektedir.

Bu sisteme göre ayette bir matematik hatası yoktur. Nisa 11-12 ayetlerinde dikkat edilirse Annenin, eşin ve kocanın hissesi her durumda belirtiliyor; başka mirasçıarın varlığı onların hisselerini ortadan kaldırmıyor; sadece oranlarını değiştiriyor. Bu durumda öncelikle bu kişilerin payları verilmeli; geriye kalanı çocuklara verilmelidir.

Popüler Matematik hatası iddiasına şimdi br göz atalım;

Bir adam vefat etti; geride üc kız , anne ve baba, bir de eş bıraktı.

Öncelik sonralık sıralamasına uyulmadığı takdirde eşe verecek bir pay kalmıyor.

Şimdi bu sıraya uyarak bir dağıtım yapalım: Önce eşe 1/8 (2250) verilir. Kalan 15750 TL, Anne ve Baba 2/6 (5250) alır. Kalan 15750 TL, üç kız 2/3 (7000) alır. geriye kalan 1/3 (3500) Nisa 8. ayette anlatılanlara: akrabalara, yetimlere ve yoksullara verilir.

Görüldüğü üzere herhangi bir matematik hatası yoktur.



13- işte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'a ve Elçisi'ne gönülden itaat ediyorsa, [Allah] onu alt taraflarından ırmaklar akan, içinde kalıcı oldukları cennetlere girdirir. İşte bu, çok büyük bir kurtuluştur.




14- Kim, Allah'a ve Elçisi'ne isyan ederse ve onun sınırlarını çiğnerse, [Allah] onu, içinde bir kalıcı olduğu bir ateşe girdirir. Ona, alçaltan bir azap vardır.




15- Kadınlarınızdan, (o) çirkini işi¹ [meydana] getiren o kadınlar[a gelince] onlara karşı sizden dört [kişiyi] şahit isteyin. Artık, şahitlik ettilerse, ölüm onları vefat ettirinceye veya Allah onların lehine bir yol meydana getirinceye kadar onları evlerde tutun.




¹: "velletiy=والاتي" ismi mevsulü dişiler için kullanılır. "fahişet=فاحشة" kelimesi ise, hemcinslerin yaptığı zina yani eş cinsellik için kullanılır. (Ankebut 28-29) dolayısıyla bu ayette anlatılan lezbiyenliktir.




16- Sizden onu [çirkin işi] [meydana] getiren iki [erkeğe¹] eziyet edin. Artık, o ikisi Tevbe eder ve (kendi hallerini) düzeltirler ise, o ikisi hakkında [eziyetten] uzaklaşın. Kesinlikle Allah, [en başından beri] tevbeyi çokça kabul edendi, bir Rahimdi.




¹: "Ellezeni= اللذان" ifadesi, bunun iki erkeğin kendi arasında yaptığı bir fuhuş çeşidi, yani eş cinsellik olduğunu gösterir.




Bu ayetin, normal zina cezasıyla alakalı olup, eziyetin Nur 2. Ayette bahsedilen 100 celde cezası olduğu da söylenmiştir. İsabetlidir, ancak aynı ayetteki kelime farkları açıkça belli olduğu için, ilk yorum daha isabetlidir.




17- Allah'a göre [kabul edilecek] tevbe, sadece bir bilgisizlikle kötülük yapıp sonra da çok yakından [hemen peşinden] tevbe edenler içindir. İşte, Allah onların tevbelerini kabul eder. Allah, [en başından beri] bir devamlı bilendi, bir hakimdi/hikmetliydi.




18- Ölüm, onların birine hazır oluncaya [gelinceye] kadar kötülükleri yapıp da [ölüm gelince] "Gerçekten ben, şimdi tevbe ettim!" demiş olanlar için ve kafirler [gerçeği örtenler] olarak ölenler için tevbe [geçerli] değildir. İşte onlar için can yakan bir azap hazırladık.




19- Ey inanmış olanlar! Kadınlara hoş olmayan bir şekilde mirasçı olmanız size helal değildir. Onlara verdiğinizin bir kısmını götürmek için onlara şiddetle engel olmayın. Ancak apaçık bir çirkin iş [meydana] getirmeleri [durumu] hariç. Onlara [kadınlara] bilinen iyiliğe uygun bir şekilde güzelce dostluk edin¹. O halde, onlardan hoşlanmadıysanız [bilin ki] bir şeyden, kendisinde Allah'ın pek çok yarar (hayır) meydana getirmesi ile birlikte hoşlanmıyor olabilirsiniz.



¹: "muaşerat=معاشرة" güzel bir dostluk olarak dostluk etmektir. (İbni kuteybe:Garib-ul kur'an)




20- Eğer, bir eşin yerini [başka] bir eş [ile] değiştirmeyi¹ istediyseniz ve onlardan [kadınlardan] birine tonlarca (mehir) verdiyseniz, hiçbir şekilde ondan(mehirden) almayı. İftira ederek ve apaçık bir kasıtlı suç [işleyere] onu [verdiğinizi] alıyor musunuz?




¹: “bir eşten boşanıp, başka bir eş almak isterseniz” mânâsına gelir. (Beydavi) Yani “bir eş üstüne başka bir eş daha alırsanız” manasında değildir. Ki, anlatıldığı kadarıyla bazıları kendi eşi dışında başka bir eşe göz koyduğu zaman, kendi eşinden boşanmak için eşine iftira atar, ona verdiği malı geri almak için onu zorlar ve ona baskı yapardı. (Zamahşeri:keşşaf) Ayet, bu eylemi yasaklamıştır.




21- [Siz ve kadınlar] birbirinizle kaynaşmış ve onlar [kadınlar] sizden oldukça kuvvetli bir pekiştirilmiş anlaşma (evlilik sözleşmesi) almışken, onu [verdiğinizi] nasıl geri alıyorsunuz?




22- Geçmişte [evlilik yapmış olduğunuz] bir tarafa, kadınlardan babanızın evlilik yaptıkları ile evlilik yapmayın. Kesinlikle bu, [en başından beri] bir çirkin iş ve bir iğrençlikti. Yol bakımından ne çirkindir!




23- Anneleriniz/nineleriniz¹, kızlarınız/torunlarınız², kız kardeşleriniz, halalarınz, teyzeleriniz, erkek kardeşin kızları, kız kardeşin kızları, sizi emzirmiş olan anneleriniz [süt anneleriniz] emzirmeden olan kardeşleriniz [süt kardeşleriniz] hanımlarınızın annesi ve kendileriyle baş başa kaldığınız³ kadınlardan evinizde bulunan⁴ üvey kızlarınız [ile ilişki/evlilik] size haram kılındı. O halde, kendileriyle hiç baş başa kalmamış iseniz, size bir günah/yanlışa meyil ediş yoktur. Geçmişte [evlilik yapmış olduğunuz] bir tarafa, sizin belinizden olan oğullarınızın [öz oğullarınızın] helali ve iki kız kardeşin arasını [ikisini birlikte] almak da [size haram kılındı]. Kesinlikle Allah, [en başından beri] çok bağışlayandır, rahimdir.




¹: "Anneleriniz" ifadesi nineleri de kapsar. Mesela araf 27. Ayette "Anneniz" derken Adem'in eşini kasıt etmiştir. Hâlbuki Adem'in eşi, bizim annemiz değildir, soyumuz kendisinden geldiği için "anne" denilmiştir. Benzeri bir kullanım da "İsrail'in oğulları" derken, İsrail'in bizzat oğullarının değil; torunlarının da kasıt edilmesinde vardır. "Adem'in oğulları"(Araf 27) derken, Adem'in soyundan gelenlerin kasıt edilmesi; "Babanız İbrahim" (Hac 78) derken hepimizin "babası" olarak tanıtılması da buna benzer bir kullanımdır.




²: "Kızlarınız" ifadesi torunları da kapsar. Tıpkı "İsrail oğulları" sözüyle, israil'in tüm torunlarının kasıt edilmesi gibidir.




³: bu kelimenin manası, ilişki ile sınırlı değildir. Bir erkek bir kadınla ilişki yaşamamış olsa bile, sadece açık bir şekilde birbirlerini görmüş olmaları bile, bu ifadenin kapsamına girer. (Zamahşeri: keşşaf) devamında bu şekilde bir şey yaşanmamış olan ve zina veya nikah yoluyla birliktelik olmamış kişilerin kızlarının "üvey kız" sayılamayacak olduğunu ve bu kişilerle evliliğin helal olduğunu bildiriyor.




⁴: "geçimini üstlenmiş olduğunuz, Öz kızınız konumunda olan ve annesiyle bir arada olduğunuz" manasındadır (Zamahşeri:keşşaf)




24- Allah'ın üzerinizdeki bir yazısı [hükmü] olarak, gücünüzün sahip oldukları (evlilik hakkına sahip olduğunuz)¹ dışında korunmuş [hür] kadınlar da, [size haram kılındı]. İşte bunların [sayılan kadınların] gerisinde kalanları iffetsizlik edenler olmamanız, korunanlar [namuslu] olmanız [şartıyla] mallarınız ile istemeniz size helal edildi. Artık, onlardan [kadınlardan] onunla (evlilikle)² geçinmek/yararlanmak isterseniz, bir farz [şart] olarak onlara mehirlerini verin. (Bu) farz kılınmıştan sonra, o konuda karşılıklı rıza göstermeniz konusunda size bir günah/yanlışa meyil ediş yoktur. Kesinlikle Allah, [en başından beri] bir devamlı bilendi, bir hakimdi/hikmetliydi.




¹: "Gücünüzün sahip oldukları" ifadesiyle kasıt edilen, bir açıklamaya göre "Nikah yoluyla sahip olunan" kadınlardır. (Fahreddin Razi) bir başka açıklamaya göre de "hür kadınlardan ikişer üçer dörder" evlilik izni verilen kadınlardır. (Mukatil bin Süleyman, Fahreddin Razi) bu durumda "muhsenat=محصنات" ifadesiyle kasıt edilen, bir sonraki ayette anlatıldığı gibi hür kadınlardır. (Fahreddin Razi) Mukatil [v. 767] ise bunların "tüm kadınlar" olduğunu söyler.


Bu açıklamalar doğrultusunda verilen mana şudur: "Kendileriyle evlilik iznine sahip olduğunuz kadınlar dışında, geriye kalan hür tüm kadınlar (mesela müşrik kadınlar) ile evlilik haramdır."




Bir başka açıklamaya göre, "gücünüzün sahip oldukları" ifadesiyle kasıt edilen, kendisi hicret etmiş ama eşleri hicret etmemiş kadınlardır. Mümtehine 10. Ayet ise, bu kadınlarla evlilik yapılınca onların helal olduğunu belirtmiştir. (Maturudi)




Gelenekte, bu kişilerin cariyeler olduğu söylenmiş ve ayetin başına "harp esiri olarak sahip olduğunuz kimseler" ifadesi eklenmiştir. Ancak ayette bu ifade yoktur, bu sadece bir yorumdur. Üstteki yorumlar, kur'an'ın bütünlüğüne daha uygundur. Çünkü Muhammed 4. Ayete göre, esirler bırakılmak zorundadır. Nur 33. Ayete göre, cariyeler de dahil olmak üzere kadınları istemedikleri bir şeye zorlamak yasaktır. Durum böyleyken, nasıl bu ifade cariyelere bağlanıp onlarla zorla birliktelik olarak yorumlanabilir? Bu ne vicdana sığar, ne de kur'an'ın bütünlüğüne uyar.




²: ayetin bağlamı evlilik hükmü ile ilgili olduğu için, buradaki (به) zamiri, "evlilik" mânâsına işaret eder.






25- Sizden kimin inançlı korunmuş (hür)¹ kadınlarla evlenmeye mali güç bakımından gücü yetmiyorsa, inançlı kızlarınızdan² gücünüzün sahip olduklarından [evlensin].³ Allah, inancınızı daha iyi bilendir. O halde, onların iffetsizlik yapanlar olmamaları, korunmuş [namuslu] olmaları ve zina arkadaşları edinenler olmamaları [şartıyla] onlarla ailelerinin izniyle evlenin ve mehirlerini bilinen iyiliğe uygun olarak kendilerine verin. Artık, onlar [o kadınlar] korudukları (evlendikleri)⁴ zaman, bir çirkin fiil (fuhuş) [meydana] getirirlerse, azaptan (cezadan) korunmuş (evli hür) kadınlara olan [cezanın] yarısı onlara gerekir. İşte bunlar, sizden olup sıkıntıya (günaha) düşmekten çekinen kimse[ler] içindir. Sabır etmeniz, daha iyidir (hayırlıdır). Allah, çok bağışlayandır, rahimdir.




¹: Bu kelime, "Hür, iffetli, İslama girmiş, evli" anlamlarına gelebilir. Kur'an'ın her yerinde "muhsina" ve "Muhsena" olarak iki şekilde de okunmuştur. (Fahreddin Razi:Nisa 24) iki okuyuşa göre de verilen anlamlar üsttekiler gibidir.




²: "feteyat=فتيات" kelimesi, "Öz kızlar" anlamında olan "benat=بنات" kelimesinden farklıdır.




Genelde esirler olduğu söylenmiştir. Peygamberin "sakın, sizden kimse 'kölem' demesin. 'oğlum' ve 'kızım' desin" sözünü delil getirmişlerdir.


(kurtubi, Fahreddin Razi) bu durumda, "Muhsenat=محصنات" kelimesinin "özgür kadınlar" anlamında olduğu kesinleşmiş olur.




³: "li-yenkih=لينكح" ifadesi gizlidir. Çünkü öncesinde geçen ifade bunu gösteriyor.



⁴: "Hür oldukları zaman" anlamına da gelebilir. Çünkü "ihsan=احصان" kelimesi "korunmaya girmek" anlamındadır. Bu da dolaylı olarak "Özgürlüğe girerek, kendisini kölelikten korumak", "evlilikle kendi namusunu korumak", "İffetli davranarak namusunu korumak" anlamlarına gelir. (Fahreddin Razi: Nisa 24)






26- Allah, size açıklamayı, sizden öncekilerin kanunlarına yumuşakça götürmeyi ve tevbenizi kabul etmeyi istiyor. Allah, bir devamlı bilendir, hakimdir/hikmetlidir.




27- Allah, tevbenizi kabul etmeyi istiyor; kötü arzularına uyanlar, sizin çok büyük bir meyil olarak (günahlara) meyil etmenizi istiyor.




28- Allah, sizden [sorumluluğu] hafifletmek istiyor. İnsan, zayıf olarak yaratıldı.




29- Ey inanmış olanlar! Mallarınızı aranızda Batıliile [haksızlıkla] yemeyin. Ancak, karşılıklı rıza gösterdiğiniz bir ticaret olmasına [müsaade edilmiştir]. Kendinizi/birbirinizi öldürmeyin!¹ Kesinlikle Allah, size karşı [en başından beri] bir rahimdi.




¹: ayetteki (أنفسكم) kelimesi, "Nefsinizi" mânâsına gelir. Ancak, bu ifade (birbirinizi = بعضكم.. بعض) mânâsında da kullanılabilir. Ayetlerde bu manada da kullanılmıştır. Bu ayet her iki manayı da kapsar.




30 - Bunu kim bir düşmanlık ve bir eziyet olarak yaparsa, ona bir ateş('in azabını) çektireceğiz. İşte bu, [en başından beri] Allah'a göre çok kolaydı.




31- Kendisinden engellendiğinizin (yasakların) büyüklerinden uzaklaşırsanız, sizden kötülükleri tamamen örtüp yok ederiz ve sizi çok değerli bir girişe girdiririz.




32- Allah'ın, onunla birbirinize fazla/üstün yaptığı ne ise onu temenni etmeyin. Erkeklere kendileri için¹ çalışıp kazandığından bir nasip vardır; kadınlara da kendileri için çalışıp kazandığından bir nasip vardır. Allah'a, kendisinin ikramından sorun/isteyin. Kesinlikle Allah, [en başından beri] her şeyi bir devamlı bilendi.




¹,²: bu fiil, köken olarak, her türlü kazanç, menfaat, para, şöhret mânâsına gelir. kişinin kendisi için veya başkası için elde ettiği kazanç manasında iken, bu Ayette kullanılan (اكتسب) ise, kişinin kendi çıkarı için elde ettiği kazancı mânâsına gelir. (müfredat : كسب)




33- [Kadın ve erkek] her biri için, meydana getirenlerin [anne ve babanın] ve akrabaların bıraktığın(miras)'dan, veliler (mirasçılar) yaptık. Yeminlerinizin bağlamış olduğu [kimselere gelince] onlara da nasiplerini verin. Kesinlikle Allah, [en başından beri] her şeye bir devamlı şahitti.




34- Allah'ın, birbirlerine karşı fazlalıklı yapması ile ve kendi mallarından harcama (infak) yapmaları ile erkekler, kadınlara gözeticidir.¹ O halde, düzgün-iyi kadınlar, (Allah'a) sürekli itaatkardır,² Allah'ın koruması sebebiyle, kendi Gayb'ları³ [iffetleri] için bir koruyucudur. [Artık, onlara düzgün-iyi davranın]⁴. Kendilerini tehlikeye atmasından⁵ korktuğunuz kadınlara [gelince], onlara hoş söz söyleyin, yataklarda onları terk edin ve onları darb edin (bırakın)⁶. Artık, size gönülden itaat ederlerse kendilerine karşı herhangi bir yol aramayın. Gerçekten Allah, [en başından beri] çok yücedir, çok büyüktür.




¹: ayetteki (قوام) kelimesi, kur'an'da geçtiği her yerde "gözetmek, korumak," mânâsında kullanılıp, sözlükte de bu manada kullanılır. (müfredat : قوم)




²: "kunut=قنوت" kur'an'ın her ayetinde "Allah'a sürekli itaat" anlamında kullanılır (Ahzab 35). Buradaki itaat, Allah'a itaat olmalıdır. Kadının eşine olan itaati anlamında ise, "itaat" ile kasıt, erkeğin korumaya yönelik emirlerine itaat anlamında olmalıdır. Çünkü ayetin tamamı, erkeğin kadını korumasından ve kadının kendisini korumasından bahsetmektedir.




³: "El-Gayb =الغيب" ifadesinin başındaki "el=ال" takısı, zamir'in yerine geçmiştir [zamir'den ivaz'dır]. Meryem 4. Ayetteki gibi. (Halebi: duru-l mes'un) yani "ligaybihinne=لغيبهن" anlamındadır.




⁴: Bir kıraat'te, ayetin bu kısmında "...fe eslihu, ileyhinne[فأصلحو اليهن]” ifadesi mevcuttur. (Zamahşeri:keşşaf) mevcut kıraat'te ise bu ifade hazf edilmiştir.




⁵: "Nüşuz=نشوز" aslen "yerden yükseklik" demektir. (lisanu-l Arap: نشز) dolaylı olarak "Baş kaldırma" anlamındadır. Ayetteki temel hedef kadını korumak olduğu için, buradaki "baş kaldırma" eylemi, kadının kendisini koruyan eşine karşı korunma hususunda baş kaldırmasıdır. "düzgün-iyi kadınların" özelliği, itaat etme ve kendi Gayb'larını yani can ve namuslarını korumaları ise, "nüşuz eden kadınların" özelliği de, iyi kadınların tam zıttı olarak Gayb'larını yani canlarını ve İffetlerini korumamalarıdır. Dolayısıyla bu anlamı en iyi "kendilerini tehlikeye atan" şeklinde bir çeviri ifade eder.




⁶: "darb=ضرب" fiili, yalın haliyle "vurmak"; "An=عن" harfi cerr'i ile "bırakmak" anlamına gelir. (Zuhruf 5)




Bu Ayette "an=عن" harfi cerr'i her ne kadar görünür de yoksa da, hazf edilmiş olabilir. Örneğin Araf 155. Ayette "min=من" harfi cerr'i hazf edilmiştir, ayetin takdiri “min kavmin=من قوم" şeklindedir. Üstelik herhangi bir hazf alameti de yoktur. Bunun dışında hazf olduğu halde alameti olmayan pek çok ayet vardır. Hazf olduğunu kabul edersek bu ifade "vedribu anhinne=واضربو عنهن" takdirindedir. Bakara 229 "Kadınlar, güzellikle tutulur veya güzellikle bırakılır", Tegabun 14 "Eşlerinizden ve çocuklarınızdan [bazıları] size düşmandır. Artık, onlara dikkat edin! Eğer, affederseniz, hoşgörülü olursanız ve bağışlarsanız (...)" ve Nisa 19 "Kadınlara bilinen iyiliğe uygun olarak güzelce dostluk edin" ayetleri sebebiyle bu ayeti "Size itaatsizlik eden kadınları dövün" şeklinde anlayamayız. Ayrıca bir hadiste peygamberimize kadınlar hakkında ne dediği sorulunca "[Eşine] yediğinden yedir, giyindiğinden giydir, onu dövme..." dediği rivayet edilmiştir. (Ebu Davud: nikah 42 no:2144)






"onlara vurun" manası verilirse de şunu bilmekte fayda var:


Ayetteki amaç, kadını korumak olduğu için buradaki emir kadının kendisini tehlikeye atmasını engellemek amaçlıdır. Tıpkı ateşle oynayan bir çocuğa, ebeveyninin öğüt vermesine rağmen halen devam etmesi durumunda hafifçe bir tokat atması gibi bir engelleme amaçlıdır.






35- Eğer, o ikisinin [erkeğin ve kadının] arasında, bir ayrılık [çıkmasından] korkmuşsanız, onun [erkeğin] ailesinden bir hakem, onun [kadının] da ailesinden bir hakem yönlendirin. Eğer, o ikisi [eşler] [aralarını] düzeltmek istiyorsa, Allah aralarını uyuşturur. Kesinlikle Allah, [en başından beri] bir devamlı bilendi, bir hakimdi/hikmetliydi.




36- Allah'a kulluk edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Meydana getirenlere [anne ve babaya], akrabalara, yetimlere, yoksullara, yakınlık sahibi komşuya, uzak komşuya¹, uzaktaki arkadaşa, yolculara ve gücünüzün sahip olduklarına olabildiğince bir iyilik [edin]². Kesinlikle Allah, çokça övünen kibirli olmuş kimseyi sevmiyor.




¹: bu kişilerin, Yahudi, Hristiyan ve başka inanca bağlı komşular olduğu da, normal komşular olduğu da, herhangi bir bağın olmayan yabancı komşu olduğu da söylenmiştir. (ez zad'ul mesir, ilgili ayet)




²: "İhsanen=إحسانا" meful'u mutlaktır. Dolayısıyla fiili hazf edilmiştir.




37- [Onlar] ki, cimri davranıyor, insanlara cimri davranmayı emir ediyor ve Allah'ın, ona ikramından verdiği ne ise, onu (zenginliğini) gizliyor. Kâfirler [gerçeği örtenler] için alçaltıcı bir azap hazırladık.




38- [Onlar] ki, mallarını insanların gösterişine harcıyor, Allah'a ve ahiret [son] gününe inanmıyor. Şeytan, kimin için çok yakın bir dost olursa [bilsin ki, o] ne kötü yakın bir dosttur!




39- Şayet, Allah'a ve ahiret [son] gününe inanmış ve Allah'ın kendilerine rızık ettiklerinden harcama (infak) yapmış olsalardı, kendilerine ne [sorumluluk] olurdu? Allah, [en başından beri] onları devamlı bir bilendi.




40- Allah, kesinlikle bir zerre ağırlığınca zulüm etmiyor. Eğer [yapılan iş] bir güzellik [iyilik] olursa, onu kat kat artırır ve kendi tarafından ona [onu yapana] çok büyük bir ödül verir.




41- O halde, her bir topluluktan (ümmetten) bir devamlı şahit getirdiğimiz ve bunlara karşı seni bir devamlı şahit olarak getirdiğimiz zaman [halleri] nasıldır?




42- Gerçeği örtmüş ve Elçi'ye isyan etmiş olanlar o gün, keşke kendileri ile yer eşit seviyede olsaydı [diye] arzu ederler ve Allah'a (karşı) hiçbir olayı-sözü saklayamazlar.






43- Ey inanmış olanlar! Siz sarhoşken¹, ne dediğinizi bilene kadar ve cünüb iken -yolda geçip gidici² olmanız müstesna- gusül alıncaya³ kadar, namaza/ibadethaneye yaklaşmayın. Hasta veya bir yolculuk üzerinde iseniz veya sizden biri tuvaletten gelmiş veya kadınlarla birliktelik yaşamış⁴ iseniz, ardından da hiç su bulamamış⁵ iseniz temiz bir yeryüzünden[bir parçayı] teyemmüm edin. Yüzünüzü ve ellerinizi mesh edin. Kesinlikle Allah, [en başından beri] çok affedendir, çok bağışlayandır.






¹: bu ayetin, içkiyi yasaklayan ayetler nedeniyle nesh olduğu iddia edilse de, nesh olmamıştır. Çünkü âyette “içki içmiş iken [وانتم شربتم الخمر]” demiyor, “sarhoşken[وانتم سكارى]” demektedir. Sarhoş olmak için içkili olmak gerekmez. Bir kaza sonucu, hastalık veya uyku nedeniyle de insan sarhoş olabilir.



²: "a'biri sebil=عابرى سبيل" ifadesi "yol üzerinden mescide uğrayıp geçmeniz durumu" anlamındadır. (zad'ul mesir) "yolculuk sebebiyle suyu bulamamış iseniz" manasında olduğu da söylenmiş olsa da (zad'ul mesir, beydavi, kurtubi) İlki daha doğrudur. Çünkü ayetin devamında geçen "...veya bir yolculuk üzerindeyseniz..." ifadesi ikinci anlamı zaten ifade etmiştir.


Tercih edilen anlama göre "salat=صلاة" kelimesine, hac 40. ayette olduğu gibi ibadethane (mescit) anlamının verilmesi gerekir.




³: "iktisal=اغتسال" bedeni yıkamaktır. (müfredat: غسل)






⁴: işteş [müfaale] babından olarak "le'mestum=لامستم" ve "lemestum=لمستم" şeklinde okunmuştur. (Müfredat:لمس, Fahreddin Razi) ilk okuyuşa göre, birliktelik anlamı daha belirgindir, sadece birliktelik yaşandığı zaman abdest bozulur. İkinci okuyuşa göre her ne sebeple olursa olsun sadece kadına temas etmek bile abdesti bozar.



⁵:Bu Ayette, hastalık ve benzeri nedeniyle temizlik yapamayan kişilerin farklı bir alternatif seçmesini emir ediliyor (kurtubi)


Dolayısıyla, bu ayetten “zorluk durumunda, emir edilenin benzeri bir şekilde alternatif tercih edilebilir” hükmü kıyasla çıkar. Tıpkı bakara 173. Âyette “gereklilik varsa, haramlar mubah olur” hükmünün çıkması gibi..




44- Kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanları sapıklığı [yolu kaybetmeyi] satın alırken ve size yolu kaybettirmeyi istiyorlar iken hiç görmedin mi?




45- Halbuki Allah, düşmanlarınızı daha iyi bilendir. Bir veli olarak Allah yetti, devamlı bir yardımcı olarak da Allah yetti.




46- Yahudiliği seçmiş olanlardan [bazıları] dilleriyle bükerek ve din hakkında dürtükleyerek "İşittik, isyan ettik-korunduk!¹", "Dinle! Sağır olası!" ve "bize çobanlık et²!" diyerek³ 'kelimeyi' yerinden tahrif ediyor [kaydırıyor]. Şayet kendileri "işittik, gönülden itaat ettik!", "Dinle!" ve "Bize bak!" demiş olsalardı, kesinlikle kendileri için daha iyi (hayırlı) ve daha doğru olurdu; fakat küfürleri [gerçeği örtmeleri] sebebiyle Allah onları lanetledi [rahmetinden engelledi]. Artık, pek azı dışında inanmıyorlar.



¹: "İsyan ettik" anlamındaki "asayne=عصينا" fiili "İsyan ettik" anlamına geldiği "Asası ile kaçındı/korundu" (müfredat: عصا) anlamına da gelebilir. Aynı şekilde "Sağır olası" anlamındaki "Gayri musmain=غير مسمع" ifadesi Dua ve beddua olarak iki anlama da müsaittir. (müfredat: سمع) "Bize çobanlık" et manasında olan "raina=راعنا" ifadesi de kendi dillerinde bir hakaret çeşididir. (zamahşeri:keşşaf) kullandıkları ifadeler, duyan kişi tarafından iki anlama da çekilmeye müsaittir. Devamında kullanılan "demiş olsalardı" diye anlatılan ifadeler ise, iki zıt anlama çekilmeye müsait olmayan ifadelerdir.




²: ayetteki (راعينا) kelimesi, aslen çobanlık yapma, sürüyü gözetme mânâsına gelir (müfredat : رعي)


Ayetteki bu kelime, ya "birbirimize çobanlık yapalım/güdüşelim" yahut da "Bize çobanlık yap" manasındadır. Ayet bir nevi, onların sürü psikolojisine sahip olmalarını eleştiriyor. '"Bize bak" deselerdi, onlar için elbetteki daha iyi ve daha doğru olacaktı', ifadesi de, "eğer peygamberi başlarında bir çoban, kendilerini de sürü kabul etmemiş olsalardı daha iyi olurdu" anlamındadır.



³: "vav=و" bazen öncesindeki ifadeyi açıklamak amaçlı kullanılır. (maide 33. Ayetin dipnotuna bakınız) bu ayette, onların yaptığı "tahrifin" nasıl olduğu belirtilmektedir. Yani onlar, metin üzerinden bir değişiklik yapmış değiller; sadece anlam bakımından tahrif etmişlerdir.



Yahudi ve Hristiyan grupların içlerinden pek çok grubun Tevrat ve İncili metin olarak değil; anlam bakımından tahrif ettiğinin en açık kanıtı şudur: Bugün yahudi ve Hristiyanlar aynı Tevrata inandıkları halde, Yahudiler Tevrat'ı baz alarak, İsa'nın gerçek peygamber olmadığını söylerken, Hristiyanlar aynı Tevrat'ı baz alarak İsa'nın gerçek peygamber (veya bazılarına göre Tanrı) olduğunu iddia etmektedir. Yine Hristiyanların içinden yehova şahitleri ve uniteryanlar aynı İncili baz alarak İsa'nın Tanrı olmadığını söylerken, diğer Hristiyan grupları aynı İncili baz alarak isa'nın Tanrı olduğunu söylemektedir. Bu durum, kutsal metinleri metin olarak değil; anlam bakımından bazı grupların tahrif ettiğini ispatlıyor.




47-Ey kendilerine kitap verilmiş olanlar! Bir takım yüzleri, silip de arkalarına çevirmemizden veya cumartesi ashabına¹ lanet ettiğimiz [rahmetten engellediğimiz] gibi, kendilerine de lanet etmemizden önce, beraberinizdekileri bir doğrulayan olarak [kısım kısım] indirdiğimize inanın! Allah'ın emri, [en başından beri] yerine getirilmişti.




¹: (bkz : bakara 65-66)




48- Allah, kendisine ortak yapılmasını(şirki) kesinlikle bağışlamaz. Bundan aşağıda olanı, kimi tercih ediyorsa¹ ona bağışlıyor². Kim, Allah'a şirk [ortak] koşarsa, [bilsin ki] çok büyük bir kasıtlı suçu uydurmuştur.




¹: tercihi, keyfi değildir. bu manada olan ayetlerde "kimi tercih ediyor?" sorusunu sorarak diğer ayetlerden Allah'ın sadece tercihe göre tercihte bulunduğunu anlıyoruz. Örneğin Rad 27. Ayette "Allah [samimi bir şekilde] kendisine yönelen kimseye hidayet ediyor [doğru yola iletiyor]" diyerek, tercihin yine doğru tercihe dayandığını görüyoruz.




²: Allah, kendisine ortak tanrılar yapılmasını bağışlamaz. Ancak, hatasından pişman olanlar için şirki affedebilir. Dikkat edilirse bu Ayette "bağışlama (غفر)" kelimesi, bakara 52. Ayette ise "silme/affetme(عفو)" kelimesi kullanılmıştır.


Bağışlama, karşılıksız olabilir; ancak affetme karşılıklı olur. (kurtubi bakara 52)




49- Kendilerini temize çıkaranları hiç görmedin mi? Hayır! Allah kimi tercih ediyorsa onu temize çıkarıyor. Hemde kendilerine kıl kadar zulüm edilmez.




50- Allah'ın üzerinden (o) yalanı nasıl uydurduklarına bak! Bu [uydurmaları], apaçık bir kasıtlı suç (günah) olarak yetti!




51- Kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanları, değersiz şeylere ve tağut'a inanırken ve gerçeği örtmüş olanlar için "Bir yol bakımından, bunlar [kâfirler], inanmış olanlardan daha doğru yoldadır" derlerken, hiç görmedin mi?




52- İşte onlar, Allah'ın kendilerine lanet etmiş [rahmetten engellemiş] olduğu [kimselerdir]. Allah, kime lanet ederse, ona asla bir devamlı yardımcı bulamazsın.




53- Yoksa, yönetimden (Mülk'ten) kendileri için bir nasip mi varmış? (öyle olsaydı) o zaman insanlara değersiz bir şeyi (bile) vermezlerdi.



54- Yoksa, İnsanları, Allah'ın kendilerine kendi ikramından vermesi konusunda mı, kıskanıyorlar? Hâlbuki, İbrahim'in ailesine/halkına, kitabı ve hikmeti vermiştik. Onlara çok büyük bir krallık (mülk) vermiştik.




55- Ardından, onlardan[İbrahim'in soyundan]¹ kimi ona² inandı; kimi ondan geri çevirdi. Bir çılgın ateş (sair) olarak cehennem yetti!




¹: "onlardan [منهم]" zamiri yüksek ihtimalle, önceki âyette anlatılan İbrahim'in nesline dönüyor. Buna göre, İbrahim'in neslinden onun dinine inanmayanlar vardır.




Bunun bir önceki âyette anlatılan "kendilerine kitaptan bir Nasib verilmiş kimseler"e atıf olması da mümkündür. Bu durumda, muhatap yahudilerden İbrahim'in dinine inanmayanlar vardır. (kurtubi, kadı beydavi,İrşad Ebu-s su'd)




²: buradaki (به =ona) zamiri, İbrahim'e, yani onun dinine işaret etmektedir.








56- Kesinlikle, âyetlerimizi örtüp göz ardı etmiş olanlara [gelince] onlara bir ateşi[n azabını] çektireceğiz. Derileri her ne zaman yanarsa, onları (o) azabı tatsınlar diye harici bir deri ile değiştiririz¹. Kesinlikle Allah, [en başından beri] bir azizdi, bir hakimdi/hikmetliydi.




¹: Cezanın suça göre değişken olduğu ve iyiliğin karşılığı kat kat daha fazla iken, suçun karşılığının ancak misli olduğu diğer ayetlerde anlatılır. (bkz : Nisa 40, enam 160, mümin 40). Bu sebeple, ilgili ayetteki ceza, suçun derecesine göredir. Bir başka açıklamaya göre, cehennem azabı, Cenneti kaybetmenin verdiği bir acıyı anlatan bir temsildir.




57- İnanmış ve düzgün-iyi eylemlerde bulunmuş olanlara [gelince ise], alt taraflarından ırmaklar akan, içinde ebediyen kalıcı oldukları cennetlere girdireceğiz. Onlara tertemiz eşler vardır ve onları tam bir gölgeye [rahatlığa]¹ girdireceğiz.




¹: burada gölge ile kasıt edilen: güzel yaşam, rahatlık, zenginlik ve izzettir. (müfredat : ظلل)




Kur'an'ın anlattığı cennet tasviri, sadece örnek içerir. Cennet, elbetteki dünyada hayal edeceğimiz güzellikten daha ötesi olmalıdır. Ancak ilk muhatabın cenneti hayal etmesi mümkün olmadığı için dünyada bulunan “en güzel” şeylerden örnekler verir.




58- Allah, kesinlikle emanetleri ehline/sahibine¹ vermenizi ve insanlar arasında hüküm ederken, adaletle hüküm etmenizi emir ediyor. Allah, gerçekten bunlarla [bu hükümlerle] ne güzel öğüt veriyor size! Kesinlikle Allah, bir devamlı işitendir, bir devamlı görendir.




59- Ey inanmış olanlar! Allah'a gönülden itaat edin, Elçi'ye gönülden itaat edin ve sizden olan emir önderlerine de [gönülden itaat edin].¹ O halde, herhangi bir şey hakkında çekişirseniz, Allah'a ve ahiret [son] gününe inanmaktaysanız, onu Allah'a ve Elçisi'ne iletin. İşte bu, daha iyidir (hayırlıdır) ve tevil [yorum] bakımından daha güzeldir.




¹: "Allah'a, Elçi'ye ve sizden olan emir önderlerine gönülden itaat edin" denilmemesi "Emir önderlerinin" hükmünün, Allah'ın ve Elçisinin hükmü gibi olmadığına dikkat çekmek içindir. Özellikle "Sizden" denilmesi de önceki ayette yöneticilik vasfı anlatılan Müslümanlardan olduğu sürece itaat zorunluluğu olduğuna dikkat çekmek içindir.





60- Kendisini tanımamakla emir olundukları halde Tağut'[un hükmüne] başvurmayı isterken, sana indirilene ve senden önceki indirenlere kendilerinin inandıklarını iddia edenlere hiç bakıp düşünmedin mi? Hâlbuki şeytan, onları çok uzak bir kayboluş olarak [yolu] kaybettirmeyi istiyor.




61- Kendilerine "Haydi, Allah'ın indirdiğine ve Elçiye gelin" denildiğinde, Münafıkları [İkiyüzlülük yapanları] senden büsbütün kaçarken gördün.




62- Artık, elleriyle önden hazırlamış oldukları sebebiyle kendilerine bir felaket isabet ettiği zaman [halleri] nasıl olur? Dahası, "Biz ancak bir iyilik ve bir uzlaştırma istedik" [diye] Allah'a yemin ederek sana geldiler.




63- işte bunlar, kalplerinde¹ bulunanları Allah'ın bildiği [kimselerdir]. Artık, onlardan ilgiyi kes, onlara öğüt ver ve kendi canları hakkında olgun söz söyle.




64- Elçi [türün]den ne gönderdiysek ancak Allah'ın izniyle kendisine gönülden itaat edilsin diye gönderdik. Şayet, onlar nefislerine zulüm ettikleri zaman, sana gelip de Allah'tan bağışlanma istemiş olsalardı ve Elçi onlar için bağışlanma istemiş olsaydı, tevbeleri çokça kabul eden olarak, Rahim olarak mutlaka Allah'ı bulacaklardı.




65- Artık hayır! RAB'bin¹ delildir² ki, aralarında tartışma çıkaran konu ne ise onda seni hakem kabul edinceye, sonra da senin karar verdiğinden yana kendi benlikleri (nefisleri) içinde herhangi bir sıkıntı bulamayıncaya ve tam bir teslimiyet olarak teslim oluncaya kadar onlar inanmazlar.




¹: dikkatli okuyan herkes fark etmiş olmalıdır ki; çoğu âyette birinci şahıs, ikinci şahıs ve üçüncü şahıslar birbiri yerine kullanılmaktadır. Mesela burada konuşan (birinci şahıs) Allah olduğu halde, kendisini üçüncü şahıs olarak anlatmaktadır. Bir söz sanatı olarak buna "iltifat sanatı" denilir.



²: "vav=و" kasem amaçlıdır. Fecr 5. ayetten anlaşılacağı üzere kasem, Türkçede kullandığımız gibi bir yemin amaçlı değildir.




66-68- Şayet, kesinlikle biz "kendi benliğinizi/birbirinizi öldürün ve yurtlarınızdan çıkın" diye onlara [görev] yazsaydık, onlardan pek azı müstesna bunu yapmazlardı. Gerçekten onlar, kendilerine ne öğüt edildi ise onu yapmış olsalardı, mutlaka kendileri için daha iyi (hayırlı) ve tesbit [inancı sağlama alma] bakımından daha güçlü olacaktı. O zaman da, onlara tarafımızdan çok büyük bir ödülü mutlaka verirdik ve mutlaka onları, sapasağlam bir doğru yola iletirdik.




69- Allah'a ve Elçi'ye gönülden itaat eden kimselere [gelince] işte onlar, Nebiler'den, çokça doğru söyleyenlerden, şahitler'den ve düzgün-iyi kişilerden¹ Allah'ın kendilerine nimet vermiş olduğu [kimselerle] birliktedir. İşte onlar ne güzel samimi arkadaştır!




¹: buradaki "....-dan," manasını veren (من) harfi cerr'i, tebyin [beyan etmek] maksadıyla kullanılmış da olabilir. Bu takdirde "Allah'ın nimet verdiği, yani, Nebiler, Sıddıklar...." manasındadır.




70- işte bu, Allah'tan bir ikram'dır. Bir devamlı bilen olarak Allah yetti.




71-Ey inanmış olanlar! tedbirinizi alın, bölük bölük seferber olun veya topluca seferber olun.




72- Kesinlikle, sizden olup ağır davranan kimseler elbetteki vardır. Eğer, size bir felaket isabet ederse, "Allah bana nimet vermiş. O vakit onlarla birlikte devamlı bir şahit olmadım (onlarla birlikte değildim)." der.




73- Eğer, size isabet eden, Allah'tan bir ikram ise, sanki sizinle kendisinin arasında herhangi bir sevgi hiç oluşmamış gibi, "onlarla birlikte olsaydım da büyük bir zafer elde etmiş olsaydım." der.




74- O halde, dünya [ilk] hayatını ahiret [son] karşılığında satanlar, Allah'ın yolunda¹ savaşsın. Kim, Allah yolunda savaşır, ardından katledilir veya galip gelirse, [bilsin ki] yakında kendisine büyük bir ödül vereceğiz.




¹:"Allah yolunda" ifadesiyle kasıt edilen her ifade, kur'an'ın onay verdiği ve emir ettiği şeyleri kapsar. Kur'an'ın onay verdiği savaş, sadece savunma, koruma, sadist insanları yok etmek, baskıyı yok etmek maksadıyla yapılan savaştır. (Bakara 190-195,) bunların dışında hiçbir şekilde savaşa müsaade yoktur. Savaş açanlar barış istiyorsa, bu durumda Barışı emir eder (Enfal 61,) savaş açmadığı sürece, müslüman olmayan kişilere dahi iyilik etmeye müsaade edilir. (Mumtehine 8,) bazılarının sandığının aksine; bu tarz ayetler durduk yere savaşmayı emir etmiyor.




75- size ne oldu ki Allah'ın yolunda, yani¹ "RAB'bimiz! Halkı zalim olan bu kentten bizi çıkar! Bizim için tarafından bir veli yap! bizim için kendi tarafından bir devamlı yardımcı yap!" diyen erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan zayıf bırakılmak istenenler hakkında savaşmıyorsunuz?



¹: "vav=و" tebyin amaçlıdır. Bu ifade, "Allah'ın yolunda savaş" ifadesinin ne olduğunu açıklıyor.




76- İnanmış olanlar Allah'ın yolunda¹ savaşır; gerçeği örtüp göz ardı etmiş olanlar, tağut yolunda savaşır. Artık, şeytanın velilerine karşı savaşın. Kesinlikle şeytanın planı, [en başından beri] çok zayıftı.




¹: "Allah yolunda" ifadesiyle kasıt edilen her ifade, kur'an'ın onay verdiği ve emir ettiği şeyleri kapsar. Kur'an'ın onay verdiği savaş, sadece savunma, koruma, sadist insanları yok etmek, baskıyı yok etmek maksadıyla yapılan savaştır. (Bakara 190-195,) bunların dışında hiçbir şekilde savaşa müsaade yoktur. Savaş açanlar barış istiyorsa, bu durumda Barışı emir eder (Enfal 61,) savaş açmadığı sürece, müslüman olmayan kişilere dahi iyilik etmeye müsaade edilir. (Mumtehine 8,) bazılarının sandığının aksine; bu tarz ayetler durduk yere savaşmayı emir etmiyor.




77- Kendilerine "Ellerinizi çekin! Namazı sürekli olarak gereğince kılın ve zekatı verin." denilenlere hiç bakıp düşünmedin mi? Kendilerine savaş¹ yazıldığı zaman, bir bakarsın ki onlardan bir grup Allah'tan çekinir gibi hatta çekinme bakımından daha güçlü bir şekilde insanlardan çekiniyor." RAB'bimiz! Neden bize savaşı [görev olarak] yazdın? Çok yakın bir süre sonuna kadar bizi erteleseydin?" dediler. "Dünyanın [ilk hayatın] geçimi pek azdır. Hâlbuki ahiret [son], korunup sakınmış kimseye daha yararlıdır (hayırlıdır). Hemde, kendileri kıl kadar zulüm olunmazlar.




¹:buradaki "savaş" sözü marife olarak belirli bir savaşı kasıt ediyor.


Bu savaşın savunma, koruma, baskıyı yok etmek maksadıyla yapılan bir savaş olduğunu diğer ayetlerden anlıyoruz. (Bakara 190-195)




78- Her nerede olursanız olun, yükseltilmiş burçlar¹ içinde olsanız bile ölüm, sizi buluyor. Kendilerine bir güzellik isabet ediyorsa, "bu [güzellik] Allah'ın katındandır" diyorlar. Onlara bir kötülük isabet ediyorsa, "bu [kötülük] senin katındandır" diyorlar. "her [ikisi] de Allah'ın katındandır" de. Bu millete ne oluyor da hiçbir olayı anlamaya yanaşmıyor?




¹: "burç=برج," kelimesi "kale, yıldızlar, gökdelen, saray" manalarına gelir. Bu Ayette, "isterseniz gökteki yıldızların içinde olun" manasında veya "isterseniz yükseltilmiş sağlam saraylarda olun" manasında da olabilir. Her ne manası olursa olsun özet olarak "her koşulda, ölüm sizi bulur" manasındadır.




79- Herhangi bir güzellikten sana ne isabet ederse, o Allah'tandır; sana kötülükten ne isabet ederse, o sendendir.¹ İnsanlar için seni bir elçi olarak gönderdik. Allah, devamlı bir şahit olarak yetti.




¹: İlk âyette "Allah'ın katından= min indillah" derken, sonraki Ayette "Allah'tan= minallah" demesi ve muhatabın ilk Âyette "onlar" iken bu Âyette "sen (peygamber)" olması çelişki olmadığını gösterir.




80- Kim, Elçi'ye gönülden itaat ediyorsa, Allah'a gönülden itaat etmiştir. Kim, yüz çevirdiyse, [bilgin olsun] seni onların üzerine bekçi olarak göndermedik.




81- "[işimiz]¹ bir itaat'tir." diyorlar. Senin yanından ayrılıp ortaya çıktıkları zaman kendilerinden bir takım, senin söylediğinin haricinde geceleyin bir iş çevirdi. Hâlbuki Allah, onların geceleyin çevirdikleri işlerini yazıyor. Artık, onlardan ilgiyi kes ve Allah'a güvenip dayan (tevekkül et). Bir vekil olarak Allah yetti.



¹: "ta'atun=طاعة" hazf edilmiş bir müptedanın haberidir. "emrune ta'atun=أمرنا طاعة" takdirindedir (Müşkül i'rab-ul kur'an)




82- Halen kur'an'ı derince düşünmüyorlar mı? Allah'tan başkasının katından olmuş olsaydı, onun [kur'an'ın] içinde gerçekten pek çok aykırılık (çelişki) bulurlardı.




83- Kendilerine güvenden veya korkudan bir iş gelince, onu [işi] ifşa ediyorlar. Şayet, onu Elçi'ye ve kendilerinden olan emir önderlerine iletmiş olsalardı, elbette kendilerinden onun iç yüzünü arayanlar mutlaka onu bilirdi. Allah'ın size rahmeti olmasaydı - pek azınız hariç- mutlaka şeytana uymuştunuz.




84- Artık, Allah'ın yolunda [savunma, koruma ve zulme karşı]¹ savaş. Ancak kendi benliğinden (nefsinden) sorumlusun. İnançlıları teşvik et. Gerçeği örtmüş olanların [oluşturduğu] perişanlığı Allah'ın kaldırmasını umun.² Hâlbuki Allah, perişan etme bakımından daha güçlüdür, ibretlik ceza verme bakımından da daha güçlüdür.




¹: "Allah yolunda" ifadesiyle kasıt edilen her ifade, kur'an'ın onay verdiği ve emir ettiği şeyleri kapsar. Kur'an'ın onay verdiği savaş, sadece savunma, koruma, sadist insanları yok etmek, baskıyı yok etmek maksadıyla yapılan savaştır. (Bakara 190-195,) bunların dışında hiçbir şekilde savaşa müsaade yoktur. Savaş açanlar barış istiyorsa, bu durumda Barışı emir eder (Enfal 61,) savaş açmadığı sürece, müslüman olmayan kişilere dahi iyilik etmeye müsaade edilir. (Mumtehine 8,) bazılarının sandığının aksine; bu tarz ayetler durduk yere savaşmayı emir etmiyor.



²: (Müfredat: عسى)




85- Kim, bir güzelliğe tam bir şefaat olarak şefaat ederse [yardımcı olursa], ondan [o güzellikten] kendisi için bir nasip oluşur; kim bir kötülüğe tam bir şefaat olarak şefaat ederse [yardımcı olursa], ondan [o kötülükten] kendisi için bir pay (kifl) oluşur. Allah, [en başından beri] her şeyi bir devamlı gözetendir.




86- Bir selam ile size selam verildiği zaman, ondan daha güzeliyle selamlayın ya da onu [selamı] iade edin [aynısı ile selamlayın]. Kesinlikle Allah, [en başından beri] her şeyi devamlı hesap edendi.




87- Allah, kendisinden başka hiçbir Tanrı olmayandır. Kendisinde hiçbir şüphe olmayan kıyametin gününe kadar sizi mutlaka topluyor. Söz olarak, Allah'tan daha dürüst olan kimdir?




88- Size ne var ki Münafıklar [İkiyüzlülük yapanlar] hakkında iki takım [oldunuz]?¹ hâlbuki Allah, elde ettikleri sebebiyle onları baş aşağı döndürdü [eski hallerine geri döndürdü]. Allah'ın [yolu] kaybettirdiği kimselere yol göstermek mi istiyorsunuz? Allah, kime [yolu] kaybettirirse, ona asla hiçbir yol bulamazsın.




¹: "iki takım [fieteyn=فئتين]" ifadesi, gizli bir "ka'ne=كان"'nin haberi olarak mensuptur. (Halebi: duru-l mes'un)




²: "kurtulduğu şeye geri bulaştırmak" anlamında olan (müfredat : ركس)


Bu fiil, ilgili ayette if'al babından "eski hallerine geri çevirdi" anlamındadır




89- Kendilerinin gerçeği örttüğü (küfre sapığı) gibi siz de gerçeği örtseniz de eşit olsanız [diye] arzu ettiler. O halde, Allah'ın yolunda hicret edinceye kadar onlardan veliler edinmeyin. Artık, yüz çevirirlerse onları yakalayın ve her nerede bulursanız onları [savaş açanları] öldürün¹. Onlardan bir veli ve de bir yardımcı edinmeyin!




¹: Sonraki ayette, barış teklifi yapan ve hiç savaş açmayan kişilerin bu ölüm emrinin dışında olduğu belirtildiği için buradaki emir sadece savaş açanları kapsar.



Art niyetle kur'an'a yaklaşan ve katillerin yaptığını İslama iftira etmeye çalışan bazıları bu ayeti cımbız yapıp sonraki ayeti görmezden gelerek, islamın savaş dini olduğunu iddia ederler. Bu şekilde bir cımbız yapmayı engellemek ve okuyucunun yanlış anlamasını engellemek için bu ifade köşeli ayraç içinde yazıldı.




90- Ancak, kendileriyle aranızda bir pekiştirilmiş anlaşma bulunan bir millete ulaşan veya sizinle savaşmaktan ya da kendi milletleriyle savaşmaktan göğüsleri sıkılmış [savaşmaktan bıkmış] olanlar hariçtir [onlara karışmayın]. Şayet, Allah tercih etseydi, onları mutlaka size musallat ederdi, ardından sizinle mutlaka savaşırlardı. O halde, sizden uzak durmuş, size hiç saldırı yapmamış ve size barış teklifi yapmışlar ise, Allah onlara karşı size hiçbir yol yapmamıştır.




91- Diğerlerini sizden emin [güvende] olmak ve kendi milletlerinden emin [güvende] olmak isterken bulacaksınız. Her ne zaman, onlar fitneye [işkence yapmaya¹] geri döndürülseler, onun içine baş aşağı döndürülürler² [fitneye geri çevrilirler]. Onlar, sizden uzak durmaz, size barış teklif etmez ve ellerini üzerinizden çekmezlerse, onları yakalayın ve nerede denk gelirseniz onları öldürün. İşte bunlara karşı, size apaçık bir yetki verdik.




¹: "Fitne=فتن" işkence yapmak anlamındadır. (Bakara 190-194. Ayetlerin dipnotuna bakınız)




²: (müfredat :ركس) "yine eskisi gibi ona dönerler, onu yaparlar" manasındadır.




92- Hatayla olması durumu bir tarafa, bir inançlıya, herhangi bir inançlıyı öldürmesi [caiz] olmaz. Kim, bir hatayla bir inançlıyı öldürdüyse, herhangi bir inançlı boynun [kölenin] hürriyetine kavuşturulması ve onun [ölenin] ailesine/halkına bir diyet vermek [gerekir]. Ancak, [ailesinin] sadaka etmesi [öldürene bağışlaması] müstesna [o halde ailesine diyet vermek gerekmez]. Eğer, o [öldürülen] bir inançlı olduğu halde sizin düşmanınız olan bir milletten [biri] idiyse, inançlı bir boynun [kölenin] hürriyetine kavuşturulması [yeterli]. Eğer, kendisi ile aranızda bir pekiştirilmiş anlaşma bulunan bir milletten idiyse, [ölenin] ailesine/halkına bir diyet vermek ve inançlı bir boynun [kölenin] hürriyetine kavuşturulması [gerekir.] Artık [bunları] hiç bulamamış kimsenin, Allah'tan bir tevbe olarak ardı ardına iki ay oruç [tutması gerekir]. Allah, [en başından beri] bir devamlı bilendi, bir hakimdi/hikmetliydi.




93- Kim, bir inançlıyı kasten öldürürse, onun karşılığı, içinde kalıcı olduğu cehennemdir. Allah, onun üzerine gazap etmiştir, ona lanet etmiştir [rahmetinden engellemiştir] ve ona çok büyük bir azap hazırlamıştır.




94- Ey inanmış olanlar! Allah'ın yolunda yolculuğa çıktığınız zaman, (durumu) iyice anlayın ve size barış teklif edene, dünya hayatının geçici kazancını arayarak "sen inançlı değilsin!" demeyin. Artık, Allah'ın katında pek çok ganimet vardır. Önceden siz de bunun gibiydiniz, ardından Allah size büyük iyilik etti. O halde, (durumu) iyice anlayın. Kesinlikle Allah, [en başından beri] eylemlerinizden devamlı bir haberdardı.




95-96- İnançlılardan, sıkıntı sahibi olmadıkları halde oturanlar ile Allah'ın yolunda mallarıyla ve canlarıyla Cihad [çaba sarf] edenler eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla Cihad [çaba sarf] edenleri, oturanlara bir derece fazla/üstün kıldı, Allah her birine en güzeli söz verdi, Cihad [çaba sarf] edenleri oturanlara karşı yüce bir ödül olarak kendisinden dereceler, bir bağışlanma ve bir rahmet olarak fazla/üstün kıldı. Allah, [en başından beri] çokça bağışlayandı, bir rahimdi.




97- Gerçek şu ki, kendi canlarının zalimleri iken, meleklerin kendilerini vefat ettirdikleri[kimselere Melekler] "Ne [halde] idiniz?" dediler. Onlar "Yerde, zayıf bırakılmak istenenlerdik." dediler. [melekler] "Allah'ın yeri [dünyası] geniş değil miydi? O halde onda [yerde] hicret etseydiniz?" dediler. İşte onların barınma yeri cehennemdir. Dönüş yeri bakımından ne kötüdür!




98-99- Ancak hiçbir imkana gücü yetmez ve herhangi bir yol bulamaz haldeki erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan zayıf bırakılmak istenenler hariçtir. Allah'ın, kendilerinden [günahları] affetmesi/silmesi umulanlar işte bunlardır. Allah, [en başından beri] çok affedendi, çokça bağışlayandı.




100- Kim Allah'ın yolunda hicret ederse yerde [dünyada] pek çok kaçıp sığınacak yer ve genişlik [zenginlik/bolluk] bulur. Kim Allah'a ve elçisi'ne yolcu olarak evinden çıkarsa sonra da ölüm kendisine ulaşırsa, artık onun ödülünü [vermek] Allah'a düşmüştür. Allah, [en başından beri] çok bağışlayandı, rahimdi.




101- Yerde yolculuğa çıktığınız zaman, gerçeği örtüp göz ardı etmiş olanların size fitne [baskın] yapmasından korkmuşsanız,¹namazdan [bir kısmı] kısaltmanız size bir günah/yanlışa meyil ediş değildir. Gerçekten kafirler, [en başından beri] sizin için apaçık bir düşmandı.



¹: Bazıları "[baskın] yapmasından korkmuşsanız" ifadesinin, önceki ifadeye bağlı bir şart olmadığını iddia etmiştir. (zad'ul mesir) Yani, herhangi bir baskın korkusu olmasa, yolculuk esnasında namaz kısaltılabilir. Bunu iddia edenlerin delilleri tamamen hadis kaynaklıdır, ayetin "mefhumu muhalifi" dikkate alınmamıştır.


Ancak, ayetin metninde görünen o ki: namazı kısaltmaya sadece bir baskın endişesi varsa izin vardır.




102- Onların içinde olup ardından kendileri için namaza kalktığın¹ zaman onlardan bir takım seninle birlikte kalksın ve silahlarını alsınlar. Secde ettiklerinde arkanızda olsunlar, hiç namaz kılmamış olan diğer takım gelsin, ardından seninle birlikte namaz kılsın, tedbirlerini ve silahlarını alsınlar. Gerçeği örtmüş olanlar, silahlarınızdan ve geçimliklerinizden yana dikkatsizlik etseniz de bir tek baskın olarak üzerinize baskın yapsalar [diye] arzu ettiler. -Sizde, yağmurdan dolayı herhangi bir eziyet [rahatsızlık] var idiyse veya hasta olduysanız silahlarınızı bırakmanızda size bir günah/yanlışa meyil ediş yoktur.- Tedbirinizi alın, kesinlikle Allah, kafirler için alçaltan bir azap hazırladı.




¹: Ayet, peygamberi muhatap almış olsa da verdiği hüküm tüm Müslümanları kapsamaktadır. Peygambere verilen emirlerin herkese yönelik olduğunun en açık delili Talak 1. Ayette "Ey Nebi!" diyerek sadece peygamberi muhatap alarak başladığı halde "kadınlardan boşandığınız zaman" diyerek tüm Müslümanlara hüküm vermesidir.




103- Namazı tamamladığınızda, ayakta iken, otururken ve yanınız üzerinde iken Allah'ı hatırlayıp anın! Rahat [güvende] olduğunuzda, namazı sürekli olarak gereğince kılın. Kesinlikle namaz, [en başından beri] inançlılara vakitlendirilmiş bir yazıydı [farzdı].






104- (Bu) milletin aranması konusunda gevşeklik göstermeyin. Acı çekiyorsanız [bilin ki] onlar da sizin acı çekmeniz gibi acı çekiyor. Siz, onların beklemediğini Allah'tan bekliyorsunuz. Allah, [en başından beri] bir devamlı bilendi, bir hakimdi/hikmetliydi.




105- Gerçek şu ki, insanların arasında Allah'ın sana gösterdiği ile hüküm etmen için kitabı gerçek ile [gereğince] sana doğru indirdik. Hainlerin savunucusu olma.




106- Allah('tan) bağışlanma dile. Kesinlikle Allah, [en başından beri] çok bağışlayandı, bir rahimdi.




107- kendilerine[birbirlerine] hainlik eden kimseler[i korumak] uğrunda mücadele etme. Kesinlikle Allah, çok hainlik eden, kasıtlı suçlu olan kimseyi sevmiyor.




108- İnsanlardan saklamaya çalışıyorlar, o vakit sözden [Allah'ın] razı olmadığı [şeyleri] geceleyin planlıyorlar iken [Allah] kendileriyle birlikte olduğu halde Allah'tan saklamaya çalışmıyorlar. Allah, [en başından beri] onların eylemlerini devamlı kuşatandı.




109- İşte siz, işte bunlar... Dünya [ilk] hayatında, onlar uğrunda mücadele ettiniz. Artık, kıyametin gününde, onlar uğrunda mücadele edecek kimdir? Ya da onlara vekil olacak kimdir?




110- Kim bir çirkinlik [kötülük] eder veya kendi kendisine zulüm ederse sonra Allah'tan bağışlanma isterse, çok bağışlayan olarak, bir rahim olarak Allah'ı bulur.




111- Kim kasıtlı bir suçu elde ederse, [bilsin ki] sadece kendi canı aleyhine onu elde eder. Allah, [en başından beri] bir devamlı bilendi, bir hakimdi/hikmetliydi.




112- Kim bir hata veya kasıtlı suç¹ elde ederse sonra onu [o suçu] beri [masum] birine atarsa, [bilsin ki] bir iftira ve apaçık bir kasıtlı suç (günah) yüklenmiştir.




¹: "ism=إثم" kelimesinin "kasıtlı suç" anlamında olduğuna bu ayet delildir.




113- Allah'ın sana ikramı ve rahmeti olmasa, onlardan bir takım seni yoldan çıkarmaya mutlaka yüz tutmuştu. Kendi kendilerinden başkasını yoldan çıkaramazlar ve sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah, sana kitabı ve hikmeti indirdi, hiç bilmediğini sana öğretti. Allah'ın sana ikramı, [en başından beri] çok büyüktü.




114- Onların gizli konuşmalarından pek çoğunda hiçbir yarar (hayır) yoktur. Ancak, bir sadakayı veya bir bilinen iyiliği veya (o) insanların arasını düzeltmeyi emir eden kimse[ler'in gizli konuşması] müstesna [o konuşmada yarar vardır.] kim bunu Allah'ın rızasının arayışı [ile] yaparsa, [bilsin ki] yakında kendisine çok büyük bir ödül vereceğiz.




115- Kim, doğru yol rehberinin (Hidayetin) kendisine açıkça belli oluşundan sonra Elçi ile cepheleşir ve inançlıların yolu haricinde (bir şeye) uyarsa, kendisini yüz çevirdiği [şeye] yöneltiriz ve kendisine cehennem[in azabını] çektiririz. Ne kötü dönüş yeridir!




116- Allah, kendisine ortak sayılmasını (şirk) kesinlikle bağışlamaz. Bundan aşağıda olanı, kimi tercih ediyorsa ona bağışlıyor. Kim, Allah'a ortak sayarsa (şirk koşarsa),[bilsin ki] çok uzak bir kayboluş olarak [yolu] kaybetmiştir.




117- Allah'tan beride ancak dişilere(dişi putlara) dua ediyorlar. Onlar, ancak [iyilikten] soyutlanmış şeytana dua ediyorlar.




118-119- Allah, onu lanetledi [rahmetinden engelledi]. [Şeytan] "Kullarından mutlaka ama mutlaka belirlenmiş bir nasip alacağım, onları mutlaka yoldan çıkaracağım, onları mutlaka kuruntulara boğacağım, onlara emir vereceğim onlar da mutlaka sağmal hayvanların kulaklarını yaracaklar¹ ve emir edeceğim onlar da Allah'ın yaratmasını (doğal sistemi) mutlaka değiştirecekler!" dedi. Kim Allah'tan beride şeytanı bir veli edinirse, [bilsin ki] artık apaçık bir kaybediş olarak kaybetmiştir.




¹: canlı klonlama eylemi, bir koyunun kulak memesi hücresinden alınarak olmuştur. 1996 yılında bu yöntemle bir koyun yaratılmıştır(kaynak: dolly BBC).


"Kulakları yarma" ifadesiyle bu durum tamamen uyumludur. Eski tefsirler, bunun Arap kültüründe bir olayla ilgili olduğunu söylese de - bu olay şudur: deve beş defa doğurup beşincisi de erkek geldiği zaman, devenin kulaklarını yararlar-, bahsettiğimiz olay ayetle tamamen uyum içindedir.




120- Halbuki onlara söz veriyor ve onları kuruntulara boğuyor. Şeytan, onlara ancak bir aldatmayı söz veriyor.




121- İşte onların barınma yeri cehennemdir. Ondan herhangi bir kaçış bulamazlar.




122- İnanmış ve düzgün-iyi eylemlerde bulunmuş olanlara [gelince] onları, Allah'ın hak bir vaadi [verdiği söz] olarak, alt taraflarından ırmaklar akan, içinde kalıcı oldukları cennetlere girdireceğiz. Söz açısından, Allah'tan daha dürüst kimdir?




123- [Durum] sizin kuruntularınız ve kitap halkının kuruntuları değildir. Kim¹ kötü eylemde bulunursa, bu[eylemi] ile karşılık karşılık buluyor ve kendisine Allah'tan beride herhangi bir veli ve herhangi bir yardımcı bulamıyor.




¹: Ayetin bu kısmı inançlı inançsız herkesin yaptığının karşılığını bulmakta olduğunu anlatıyor. Bu günlük hayatta dikkatli bir şekilde yaşadığı olayları inceleyen herkesin görebileceği bir gerçektir. İnançlı insanın yaşadığı en ufak bir sıkıntı bile, yaptığı hatanın karşılığıdır. Sadece bu olay bile, hayatı düzenleyen gücün (Allah'ın) bir sözü olduğuna apaçık kanıttır.




124- Erkek veya dişi[cinsin]den, inançlı olarak düzgün-iyi eylemlerde bulunan kimse[ler'e gelince] işte onlar, cennete girer ve kıl kadar zulüm olunmazlar.




125- Din açısından, iyilik eden olarak yüzünü [kendini] Allah'a teslim eden ve Hanif [doğru yola yönelmiş] İbrahim'in dini görüşüne uyan kimseden, daha güzel olan kimdir? Allah, İbrahim'i bir dost (Halil) edindi.




126- Göklerde ve yerde [tüm evrende] bulunanlar, sadece Allah'ındır. Allah, [en başından beri] her şeyi bir kuşatandı.




127- (o) kadınlar hakkında senden fetva [problemleri çözmeyi] istiyorlar, "Onlar [o kadınlar] hakkında fetvayı Allah, bir de kendileri lehine yazılanı¹ vermediğiniz, kendileriyle evlenmeye rağbet etmediğiniz kadınların yetim çocukları² konusunda, çocuklardan ezilmiş olanları konusunda ve yetimler için hakkaniyeti gereğince yapmanız konusunda kitapta size okunup teşvik edilen ne ise o fetva veriyor." de. Bir yarar[türün]den ne yaparsanız, [bilin ki] kesinlikle Allah, onu devamlı bir bilendir.




¹: bu surenin ilk 12 ayetinde kadınlara mehir ve mirastan pay verilmesi emir edilmiştir. Burada kasıt miras ya da mehir olabilir.




²: "yeteme-n nisai=يتامى النساء" ifadesi bir isim tamlamasıdır. Genellikle, sıfat isme muzaf olmuştur mantığıyla "yetim kadınlar" anlamı verilse de bu aslında bir isim tamlamasıdır. Yetimlerin anneleri gibi kendilerine veli olan kadınlar kasıt edilmektedir. (Fahreddin Razi, zad'ul mesir) Yani ilgili ayette yetimler ile evlilik değil; onların velisi olan kadınlarla evlilik anlatılmaktadır. Bu durum, Nisa 3. Ayetin "yetimlerin velisi olan kadınlarla evlilik" anlamında olduğunu doğruluyor.




128- Herhangi bir kadın, kocasından¹ bir nüşuz [başka bir kadın alması²] veya vazgeçme [boşanma] korkusuna kapıldıysa, ikisinin de aralarını bir iyileştirme olarak iyileştirmesinde ikisine de bir günah/yanlışa meyil ediş yoktur, iyileştirme daha iyidir (hayırlıdır). Benlikler (nefisler), cimriliğe hazır edilmiştir. Eğer, güzellik eder ve sakınırsanız, [bilin ki] kesinlikle Allah, [en başından beri] eylemlerinizden devamlı haberdardı.




¹: "ba'l= بعل" kelimesi ile "zevc= زوج" kelimesi aynı değildir. Buradaki (بعل) kelimesi, kur'an'da daha çok "eski eşi" manasında kullanılır. Bakara 233. Ayete bakınız. Ayrıma dikkat edilmeli.




²: "Nüşuz= نشز" kelimesi, burada erkeğin kendi hanımını bırakıp başka bir eş alması isteği, gözünün başkasında olması manasında kullanılır. Ayetin devamında "Benlikler (nefisler) cimriliğe hazır edilmiştir" denilmesi, sonraki ayetin çok eşlilik ile ilgili olması da bunu destekler.




129- Çok uğraşsanız bile, (o) kadınların arasında adil olmaya asla gücünüz yetmeyecek. O halde, onu (birini) askıda bırakmış [olmamak için]¹ tam bir meyilleniş olarak (birine) meyil etmeyin. İyileştirirseniz ve sakınırsanız, [bilin ki] kesinlikle Allah, [en başından beri] çok bağışlayandı, rahimdi.



¹: "Fe=ف" sebep bildirmek içindir. (Müşkül i'rab-ul kur'an)




130- O ikisi (eşler) birbirlerinden ayrılırsa, Allah her birini kendi genişliğinden [zenginliğinden] zengin eder. Allah, [en başından beri] genişti [zengindi], hakimdi/hikmetliydi.




131- Göklerde ve yerde [tüm evrende] bulunanlar, sadece Allah'ındır. Elbetteki sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlara ve size "Allah'a (karşı gelmekten) sakının. Gerçeği örterseniz, [bilin ki] göklerde ve yerde [tüm evrende] bulunanlar kesinlikle Allah'ındır. Allah, [en başından beri] bir zengindi, övgüye layık olandı.




132- Göklerde ve yerde [tüm evrende] ne varsa Allah'ındır. Allah, bir vekil olarak yetti.




133- Tercih ederse sizi giderir ve diğerlerini getirir ey insanlar! Allah, [en başından beri] buna imkanı olandı.




134- Kim dünyanın [ilk'in] getirisini istiyorsa, [bilsin ki] dünyanın [ilk'in] ve ahiretin [sonun] getirisi Allah'ın katındadır. Allah, [en başından beri] bir devamlı işitendi, bir devamlı görendi.



135- Ey inanmış olanlar! Kendi canınız veya anne-baba ve akrabalar aleyhine olsa bile, hakkaniyeti gözetenler, Allah için şahitler olun. [Onlardan herhangi biri] bir zengin veya bir fakir idiyse, [bilin ki] Allah o ikisine [zengine ve fakire] daha yakındır. Adaletli olmanız konusunda, keyfe uymayın. Eğer, [doğruluktan] saparsanız veya [adaletten] uzaklaşırsanız, [bilin ki] Allah, [en başından beri] eylemlerinizden devamlı bir haberdardı.




136- Ey inanmış¹ olanlar! Allah'a, Elçisi'ne, onun Elçisi'ne kısım kısım indirmiş olduğu kitaba ve önceden indirdiği kitaba² inanın. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret [son] gününü[n hak olduğu gerçeğini] örtüp göz ardı ederse, [bilsin ki] çok uzak bir kayboluş olarak yolu kaybetmiştir.




¹: "İnandıklarını iddia edenler!" veya "Bunlardan birine (mesela sadece Allah'a) inananlar!" anlamında olabilir.




137- Gerçek şu ki, inanmış sonra küfre sapmış [gerçeği örtmüş] sonra (yine) inanmış sonra (yine) küfre sapmış [gerçeği örtmüş] sonra da küfr [gerçeği örtme] bakımından artmış olanlara [gelince], onlar için Allah hiç bağışlayacak değildir. Onları herhangi bir yola hiç iletecek değildir.




138- Münafıklara [İkiyüzlülük yapanlara], kendileri için can yakan bir azap olduğunu müjdele!¹




¹: müjde (bşr= بشر) kelimesi iyi şeyler için kullanılır. Fakat bu Ayette istihza sanatı uygulanmıştır. (müfredat : بشر)




139- [İkiyüzlülük yapanlar] ki, İnançlılardan beride, kâfirleri [gerçeği örtenleri] veliler ediniyorlar. Onların yanında izzet mi arıyorlar? O halde, izzet tamamen Allah'ındır.



140- Hâlbuki, kitapta size "Allah'ın ayetlerini, kendilerini[n hak olduğu gerçeği] örtülürken ve onlarla [ayetlerle] alay edilmeye çalışılırken duyduğunuz zaman, ondan [alay etmekten] başka bir konuya-olaya dalıncaya kadar onlarla [alay edenlerle] birlikte oturmayın. Kesinlikle siz [onlarla oturduğunuz] o vakit onların benzerisiniz [demektir]. Gerçekten Allah, münafıkların [İkiyüzlülük yapanların] ve kafirlerin [gerçeği örtenlerin] toplu halde cehennemin içinde toplayıcısıdır." [diye] indirmiştir.




¹: Dinine eleştiri yapan kişilere saldıran bu ayeti unutmaması gerekiyor. Kur'an ayetleri eleştiri aldığı vakit, bize düşen şey ya diğer ayetlerde emir edildiği şeklide güzelce uyarı yapmak veya bu ayette denildiği gibi o ortamı terk etmektir.




141- [Münafıklar] ki, sizi mutlaka gözetliyor. Eğer, Allah'tan bir fetih size (nasip) olduysa, "sizinle olmadık mı?" dediler; kafirlere [gerçeği örtenlere] bir nasip olduysa, "Size hiç üstün gelmedik mi?¹ Sizi İnançlılardan (geleceklere karşı) men etmedik mi?" dediler. Artık, kıyametin gününde aranızda Allah hüküm veriyor. Allah, inançlılara karşı kafirlere[gerçeği örten kimselere] asla bir yol vermeyecektir.



¹: "istihvaz=استحواذ" galip gelmek anlamındadır. (İbni kuteybe: Garib-ul kur'an) bir nevi "Size galip geldik, istesek sizi öldürebilirdik ama yapmadık." dedikleri ifade edilmektedir.




142- Gerçekten, Münafıklar [İkiyüzlülük yapanlar] Allah'ı oyuna getirmeye çalışıyorlar. Hâlbuki o, onları oyuna getirdi. Namaza kalktıkları zaman, insanlara gösteriş yaparak ve Allah'ı pek az anarak tembel olarak kalktılar.




143- İşte bunların [inançlıların ve kafirlerin] arasında gidip gelir-kararsız bir haldedirler. Bunlara (inançlılara) da, şunlara (kafirlere) de [dahil değiller]. Allah, kime yolu kaybettirdi ise, ona asla bir yol bulamazsın.




144- Ey inanmış olanlar! İnançlılardan beride olarak kafirleri [gerçeği örtenleri] veliler edinmeyin. Kendi aleyhinize apaçık bir yetkiyi-delili Allah'a vermek mi istiyorsunuz?




145- Gerçekten, münafıklar [İkiyüzlülük yapanlar] ateşten en aşağıdaki diptedirler. Onlar için, asla bir devamlı yardımcı bulamayacaksın.




146- Ancak tevbe etmiş, (hataların) düzeltmiş, Allah'a sarılmış ve dinini sadece Allah'a adamış olanlar hariç. İşte onlar, inançlılarla beraberdir. Allah, inançlılara yakında büyük bir ödül verecektir.




147- Eğer şükür etmiş ve inanmışsanız Allah, azabınızı ne [diye] gerçekleştirsin ki? Allah, [en başından beri] teşekküre çokça karşılık verendir, devamlı bilendir.




148- Allah, sözden kötü olanının (kötü sözün) açık seçik [söylenmesini] sevmez. Ancak, zulme uğrayan kimse hariçtir. Allah, [en başından beri] devamlı işitendir, devamlı bilendir.




149- Herhangi bir hayrı açığa vursanız veya onu gizlerseniz veya herhangi bir kötülüğü affederseniz [bilin ki] Allah, [en başından beri] çokça affedendi, imkanı olandı.




150-151- Allah'ı ve Elçilerini göz ardı eden, Allah'ın ve Elçilerinin arasını ayırmayı isteyen, “bazısına inanıyoruz, bazısını göz ardı ediyoruz" diyen ve bunun arasında bir yol edinmeyi isteyenlere [gelince], işte bunlar, Hak [kesinleşmiş] olarak kafirlerin [gerçeği örtenlerin] ta kendileridir. Kâfirler [gerçeği örtenler] için, alçaltan bir azap hazırladık.




152- Allah'a ve Elçileri'ne inanmış, onlardan herhangi birinin arasını hiç ayırmamış olanlara [gelince] İşte bunlara ödüllerini verecektir. Allah [en başından beri] çok bağışlayandır, rahimdir.




153- Kitap halkı, gökten bir kitabı kendilerine kısım kısım indirmeni istiyor. [Onların bu isteklerine şaşırdıysan, bil ki]¹bundan daha büyüğünü Musa'dan istemişlerdi: "Bize Allah'ı açıkça göster." demişlerdi. Ardından, zulümleri sebebiyle gürültü/yıldırım onları yakalamıştı. Dahası kendilerine açık kanıtlar geldikten sonra buzağıyı [Tanrı] edindiler. Ardından, bunları affetmiştik ve Musa'ya apaçık bir yetki-delil vermiştik.



¹: Buradaki "fe=ف" harfi cevaptır. Yani takdiri bir "Onların isteklerine şaşırdıysan" ifadesinin cevabıdır. (Müşkül i'rab-ul kur'an)




154- Pekiştirilmiş anlaşmaları sebebiyle Tur'u üzerlerine kaldırdık, kendilerine "Kapıya-bölüme secde halinde [boyun eğerek] girin." dedik ve kendilerine "Cumartesi [işi bırakma] konusunda haddi aşmayın" dedik. Onlardan oldukça sağlam bir pekiştirilmiş anlaşma aldık.




155-161- Ardından, pekiştirilmiş anlaşmalarını bozmaları, Allah'ın ayetlerinin [hak olduğu gerçeğini] örtmeleri, Nebi'leri haksızca öldürmeleri, "Kalplerimiz bir kılıftır." demeleri -ki aksine! küfürleri [gerçeği örtmeleri] sebebiyle onların [kalplerinin] üzerini damgaladı. Artık, pek az inanıyorlar.-, gerçeği örtmeleri, Meryem'e karşı çok büyük bir iftira olarak sözleri, "Kesinlikle biz, Allah'ın elçisi (!)¹ Meryem'in oğlu Mesih İsa'yı öldürdük!" demeleri sebebiyle - ki onu öldürmediler ve onu asmadılar; fakat o [öldürdükleri] kendileri için [İsa'ya] benzetildi.² Gerçek şu ki, bu konuda ayrılığa düşmüş olanlar, ondan yana kesinlikle bir şüphenin içindedir. Bu konuda, kendileri için hiçbir bilgi yoktur. Onlar ancak zanna bağlı oldular. Onu, yakinen öldürmediler. Aksine! Allah onu kendisine kaldırdı. Alla [en başından beri] daima üstündü, hakimdi/hikmetliydi. Ölümünden önce ona (İsa'ya) kitap halkından [kim varsa] mutlaka ama mutlaka inanır.³ Kıyamet gününde o onlara karşı bir devamlı şahit olur.- ardından yahudiliği seçmiş olanlardan bir zulüm ve onların, Allah'ın yolundan pek çok [kişiyi] şiddetle geri çevirmeleri, o kendilerine yasaklanmış olduğu halde faizi almaları ve insanların mallarını batıl ile [haksızca] yemeleri sebebiyle kendilerine helal edilmiş temiz [şeyleri] onlara haram ettik.





¹: istihza(alay) sanatı uygulanmıştır. (kadı beydavi, İrşad Ebu-s su'd ilgili ayet) Çünkü yahudiler, isa'yı elçi olarak kabul etmezler.



²: "şubbihe=شبه" fiilinin gizli zamiri, her ne kadar yazılı olmasa da, onların "öldürdük" sözünden dolayı öldürdükleri kişiye işaret ediyor olabilir. (Zamahşeri:keşşaf)



³: "İsa'nın ölümünden önce ona inanırlar" anlamında olabilir, ki en açık görünen anlam budur. Bu anlamda, İsa peygamberin kıyamete yakın zamanda geleceğine inananlar için bir delil vardır. "Onlardan her biri, kendi ölümünden önce İsa'ya inanır" anlamında da olabilir. Bunun dışında "ona" zamiri kur'an'a işaret edebilir.




162- Fakat, onlardan bilgide kök salanlar-derinleşenler, sana indirdiğimize ve senden önce indirdiğimize inanan (bu) inançlılar, özellikle de¹ namazı sürekli olarak gereğince kılanlar, zekâtı verenler ve Allah'a ve ahiret [son] gününe inananlar (evet!) işte onlara çok büyük bir ödül vereceğiz.






¹: "mukimin=المقيمين" ifadesinin mensup olması sebebiyle bazıları gramer hatası iddia etmiştir. Ancak kur'an'da gramer hatası aramakla cetvelde hata aramak arasında bir fark yoktur. Bu dilde "Özellikle de bunları kasıt ediyorum" anlamında isim mensup yapılabilir. Sibeveyh, birkaç metinden örnek vererek, ayetin "özellikle de namazı kılanlar" anlamında olduğunu söylemiştir. Bu metinlerden biri şudur:

وكل قوم أطاعوا أمر سيدهم إلا نميرا أطاعت أمر غاويها


الظاعنين ولما يظعنوا أحدا والقائلون لمن دار نخليها (kurtubi)

Örneğin burada "ez zaınİN=الظاعنين" kelimesi mensup gelmiştir. Normalde merfu gelmeliydi. Ama "özellikle, bunları kasıt ediyorum" anlamında mensup gelmiştir. Dolayısıyla ilgili ayette de "özellikle de namazı kılanları kasıt ediyorum" anlamında mensup gelmiştir. (zamahşeri:keşşaf)






163- Gerçekten, Nuh'a ve ondan sonraki Nebi'lere vahiy ettiğimiz gibi, sana da vahiy ettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyüb'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahiy ettik. Davud'a bir Zebur verdik.




164- Önceden sana anlatmış olduğumuz Elçiler'e ve sana hiç anlatmamış olduğumuz Elçiler'e de [vahiy ettik]. Allah, Musa'ya bir konuşma olarak konuştu.




165- Elçiler'den sonra, Allah'a karşı insanlar için bir kanıt olmasın diye müjdeciler ve korkutucular olarak bir takım elçiler [gönderdik]. Allah, [en başından beri] devamlı üstündü, hakimdi/hikmetliydi.




166- Fakat Allah sana indirdiği [şeye] -ki onu kendi bilgisiyle indirdi- şahitlik ediyor. Melekler de şahitlik ediyor. Devamlı bir şahit olarak Allah yetti.




167- Doğrusu şu ki, gerçeği örtmüş ve Allah'ın yolundan şiddetle geri çevirmiş olanlar, çok uzak bir kayboluş olarak [yolu] kaybetmiştir.






168-169- Doğrusu şu ki, gerçeği örtmüş ve zulüm etmiş olanlara [gelince], Allah onları hiç bağışlayacak ve herhangi bir açılmış yola iletecek değildir. Ancak, içinde ebedi kalıcı oldukları cehennemin açılmış yoluna [iletir]. İşte bu [en başından beri] Allah'a göre pek kolaydı.




170- Ey insanlar! Elçi size RAB'binizden gerçeği (hakkı) getirmiştir. O halde, kendinize bir hayır olarak inanın. Eğer gerçeği örtüyorsanız, [bilin ki] kesinlikle, göklerde ve yerde [tüm evrende] bulunanlar Allah'ındır. Allah, [en başından beri] devamlı bir bilendi, bir hakimdi/hikmetliydi.




171- Ey kitap halkı! Dininiz konusunda aşırıya gitmeyin ve Allah'ın üzerinden ancak gerçeği söyleyin. Meryemin oğlu Mesih İsa sadece Allah'ın elçisi, ona [Meryem'e] attığı kelimesi ve kendisinden bir ruh'tur. Artık, Allah'a ve elçilerin'e inanın. "Üçtür!" demeyin, son verirseniz sizin için daha iyidir (hayırlıdır). Allah, sadece bir tek Tanrı'dır. O, herhangi bir çocuğun kendisine ait olmasından uzaktır. Göklerde ve yerde [tüm evrende] bulunanlar onundur. Bir vekil olarak Allah yetti.




172- Mesih, Allah'a herhangi bir kulluğu utanç kaynağı olarak¹ görmez. Yaklaştırılmış melekler de [öyle]. Kim[ler], ona [Allah'a] kulluk etmeyi utanç kaynağı olarak görüyorsa ve büyüklük taslıyorsa [bilsinler ki] kendilerini topluca kendisine doğru bir araya toplayacaktır.




¹: (müfredat:نكف)




173- İnanmış ve düzgün-iyi eylemlerde bulunmuş olanlara gelince, [Allah] ödüllerini kendilerine tamamen veriyor ve kendi ikramından onlara [verdiğini] artırır; [Allah'a ibadet etmeyi] utanç kaynağı olarak görmüş ve büyüklük taslamış olanlara gelince, onlara can yakıcı bir azap olarak azap eder. Onlar, kendileri için Allah'tan beride herhangi bir veli ve yardımcı bulamazlar.




174- Ey insanlar! RAB'binizden en sağlam delil size gelmiştir. Size apaçık bir aydınlık (nur) indirdik.




175- Allah'a inanmış ve ona sarılmış olanlara gelince, onları kendisinden bir rahmet ve bir ikramın içine girdirecektir ve kendisine varan dosdoğru bir yola yumuşakça iletecektir.




176- Senden fetva istiyorlar. "Allah size kelale [Anne-babası ve çocuğu olmayıp ölen]¹ hakkında fetva veriyor: Eğer, helak olan [ölen] bir kimsenin kendisine ait herhangi bir çocuğu [mevcut] değilse ve kendisinin kız kardeşi varsa, mirasın yarısı ona [kız kardeşine] aittir. (fakat kız kardeş ölürse) o [erkek kardeş] onun [kız kardeşinin] hiç bir çocuğu yoksa, ona [kız kardeşine] mirasçı olur. Eğer, [kız kardeşin] iki kız kardeşi varsa, mirastan ne kaldı ise onun üçte ikisi o ikisine [iki kız kardeşine] aittir. Eğer, erkekler ve kadınlar olarak [üç veya üçten fazla] kardeşler varsa, erkeğe, iki kızın payının misli vardır. Allah, yolu kaybedersiniz diye sizin için açıklıyor. Allah, her şeyi devamlı bir bilendir.



¹: "kelale=كلالة" kelimesinin anlamı konusunda pek çok yorum vardır. En uygunu, peygambere isnat edilen bir hadiste yazdığı üzere "annesi-babası ve çocuğu olmaksızın ölen kimse" anlamındadır. (müfredat: كل)

Ekran Alıntısı.PNG
Ekran Alıntısı.PNG
Screenshot_2020-01-23-20-01-53-358_com_e
20190410_220809.jpg
Ekran%20Al%C4%B1nt%C4%B1s%C4%B1_edited.j

Blog sitelerim

Takip etmeniz önerilir

  • YouTube
  • Facebook - White Circle
  • Instagram - White Circle

Hubeyb öndeş