7- Araf suresi (hubeyb Öndeş meali)

En son güncellendiği tarih: Şub 19


1-3- 'Elif, Lam, Mim, Sad' sana indirilen bir kitaptır.¹ Artık, onunla[bu kitapla] uyarıyorsun diye, ondan [kitaptan] yana göğsünde bir darlık olmasın. İnançlılar için bir hatırlatma; RAB'binizden size indirilene bağlı olun; ondan berideki velilere(rehberlere) bağlı olmayın. Pek az öğüt alıyorsunuz!


¹: "Elif, lam, Mim, sad" ifadesi öznedir, çünkü "kitap" [كتاب] kelimesi haber olarak merfudur. Ya da takdiri bir "Bu" [هذا] işaret zamirinin haberidir.


"Elif, lam, Mim, sad" harflerinin "Ben Allah'ım, daha çok bilirim ve açıklarım" [أنا اللّه أعلم وَأفصِّلُ] ifadesinin kısaltılmış hali olması da mümkündür. (zeccac: meani-l kur'an)


4- Kent[ler]den kaç tanesini helak ettik! Kederimiz(azabımız), ona [halkına¹] geceleyin hemde kendileri öğlen dinlenmekte iken geldi.


¹: "Halkına" [أهل] ifadesi [yani muzaf] hazf edilmiştir. (kurtubi)


5- Perişan edişimiz (azabımız) geldiği vakit duaları "kesinlikle biz zalimlerdik!" demekten başkası olmadı.


6- Kendilerine gönderilmiş olanlara mutlaka ama mutlaka soracağız¹; gönderilmiş olanlara da mutlaka ama mutlaka soracağız.


¹: Allah'ın ne cevap verileceğini bildiği halde sorması, onları azarlamak, suçlarına kendilerini şahit ettirmek içindir (Zamahşeri:keşşaf)



7- Kendilerine bir bilgi ile mutlaka ama mutlaka anlatacağız. Biz Gaibler[kaybolanlar] değildik.


8- Terazi o gün Haktır. O halde tartıları ağır gelen kimseler (evet!) işte onlar başarılı olanlardır.


9- Tartıları hafif gelen kimseler (evet!) işte onlar ayetlerimize [mucizelerimize] zulüm etmelerinden dolayı kendi benliklerini kayba uğratanlardır.


10- Elbetteki sizi yerde [dünyada] yerleştirmiştik-imkan sağlamıştık. Onda [yerde] sizin için yaşam araçları yaptık. Pek az şükür ediyorsunuz.


11- Elbetteki, sizi yaratmıştık sonra sizi şekillendirmiştik sonra meleklere "Adem'e secde edin!" dedik hemen secde ettiler. Ancak iblis¹ hariç, o secde edenlerden hiç olmadı.


¹: iblis, meleklerden değildir. (kehf 50. Ayet) ancak burada tağlip sanatı olduğu için ayriyeten "iblis'e de secde et, dedik" yazmasına gerek kalmamıştır. Çoğunlukta melekler olduğu için meleklerle birlikte aralarında bir cin olan iblis de muhatap olmuştur (zamahşeri:keşşaf bakara 30)



12- "Sana emir ettiğim zaman, seni secde etmemeye sevk eden¹ nedir?" dedi. [iblis] "Ben ondan [Ademden] daha iyiyim. Beni bir ateşten yarattın; onu [Ademi] bir çamurdan² yarattın" dedi


¹: (Müfredat: منع)


²: Enam 2. Ayetin dipnotuna bakınız.


13- "O halde [değersizleşir bir halde]¹ in oradan! Artık, orada büyüklenme [hakkı] senin için [mümkün] olmaz. Artık çık, gerçekten sen, küçüklerdensin." dedi.


¹: bu Ayetteki (اهبط) fiili, seviyeyi düşürerek inmek, alçalmak manasındadır (müfredat : هبط)


14- [iblis] "Yönlendirilecekleri/yeniden diriltilecekleri güne kadar beni beklet." dedi.


15- "Kesinlikle sen bekletilenlerdensin" dedi.


16-17- [iblis] "Beni mahvetmen¹ sebebiyle senin dosdoğru yoluna onlar [insanlar] için mutlaka oturacağım. Sonra önlerinden, arkalarından, sağ taraflarından ve sol taraflarından mutlaka kendilerine geleceğim. Onların çoğunu şükür edici olarak bulamazsın." dedi.


¹: buradaki (غوي) fiili bir yoruma göre "yaşamı bozmak" manasındadır (müfredat : غوي)


18- [Allah] "Yerilmiş ve uzaklaştırlmış bir halde çık ondan! Gerçekten, onlardan sana bağlı olmuş kimseler [bilsinler ki] cehennemi mutlaka ama mutlaka sizden topluca dolduracağım." dedi.


19- "Ey Adem! Sen ve eşin cenneti yurt edin. Ardından tercih ettiğiniz yerden yeyin; bu ağaca yaklaşmayın. Aksi halde zalimlerden olursunuz."


20-21- Ardından şeytan, kendilerinden örtülmüş olan edep yerlerini kendilerine göstermek için kendilerine kötü düşünceler fısıldadı ve "RAB'biniz, sırf iki melek olursunuz veya kalıcılardan olursunuz diye sizi bu ağaçtan engelledi." dedi. O ikisiyle "Kesinlikle ben, ikiniz için mutlaka nasihat edenlerdenim." [diye] antlaştı.


22- [şeytan] ikisinin aldatmayla [seviye olarak] aşağı sarkıttı.¹ Ağacı tattıklarında, edep yerleri kendileri için açığa çıktı ve cennetin [bahçenin] yaprağından kendilerine yamamaya başladılar. RAB'leri o ikisine "İkinizi de (bu) ağaçtan engellemedim mi? ve ''Şeytan, siz ikiniz için apaçık bir düşmandır'' demedim mi?" diye seslendi.


¹: "Ağaçtan yeme seviyesine indirdi" anlamındadır. (Zamahşeri:keşşaf)


23- O ikisi "RAB'bimiz! kendi benliğimize zulüm ettik. Eğer, bizi hiç bağışlamaz ve bize rahmet etmezsen kesinlikle kaybedenlerden oluruz." dediler.


24- [RAB'leri] "Bazınız, bazınıza düşman olarak [değersizleşir bir halde] inin. Sizin için yerde bir süreye kadar barınma ve bir geçim vardır." dedi.


25- "Onda[yerde] yaşarsınız, onda[yerde] ölürsünüz ve ondan[yerden] çıkarılırsınız." dedi.


26- Ey Ademin oğulları! Size, edep yerlerinizi örten bir elbise, bir tüy [süs] ve 'korunup sakınma' elbisesi¹ indirdik. İşte bu, daha iyidir(hayırlıdır). İşte bu, Allah'ın ayetlerinden[mucizelerinden]'dir. Öğüt almaları beklenir.


¹: "libasu-t takve=لباس التقوى" ifadesi, öncesinde geçen "bir elbise, bir tüy" sözüne atıf olarak mensup olarak yani "libasE-t takve=لباسَ التقوى" şeklinde de okunmuştur. (zamahşeri:keşşaf) çeviri buna göre yapıldı.


"elbise" mecazdır.


27- Ey Ademin oğulları! Şeytan, kendilerine edep yerlerini göstermek için kendilerinin elbiselerini kendilerinden çekip çıkararak cennetten çıkardığı gibi sizi de fitnelemesin[belaya çekmesin]. Kesinlikle o [şeytan] ve kabilesi sizin onları görmediğiniz yerden sizi görüyor. Kesinlikle biz, şeytanları inanmayanlar için veliler (rehberler) yaptık.


28- Onlar herhangi bir çirkin iş yaptıkları zaman "Atalarımızı, bunun üzerinde [bu çirkin fiili yaparken] bulduk ve bunu [çirkin fiili] bize Allah emir etti" dediler. "Allah, çirkin işi emir etmez! bilmediğiniz [şeyleri] Allah'ın üzerinden mi söylüyorsunuz?" de.


29-30- "RAB'bim hakkaniyeti emir etti. Her bir secde zamanlarında/mekanlarında yüzünüzü [kıbleye] doğrultun ve dini ona [RAB'bime] adayanlar olarak ona dua edin." de. (Yaratmada) size ilk başladığı gibi, doğru yolu bulmuş bir grup olarak ve kendilerine dalalet [doğru yoldan sapma] kendilerine hak olmuş bir grup olarak tekrar iade olacaksınız. Gerçekten onlar, Allah'tan beride şeytanları veliler edindiler. Kendilerinin doğru yolu bulanlar olduklarını sanıyorlar.


31- Ey Ademin oğulları! Her bir secde zamanında/yerinde, süsünüzü¹ alın. Yeyin, için ve israf etmeyin. Kesinlikle o [Allah], israfçıları sevmiyor.


¹: süs ile, güzel kıyafet kasıt edilir. Bazı Arapların kabe'yi(secde yerini) elbiseleri olmaksızın tavaf etmelerine karşı inmiş bir ayettir. (müfredat : زين) Nur 31. Ayette kullanılan "süs" kelimesi de burada kasıt edilenin elbise olduğunu doğrular. Ayette "her bir secde yerinde (عند كل مسجد)" demesi bunun kabe ile sınırlı olmayıp her bir ibadet yerinde geçerli olduğunu göstermektedir. Bu da namazda edep yerlerinin kapatılması gerektiğinin (setri avret) kanıtıdır.


32- "Allah'ın, kullarına çıkardığı süsü ve rızıktan temiz olanlarını kim haram etti?" de. "O [süs ve temiz rızık] ahiret gününde (kendilerine) mahsus olarak dünya hayatında inanmış olanlara aittir" de. İşte, bilen bir millet için ayetleri bunun gibi açıklıyoruz.


33- "RAB'bim sadece fuhuşları[çirkin işleri] -ondan açığını ve gizlisini-, kasıtlı suçu, haksız yere sınırı aşmayı istemeyi, kendisine hiçbir yetkiyi-delili [kısım kısım] hiç indirmediği [şeyleri] Allah'a şirk koşmanızı [ortak kabul etmenizi] ve bilmediğiniz [şeyleri] Allah'ın üzerinden söylemenizi haram etti." de. Artık


34- Her bir topluluk için bir süre sonu vardır. Artık, süre sonları gelince bir saat olarak ertelemeyi isteyemezler ve öne almayı isteyemezler.


35- Ey Ademin oğulları! Eğer, Ayetlerimizi size anlatan sizden olan elçiler size gelirse, bu halde kimler korunup sakınır ve (halini) düzeltirse kendilerine herhangi bir korku yoktur, kendileri üzülmezler.


36- Ayetlerimizi [mucizelerimizi] yalanlamış ve onlar [ayetlerimiz] hakkında büyüklük taslamış olanlar (evet!) işte onlar ateşin dostlarıdırlar, onun [ateşin] içinde kalıcıdırlar.


37- Allah'ın üzerinden bir yalan uyduran veya onun ayetlerini yalanlamış kimse[ler]den daha zalim kimdir? İşte onlara kitaptan (yazılı cezalardan) nasipleri ulaşır. Nihayet elçilerimiz onları vefat ettirerek geldikleri onlara geldikleri zaman "Allah'tan beride dua etmekte olduklarınız nerede?" dediklerinde "Bizden kaybolup gittiler." dediler. Kendi benliklerine karşı 'kendilerinin kâfirler [gerçeği örtenler]' olduklarına şahitlik ettiler.


38- "Sizden önce gelip geçmiş cinden ve insandan (oluşan) toplukların içinde ateşin içine girin." dedi. Her ne zaman bir topluluk (ateşe) girdiyse, kardeşine lanet etti. Sonunda topluca onda [ateşte] bir araya biriktikleri zaman sonrakiler öncekiler için ''RAB'bimiz! bunlar bize yolu kaybettirdi. O halde onlara ateşten bir kat (daha) azap ver.'' dediler. [RAB'leri] ''Her biri için bir kata (daha) vardır;fakat siz bilmiyorsunuz.'' dedi.


39- Öncekiler de sonrakiler için "Bize karşı herhangi bir üstünlükten(payınız) yoktu. O halde elde etmekte olduklarınız sebebiyle azabı tadın!" dediler.


40- Ayetlerimizi [mucizelerimizi] yalanlamış ve onlar [ayetlerimiz] hakkında büyüklük taslamış olanlara [gelince] kesinlikle onlara göğün kapıları açılmaz. Deve, iğnenin deliğinin içinden geçene kadar cennete giremezler. İşte suçluları bunun gibi cezalandırıyoruz.


41- Onlar için cehennemden bir hazırlanmış yer ve üstlerinden örtüler¹ vardır. İşte, zalimleri bunun gibi cezalandırıyoruz.


¹: ''Gıveşun=غواشٌ'' şeklinde merfu olarak da okunmuştur (Zamahşeri:Keşşaf) çeviri buna göre yapıldı.


42- İnanmış ve düzeltici eylemlerde bulunmuş kimselere [gelince] herhangi bir canlıya kendi genişliğinden [gücünden] başka [sorumluluk] yüklemeyiz. İşte cennetin dostları olanlar onlardır. Onda [cennette] kalıcıdırlar.


43- Onların alt taraflarından ırmaklar akarken göğüslerinde kinden/düşmanlıktan ne varsa çekip çıkardık. "Övgü, bizi buna yumuşakça ileten Allah'a aittir. Allah'ın yol göstermesi olmasaydı biz doğru yolu bulanlar asla olamazdık. Elbetteki RAB'bimizin elçileri hakkı [gerçeği] getirmişti.'' dediler. ''Bulunmakta olduğunuz eylemlerden dolayı kendisine mirasçı olduğunuz cennet işte budur!'' diye kendilerine seslenildi.


44- Cennetin dostları, ateşin dostlarına "RAB'bimizin bize hak olarak söz verdiğini (cenneti) bulmuş bulunuyoruz. Artık RAB'binizin size hak olarak söz verdiğini (ateşi) buldunuz mu?" diye seslendi. Onlar [ateşin dostları] "evet" dediler. Ardından bir ilancı"Allah'ın laneti [rahmetinden engellemesi] zalimlerin üzerinedir!" diye onların arasında ilan etti.


45- O [zalimler] ki, Allah'ın yolundan engelliyorlar. ahirete karşı kafirler [gerçeğini örtenler] olarak, onda [Allah'ın yolunda] bir eğrilik(hata) arıyorlar.


46- ikisinin [cennetin dostlarının ve ateşin dostlarının] arasında bir perde/duvar vardır. Araf'ın [perdenin yükseklerinin] her birini simaları [işaretleri] ile tanımakta olan kişiler¹ vardır. Umdukları halde ona [cennete] hiç girmemiş iken cennetin dostlarına ''Esenlik üzerinize olsun!'' diye seslendiler.


¹: ''Rical=رجال'' kelimesi, normalde sadece erkekler için kullanılmaktadır. Ancak, tağlip yoluyla kadını da kapsaması mümkündür (müfredat : رجل, el mizan) kelime gerek sözlüklerde manası olsun gerekse kur'an'da kullanımı olsun, "kişiliği tam" olan erkekler için kullanılıyor (müfredat : رجل) buradan anladığımız kadarıyla, Araf bölgesinde bulunan kişilerin üstün kişiler olması daha mantıklıdır. Doğrusunu Allah daha iyi bilir.


47- Bakışları ateşin dostlarının yönüne çevrildiği zaman "RAB'bimiz! bizi zalimler miletiyle beraber sayma [azaba dahil etme]!" dediler.


48-49- Araf'ın [yükseklerin] dostları, simaları [işare