Teknik Detaylı Kuran Çalışması (Fatiha suresi)

En son güncellendiği tarih: Tem 17

Bu çalışmanın amacı, gramer bilgisi olmayan insanların da Kur'an'ı -en az- gramer bilenler kadar anlamasını sağlamaktır.

Bu çalışmada gramer ve sözlük anlamları açısından oldukça detaya girilip, farklı okuyuşlara (Kıraat farklılıklarına) değinilecek. Bu çalışmadan sonra inşallah bir daha "hangi meal haklı? Hangisi çarpıtma yapıyor? Hangi meale güveneceğiz?" gibi sorularınız olmayacak.


Fatiha suresi

Fatiha 1.Ayet: بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

"Rahman, Rahim Allah'ın ismiyle..."



Bu surenin başında "Kulu=قولو=deyin ki" şeklinde, 'hazf' olmuş yani kaldırılmış bir ifade vardır. Yani bu sure de "böyle deyin, böyle dua edin" şeklinde gizlenmiş bir emir vardır. Okuyucunun anlaması sebebiyle hazf olmuştur.

"bismillahi=بسم الله= Allah'ın ismiyle" "bi=ب=ile" harfi, metinden kaldırılmış (hazf edilmiş) bir ifadeye bağlıdır. Yani "Allah'ın ismiyle [şunu, şunu yapıyorum, yapacağım]" manasındadır. Örneğin kaldırılan ifade "okuyorum" veya "başlıyorum" olursa hedeflenen mana "Allah'ın ismiyle bunları okuyorum, buna başlıyorum" olur. "İsmi=اسم=İsmi [ile]" kelimesi metinde bir harf (ا harfi) olmaksızın yazılmıştır. Çünkü arapçada üç harf (Elif=ا, vav=و, y=ي) "İlletli harfler" sayılır, bu harfler yazımda ve söylemde metinden kaldırılabilir, birbirine dönüşebilir. Bu haldeki besmele tam 19 harftir. Eğer elif harfi olsaydı bu sayı 20'ye denk gelecektir. (bkz: 19 mucizesi) "Allahi=الله" İsmi, tamlanan olması sebebiyle son harekesi "i" şeklinde gelmiştir (Yani muzafun ileyh olduğu için mecrurdur) Allah adının özel isim olup olmadığı tartışmalı olsa da, kur'an'a göre tüm Elçilerin Allah'a davet ettiği düşünülürse, dili Arapça olmayan Elçilerin ve dinlerin içinde doğrudan "Allah" adının geçmediği göz önünde bulundurulursa, bu ismin özel isim olmayıp "Tanrı, yaratıcı" manasında genel bir kullanım olduğu ortaya çıkar. Çünkü diğer din ve inançlarda da Allah'ın sıfatları tarif edilir. Örneğin Zerdüştlükteki Ahura Mazda da fussilet 9. Ayette belirtildiği gibi dünyayı iki dönemde yaratmıştır. Buna benzer örnek çoktur. "E-r Rahmani-r Rahim=الرحمن الرحيم" İki isim, ikisi de tamlanan olması sebebiyle son harekeleri "i" şeklinde gelmiştir.


"Rahman" kur'an'da genellikle mümin ve müşrik herkesin kabul ettiği, herkesin işleriyle ilgilenen, hesap soracak sıfatı olarak tarif ediliyor. "Rahim" İsmi ise sadece inançlılarla alakalı olan, affetme, bağışlama gibi eylemleri olan sıfatı olarak tarif ediliyor.





Fatiha 2.Ayet: اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ "Elhamdülillahi=الحمد لله= Övgü, sadece Allah'ındır." "Elhamd=الحمد" ifadesinin başındaki "el=ال" takısı ya belirli bir övgüyü kasıt etmek amaçlıdır, yani "bildiğiniz o övgü" anlamındadır. Ya da "cins ismi" manasında olup "Her türlü övgü, övgü türünden ne varsa" manasındadır. Bu tıpkı "insan" derken, insan türünü kasıt etmek gibidir. (bkz: ismu-l cins) Normalde bu cümlenin "lillahi-l Hamdu=لله الحمد=övgü Allah'ındır" şeklinde gelmesi gerekirdi, fakat sadece Allah'a ait olduğunu vurgulamak amacıyla bir "Öne alma (Takdim)" gerçekleşmiş, bu yüzden "el hamd= الحمد=övgü" kelimesi başa alınmıştır. Bu olay ayete "Övgü sadece ve sadece Allah'a aittir" anlamını verir. (bkz: hasr edatı) "Rabbi-l Alemini=رب العالمين=Alemlerin RAB'bi" ( "Rab" kelimesi sıfat olduğu için, "Alemler" kelimesi de tamlanan olduğu için mecrurdur) Alemlerden kasıt bütün evrendir. Çünkü Firavun, Musa peygambere "Alemlerin RAB'bi nedir?" diye sorunca Musa Peygamber "Göklerin ve yerin, ikisinin arasındakilerin RAB'bidir" demiştir (bkz: Şuara 23-24) "Alemler" kelimesinin başındaki "el=ال" takısı ise bilinen alemler olduğunu vurgulamak amaçlıdır.



Fatiha 3.Ayet: اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ "E-r Rahmani-r Rahim=الرحمن الرحيم= Rahman olan, Rahim olan..." (Allah isminin sıfatları olmaları sebebiyle mecrurdur) Baştaki "el=ال" takısı, o insanların bildiği bir Rahman ve Rahim olan olduğunu vurgulamak amaçlıdır. Bir nevi, "Bildiğiniz O Rahman, o Rahim olan Allah'a [aittir]" manasındadır. Düşük bir ihtimal olmakla birlikte dil açısından "Rahman, Rahim türünden bildiğiniz ne varsa" anlamını kasıt etmek için Allah'ın sıfatı olarak "Rahman, Rahim" denilmiş olabilir. Dil açısından mümkün olmakla birlikte mantıksal bir temeli yoktur.



Fatiha 4.Ayet: مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ "(O) dinin gününün sahibi olan [Allah'a...]" "Maliki=مالك=sahip" ifadesi "meliki=ملك=kral" (aradaki elif ا harfi olmaksızın) şeklinde de okunmuştur. (bkz: Beydavi) iki kelime arasında çok fark olmamakla birlikte "Malik=مالك" daha üstündür. Çünkü "Melik=ملك" bir ülkenin hükümdarı için de kullanılırken (bkz: Yusuf suresi 54. Ayet) "Malik=مالك" kur'an'da herhangi bir insan için kullanılmamıştır. "yevmi=يوم=günü" kelimesi sadece 24 saatlik gün anlamıyla sınırlı değildir. Bazen devir, çağ gibi manalarda da kullanılır. "Kıyamet günü" ifadesinin geçtiği ayetler ve zamanın göreceli olduğunu belirten (Mearic 4, Secde 5) ayetler, bunu gösteriyor. "ed-diyn=الدين=Din" Baştaki "el=ال" takısı, ya bilinen bir 'dini' ya da 'din' türünden ne varsa hepsini kasıt etmektedir. Yani "Din türünden ne varsa hepsinin sahibi olan Allah" manasındadır. Ya da bir 'hazf' gerçekleşmiş olup, bu hazf'ın yerine "el=ال" takısı koyulmuştur (Muzafun ileyh hazf edilmiş olup, muzaf bundan bedel olarak Harfu-t tarif almıştır), bu durumda ya "diyni-n nas=دين الناس= İnsanların dinine (ait olan günün sahibidir)" anlamındadır ya da, çok da uygun bir anlamı olmamakla birlikte, "diynihu=دينه=kendi dinine (ait olan günün sahibidir)" anlamındadır. Din kelimesi, borç, sistem/hukuk, karşılık, itaat, ibadet anlamlarına sahiptir. Her biri bir diğerini destekler nitelikte anlamlara sahiptir. Örneğin İslam dini (sistemi), hem ibadeti, hem Allah'a itaati, hem hukuku hem de kulun var oluşundaki Allah'a olan borcunu içerir. Sonuçta itaat de, hukuka uymak da, ibadet de Allah'a olan borcumuzdur. Ayetteki üç kelimenin üçü de mecrurdur. İlki sıfat, ikincisi ve üçüncüsü de tamlayanlar olmaları sebebiyle mecrur olmuştur. Yani son harekeleri "i" şeklinde gelmiştir.



Fatiha 5.Ayet: اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ "Yalnızca sana ibadet-kulluk ediyoruz ve yalnızca senden destek istiyoruz" Ayete "yalnızca" anlamını veren olay şudur: Normalde bu cümlenin "neabuduke=نعبدك=sana kulluk ediyoruz | ve nestainuke=نستعينك=senden yardım istiyoruz" şeklinde gelmesi yazılması gerekirdi. Ama bunun yerine nesne olan "iyyake=إياك=sana, senden" ifadeleri başa alınmış, bu şekilde "mahsus kılma(bkz: hasr)" gerçekleşmiştir. "nabudu=نعبد= kulluk-ibadet ediyoruz" "abd=عبد" kelimesi kulluk, hizmet ve ibadet anlamına gelmektedir. İnsana itaati sebebiyle kölelere bu ad veriliyor. "nestaiynu=نستعين=destek istiyoruz" "avn=عون =destek" kelimesinin 'istifal' kalıbı "destek istemek/dilemek" demektir. Ancak düşük bir ihtimal olsa da, bazen bu kalıp, normal kalıp olarak (yani sulasi mücerred manasında) da kullanılabilir. Bu durumda "sadece sana destek oluruz" manasında olur. Bu tıpkı "Siz Allah'a yardım ederseniz" (Muhammed 7) ayeti gibidir. Gerçekte Allah'a yardım etmek mümkün değildir, bu ifadeler doğal olarak "Allah'ın Elçisi'ne" veya "Allah'ın dinine yardım" manasındadır.




Fatiha 6.Ayet: اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ "Ayakta tutan (o) yola bizi yumuşakça ilet" "ihdina=اهدينا=bizi yumuşakça ilet" "heda=هدى" yani hidayet, yumuşakça güzelce sevk etmektir. (Müfredat) ayette de bu fiilin emir formu gelmiştir. Normalde "-e, - a, doğru" manasında olan "ila=الى" veya "li=ل" harfleriyle birlikte kullanılıp "ihdina ile-s sırati=اهدينا إلي الصراط..." şeklinde yazılması gerekirdi. Ancak metinden okuyucunun anlaması sebebiyle kasten kaldırılmıştır. (yani hazf olmuştur) "e-s sırata-l mustakim=الصراط المستقيم= ayakta tutan/devamlı olan (o) yola [yumuşakça ilet]" "Sırat=صراط" arapçada da, alıntı olduğu iddia edilen Süryanicede de "Yol" anlamına gelmektedir. Bu ifade "Sirat=سراط" şeklinde de okunmuştur. Bu kelime "kolay yol" anlamındadır. (Müfredat) baştaki "el=ال" takısı, belirli bir yolu (mesela: islam yolunu) kasıt etmektedir. "El-müstakim=المستقيم= (O) ayakta tutan/devamlı olan (yola...)" Bu kelime, dik durmak/ayağa kalkmak manasında olan "ka'me=قام" fiilinin 'istifal' kalıbıdır. Istifal kalıbında "ayağa kaldırmak/dimdik durdurmak" manasında olduğu belirtilir. (bkz: İbni faris Mekayısi-l lugat: قوم) genelde dosdoğru yol manası verilmiştir. Bir başka olasılık, bu kelimenin "devamlılık" manasında olmasıdır. Çünkü "Bulunduğun hal üzerinde devam et" manasında "Sana gelene kadar 'ka'm=قام' et denilir" (zad'ul mesir tefsiri ilgili ayet). Bu durumda ayetin ilgili ifadesi "Devamlı/sabit olan (o) yola ilet" olur. Burada da ahiretteki sonsuzluk cennet yoluna işaret olduğu sonucu çıkar. Çünkü cennet yolu sonsuzdur. Ayetteki (الصراط المستقيم) kelimeleri mensup olup sıfat tamlamalarıdır.



Fatiha 7.Ayet: صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ "Yani kendilerine nimet eylediklerinin, kendilerine gazap olunmamış ve [yolu] kaybetmemiş olanların yoluna [yumuşakça ilet]" "Sırate=صراط=yola" Bu kelime, önceki ayetteki "e-s sırat=الصراط = yol" ifadesinin açılımıdır. (Yani, o ifadeden bedel olarak mensuptur.) Bahsedilen o yoldan kastın ne olduğu, kimlerin yolu olduğunu belirtmek amacıyla son harekesi "e" şeklinde yazılmıştır. "elleziyne=الذين" kısmı ise bağlaçtır. "enamte aleyhim=أنعمت عليهم=kendilerine nimet eylediklerin" "Enamte=أنعمت=sen nimet eyledin" Bildiğimiz "nimet" kelimesinin, ifal denilen kalıbından olarak "nimetlendirmek" manasındadır. "aleyhim=عليهم=kendilerine" ifadesi ise, geçişlilik içindir. "Gayri-l mağdubi aleyhim=غير المغضوب عليهم=kendilerine gazap olunmamış...." "Gayri=غيرِ=olmayan" kelimesi, "kendilerini nimetlendirdiğin" kısmının sıfatı olarak onları tarif eder. Yani "öyle kimselerin yoluna ilet ki, o kimseler hem senin nimetlendirdiğin, hem de gazaba hiç uğramamış olan kimselerdir" anlamı verir. (Bedel manasında da olabilir ancak anlamlar aşağı yukarı aynı yere gelir). Başka bir okuyuşta ise "gayra=غيرَ" şeklinde yazılıdır. Bu okuyuşta ise hal cümlesi olur. (عليهم kısmının hali olur). Yani "...kendilerini nimetlendirdiğin ve gazaba uğramamış bir halde olan o kimselerin yoluna..." manasında olur. (bkz: Halebi: duru-l mesun) "El mağdub=المغضوب=gazaba uğramış" "gazab=غضب" kelimesi için "şiddetli kuvvet, intikam, Allah'ın kendisine isyan eden kimseleri tanımaması, onlardan yüz çevirmesi, onlara ceza vermesi ve onlara kızgın olması" anlamları verilmiştir. Bu anlamların arasındaki kızmak gibi insana ait olan eylemlerin Allah'a isnat edilişi bir metafordur. Baştaki "el=ال" takısı ise, ya belirli, bilinen bir grubu kasıt etmektedir, yani "bildiğimiz gazaba uğramış bir grup var, onların yoluna iletme" anlamındadır. Ya da 'cins ismi' sayılarak "gazaba uğramış olan hiçbir grubun yoluna iletme" anlamındadır. "ve le-d da-llin=ولا الضالين= kaybedenlerin de..." "Dalle=ضل" yoldan sapmaktır. Baştaki "ve=و" yüksek ihtimalle "kendilerine gazap olunmuş" kısmına bağlı olarak "ne kendilerine gazap olunmuşların ne de [yolu] kaybetmiş olanların yoluna iletme" manasında olur. Düşük bir ihtimal, "ve=و" açıklama amaçlı olup "gazaba uğramış olanların 'yani' yolu kaybetmiş olanların [yoluna iletme]" manasında olabilir.

200 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör