• Hubeyb Öndeş

Kuranda 13 tane gramer hatası iddiasına cevap!

Answring İslam gibi İslam karşıtı yabancı siteler tarafından ortaya atılan, Türk ateistleri tarafından da -çoğunun kendileri bile bu iddiaların doğru olup olmadığı hakkında bilgisi olmadığı halde- paylaştığı "Kurandaki gramer hataları" başlıklı yazıya cevap hazırladım 🙂 daha önceleri cevap veren herhangi bir site veya yazar görmedim. Genellikle "Arapça Lehçe farkları" şeklinde itirazlar yapılmış ama detaylı bir açıklama yapan olmamış. Uzun da olsa, mümkün olduğunca herkesin anlayacağı derecede anlatmaya çalıştım. İyi okumalar 🙂 emeğe saygı amacıyla paylaşırsanız sevinirim.

📷

1. Hata iddiası: maide 69. Ayette geçen "Sabii'ler" kelimesinin i'rab hatası.

Arapçada kelimeler konumuna göre bir i'rab alır. Örneğin çoğul formundaki isimler, özne olarak gelirse "merfu" olur. Sonları "u'ne" [ون ] şeklinde biter. Ama cümlede nesne olarak gelirse, "mensup" olur. Sonları "i'ne"[ين]şeklinde biter. Ancak mensup ve merfu olma durumları bunlarla sınırlı değildir. Kelimelerin başına "inne, enne" [أن إن] şeklindeki "nasb edatları" gelirse, özneler yine "i'ne" [ين] şeklinde yazılır. Konumuz olan maide 69. Ayet, "inne" [إن] nasb edatı ile başladığı için, Ayetteki "Sabii'ler" manasında olan "sabiiUNE=الصَّابِئِينَ" kelimesi, innenin ismi olduğu için "sabi'İNE=صابئين" şeklinde olmalıydı. Nitekim aynı i'rab'da bakara 62 ve hac 17. Ayette "Sabi'İNE=صابئين" şeklinde gelmiştir.

Cevaba gelince: önceden "Ateistlerin kuranda hata bulduklarını sanmalarının tek sebebi bilgisizlik" demiştim. Bu iddia da bunu doğruluyor. Çünkü birazdan anlatacağım üzere dilin diğer özelliklerini bilen birisi, bu şekilde bir iddiayı ortaya atıp "hata bulduk!" demezdi.

Arapçada "takdim ve tehir" yani "öne alma ve erteleme" dediğimiz bir özellik vardır. Mesela Türkçe bir cümle kurarken "Ben, İstanbula gittim" demek yerine "İstanbula gittim ben!" diyerek cümleyi biraz daha vurgulu söyleyebiliriz. Tek yaptığımız şey, özne, yüklem ve nesnenin yerini değiştirmektir. Aynı şekilde arapçada da özne ve nesnenin yeri değiştirilerek, cümleye kuvvetli bir anlam katılabilir. Buna en güzel örnek Tegabun 13. Ayette geçen şu ifadedir: "ve ale Allahi fe-l yetevekkelil müminun= وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ" Normalde bu ifade: "fe-l yetevekkelil müminune ale Allahi= فليتوكل المؤمنون على الله" şeklinde [fiil + fail+ meful kuralına uyarak] olması gerekirdi. Ancak nesne, özne ve yüklem yer değiştirerek ayete "müminler SADECE Allah'a tevekkül etsinler" anlamı katmış oldu. Eğer dediğim şekilde yazsaydı "müminler Allah'a tevekkül etsinler" manasında olurdu.

Bu kuralı anladığımıza göre, maide 69. Ayete dönelim: Bu ayette de bir "takdim ve tehir" vardır. Ayet pek çok dil bilginine göre şu şekildedir: "إن الذين آمنوا والذين هادوا من آمن باللّه واليوم الآخر وعمل صالحا فلا خوف عليهم ولا هم يحزنون والصابئون والنصارى كذلك Kesinlikle, inanmış kimseler ve Yahudiler.. [bunlardan] kim Allah'a ve ahiret gününe inandı ve bilinçli olarak düzeltici işler yapmış ise, artık onlara bir korku yoktur ve onlar üzülmüyor. Sâbiîler ve Hristiyanlar da bunun gibidir"

"Sabii'ler" kelimesi, özne konumundadır ve inneden bağımsızdır. Bir takdim uygulanarak başa alınmıştır, bundan dolayı merfu olarak "Sabi'une=الصَّابِؤُونَ" şeklinde yazılmıştır. Bu dediklerimi kendin uydurmuş değilim, "sibeveyh, zeccac, zamahşeri, el Halil" gibi pek çok dil bilginine göre ayetin takdiri budur.

Bir başka açıklamaya göre de bu Ayetteki "inne=ان" nasb edatı değildir, "evet" anlamında kullanılmıştır. Örneğin bir şair şunu demiştir: ويقلن شيب قد علاك وقد كبرت فقلت إنه] "[kadınlar] 'başın ağardı ve sen yaşlandın' derler. [ben de] evet (İNNEh=انه) dedim.]" Burada "inne=إن" "evet" anlamında kullanılmıştır. (kurtubi)

2. Hata iddiası: Nisa 162. Ayette, isimlerin hepsi özne [müpteda] olarak merfu yani "u'ne=ون" şeklinde gelirken, "[namazı] kılanlar" manasında olan "mukimİ'NE=مقيمين" ismi mensup olarak gelmiştir.

Yine bilgisizlikten kaynaklı bir hata iddiası. Arapçada bir kelimeye "Özellikle de....bunları kasıt ediyorum" anlamında isim mensup yapılabilir. Sibeveyh, birkaç metinden örnek vererek, ayetin "özellikle de namazı kılanlar" anlamında olduğunu söylemiştir. Bu metinlerden biri şudur: وكل قوم أطاعوا أمر سيدهم إلا نميرا أطاعت أمر غاويها الظاعنين ولما يظعنوا أحدا والقائلون لمن دار نخليها Her bir kavim efendilerinin emrine itaat etti numeyriler müstesna. Onlar en azgınlarının emrine itaat ettiler. özellikle kimseyi yola bırakmayan o yolcuları kastediyorum Ver Biz bu yarda kime bırakıp gideceğiz, diyen kimseler" (çeviri ve alıntı: kurtubi) Örneğin burada "ez zaınİN=الظاعنين" kelimesi mensup gelmiştir. Normalde merfu gelmeliydi. Ama "özellikle, bunları kasıt ediyorum" anlamında mensup gelmiştir. Dolayısıyla ilgili ayette de "özellikle de namazı kılanları kasıt ediyorum" anlamında mensup gelmiştir. (zamahşeri)

3. Hata iddiası: Taha 63. Ayette "in hezeni=إن هذان" ifadesinin, nasb edatı olan tahfif edilmiş "in" sebebiyle "in hezeyni=هذين" şeklinde mensup olması gerekirdi.

Cevap: Gerekmez, yine arapçada bu şekilde bir kullanım vardır. Örneğin "in zeydun lemuntalikun=إن زيد لمنطلق" [Zeyd, mutlaka gelicidir] denilir. (Zamahşeri: keşşaf) bu ifadede de "in" bulunmaktadır, ilgili Ayetteki gibi tekid lamı ile gelmiştir ama "zeyd" ismi "zeyden" şeklinde mensup gelmek yerine "zeydun" şeklinde gelmiştir. Dolayısıyla bu ayette de gramer sorunu yoktur.

4. Hata iddiası: bakara 177. Ayette geçen "Asıl iyilik, Allah'a... İnanmış, sevdiği malı vermiş... Namazı kılmış...Kimsenin... Söz verdiği zaman sözüne vefa gösterenlerin ve sabır edenlerin [iyiliğidir]..." ifadelerin aslında "inanmış, vermiş, kılmış" şeklinde değil "inanan, veren, kılan" şeklinde geniş zamanlı olması gerekirdi. Bir de "sabır edenler" ifadesi "sabirune=الصابرون" şeklinde olması gerekirken, "sabirine=صابرين" şeklinde yazılmıştır.

İlk iddia geçersizdir. Çünkü bu ayette " İnanmış, sevdiği malı vermiş, namazı kılmış böylece samimiyetini ispat etmiş bir kimsenin yaptığı iyilik örnek olarak verildiği için geçmiş zaman fiili kullanılmıştır. İllaki geniş zaman fiili kullanılması gerektiğine dair herhangi bir kanıt yoktur. Zaten kur'an'da genel olarak "Ey inananlar!" yerine "Ey inanmış kimseler!" diyerek geçmiş zaman fiili kullanılır. Ayrıca geçmiş zaman fiilinin geniş ve gelecek zaman yerine kullanıldığı pek çok ayet vardır. Mesela Fatır 27. Ayet "Allah'ın gökten bir su indirmiş olduğunu görmedin mi? Ardından onunla çeşitli renklerde ürünler çıkardık" kullanılan kelimeler bu mantığa göre "indiriyor olduğunu...çıkarmaktayız" şeklinde geniş zaman ile kullanılması gerekirdi. Ama dilin yapısı, yerine göre geçmiş zaman fiilinin gelecek yerine kullanıldığını gösteriyor. Ayrıca kıyamet günü olacak olaylar bile pek çok ayette geçmiş zaman fiili "Allah, böyle dedi... Kitap ortaya koyuldu, cehenneme ve cennete sevk edildiler" şeklinde anlatılmıştır. Kontrol edebilirsiniz: (39:68; 75:8,9; 25:30; 7:44-48; 6:128; 20:125,126; 23:112-114) Mantıksal olarak düşünelim: Dilin bu şekilde bir kullanımı "hata" olsaydı, o dönemki Araplar "hata var" diyerek karşı çıkardı. Ama hatanın aksine, kendilerinin dil kullanımı bu şekilde olduğu için kimse buna takılmış değildir, dil bilginleri bile bu olaya takılmış değildir.

Diğer iddiaya gelince, Ayetteki "sabirine=صابرين" kelimesi "Özellikle de sabır edenleri kasıt ediyorum" anlamında mensup gelmiştir. Buna 2. İddiada cevap verildi.

5. Hata iddiası: Alimran 59. Ayetteki "...Allah, ademi topraktan yarattı, sonra 'ol' dedi o da oldu" ifadesinde bulunan "oldu" ifadesinin geniş zaman fiili aslında geçmiş zaman fiili ile "kane=كان" olması gerekirdi. Ama geniş zaman fiili ile "yekunu=يكون" yazmaktadır. Sanki ayete "'ol' dedi, o da oluveriyor" gibi bir anlam vermektedir.

4. İddiada geçmiş zaman fiilinin gelecek yerine kullanıldığına dair örnekleri vermiştim. Aynı şekilde geçmiş zaman hikayesi de, gelecek zaman fiili ile anlatılabilir.

Mesela bakara 102. Ayette "..me tetlu-ş seyatinu=ما تتلو الشياطين" ifadesi geçer. "tetlu=تتلو" geniş zaman fiilidir. Normalde "me TELETi-ş şeyatinu=ما تلت الشياطين" şeklinde "telet=تلت" yazarak geçmiş zaman fiili kullanılmalıydı. Ama geçmiş zaman hikayesi olduğu için geniş zaman kullanıldı. Cümleye bir nevi "şeytanların okumakta oldukları şeylere.." anlamı katıyor. İlgili ayete de bir nevi "Allah, onu topraktan yaratmıştı, sonra ona 'ol' demişti, o da oluvermişti" anlamı vermektedir. Bu ayetin geçmiş zaman hikayesi olduğu için geniş zaman fiili ile anlatıldığını dil bilgini olan zamahşeri, Nehhas gibi pek çok kişi söylemiştir.

Dolayısıyla bu ayette de bir hata yoktur, iddiada bilgisizlikten kaynaklı bir yanılgı vardır.

6. Hata iddiası: Enbiya 3. Ayette geçen "eserru-n necve ellezine zalemu=وَأَسَرُّوا النَّجْوَى الَّذِينَ ظَلَمُوا" ifadesidir. Fiil cümlesi olduğu için, fail olan "ellezine zalemu =الذين ظلمو" Zikir edilince fiilin tekil olması gerekirdi. Yani ifade "eserra-n necve... =أسر النجوى..." şeklinde olması gerekirdi.

Bu hata (!) iddiasına cevabın daha iyi anlaşılması için, öncelikle hata iddiasına bir örnek verelim. Mesela "öğrenciler [sınıftan] çıktılar" anlamında bir fiil cümlesi kuracak olursak "harece-t tullebu=خرج الطلاب" deriz. Fiili "çıktılar" şeklinde değil "çıktı" şeklinde tekil olarak söyleriz. Çünkü cümlenin faili olan "tullebu=الطلاب" kelimesi Zikir edilmiştir. Fakat cümlede faili Zikir etmemiş olsaydık "haracu=خرجو" şeklinde "çıktılar" derdik, sondaki "و" fail yerine geçerdi.

İddiayı ortaya atan arkadaş, ayetin devamında geçen "ellezine zalemu =الذين ظلمو" ifadesinin fail olduğunu düşünmüş, hâlbuki bu ifade fail değil, bedeldir. Örneğin "evdeki kimseler yani Abdullah oğulları ayrıldılar" manasında "inne-lleziyne fi-d dari intaliku benu Abdullah =إن الذين في الدار انطلقوا بنو عبداللّه" denilir. Burada "intaliku=انطلقوا" fiili çoğul olarak, devamında bahsedilen "benu Abdullah=بنو عبد الله" ifadesi de bedeldir. Cümleye "evdeki kimseler, YANİ Abdullah oğulları" anlamı vermiştir. (kurtubi) bundan dolayı ilgili Ayetteki "ellezine zalemu=الذين ظلمو" ifadesi bedeldir. Sonuç olarak yine gramer hatası yoktur.

7. Hata iddiası: Hac 19. Ayette geçen "hezeni hasmeni ihtesamu fi rabbihim=هَذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ" ifadesidir. Buradaki "hezeni hasmeni=هَذَانِ خَصْمَانِ" ifadeleri tesniye yani ikildir. "Bu ikisi, iki davalıdır" anlamındadır. Ancak devamında geçen "ihtesamu =اختصمو" ifadesi tesniye değil cemi yani çoğuldur. Normalde tesniye yani ikil olarak "ihtesama=اختصما" denilmesi gerekirdi.

Cevap: "hezeni hasmeni =هَذَانِ خَصْمَانِ" ifadesi lafza göredir, "ihtesamu=اختصمو" ifadesi ise manaya göredir. Çünkü "Bu iki davacı" derken, "Bu iki davacı [grup]" manası kasıt edilmiştir. Tesniye, lafza göre gelmiştir. Çoğul olan "davalaştılar" ifadesi ise manaya göre gelmiştir. Benzeri bir kullanım Muhammed 16. Ayette de vardır. "minhum men yestemiu ileyke=منهم من يستمع إليك" yani "Onlardan sana kulak vermiş kimse vardır." ifadesinde geçen "kimse" [من] lafzen tekil ancak mana itibariyle çoğul olduğu için ayetin devamında "hatte ize haracu=حتى إذا خرجو" yani "Nihayet ÇIKTIKLARI zaman" denilmiştir. Hâlbuki buradaki "çıktıkları" ifadesi çoğuldur. Çünkü manaya göre çoğul kullanılmıştır. (zamahşeri) dolayısıyla bunda da bir gramer hatası yoktur.

8. Hata iddiası: Hucurat 9. Ayette geçen "vein taifeteyni min-el müminine ikteatulu, fe eslihu beynehume= وَإِن طَائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا فَأَصْلِحُوا بَيْنَهما" ifadesinde, "iki grup" ve "ikisinin arasını" ifadeleri tesniye yani ikildir, ama "savaştılar (ise)" ifadesi çoğuldur. Normalde "ikteatela=اقتتلا" şeklinde olması gerekirdi.

Cevap: Önceki iddiada bunun cevabı zaten verildi. "iki grup" ve "ikisinin arası" ifadeleri lafza göre tesniyedir; "savaştılar" ifadesi ise manaya göre çoğuldur.

9. Hata iddiası: münafıkun 10. Ayette geçen "rabbi levla ehharteniy ile ecelin garibin fe essaddeka ve EKUN minessalihin=رَبِّ لَوْلَا أَخَّرْتَنِي إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُن مِّنَ الصَّالِحِينَ" ifadesindeki "ekun=أكن" ifadesi, öncesinde geçen "fe=ف" 'ye bağlı olduğu için "ekune=اكون" şeklinde olmalıydı. Çünkü bağlamında olan "fe essaddeka =فاصدق" fiili sorunun cevabı olan "fe=ف" ile mensuptur. Dolayısıyla "ekune=اكون" yazmalıydı.

Cevap: "ekun=أكن" fiili, "essaddeka=أصدق" fiilinin mahaline atıf yapmıştır. Onun mahalli ise, cevap cümlesi olduğu için "ekun=أكن" şeklinde bitmiştir. Normalde cümle "...essaddek ve ekun=أصدق واكن" takdirindedir. Sorunun cevabı olarak gelen "fe=ف" harfi "saddek" fiilini nasb etti, "ekun=أكن" fiili, onun mahaline atıf oldu. Dolayısıyla gramer bakımından doğru bir ayettir.

10. Hata iddiası: Şems 5. Ayetteki "vessemai ve MA benahe=وَالسَّمَاء وَمَا بَنَاهَا" ifadesi normalde "...ve MEN benahe=ومن بناها" şeklinde olmalıydı. Çünkü manası "semaya ve onu yapana yemin olsun" anlamındadır. Yapan Allah olduğuna göre, bilinçli varlıklar için kullanılan "men=من" gelmeliydi ama "ma=ما" gelmiştir.

Cevap: Buradaki "ma=ما" mastar amaçlıdır yani ayetin anlamı "Onu yapana" değil "Onun yapısına" anlamındadır. (zad'ul mesir) eğer ismi mevsul olarak kabul edersek bile yine sorun çıkmaz. Çünkü "ma=ما", tıpkı "bi=ب" yani "ile" harfinin, gerek kur'an'da gerekse diğer metinlerde "fi=في" yani "içinde" anlamında birbiri yerine kullanılabildiği gibi, "men=من" yerine de kullanılabilir. Nitekim kur'an sadece bu ayette değil, başka ayetlerde de Allah için "ma=ما" kullanmıştır.

11. Hata iddiası: fussilet 11. Ayet "duman halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yere...dedi. O ikisi de 'isteyerek geldik' dediler"

Bu ayette "dediler" yani "kaleta=قلتا" ifadesi doğru olarak tesniye gelmiştir. Ancak devamındaki "tai'ıyn=طائعين" ifadesi ise çoğul ve eril gelmiştir. Hâlbuki "gök ve yer" eril değil, dişil isimlerdir. Sayı bakımından iki tane oldukları için "tai'ıteyni=طاعئتين" yazması gerekirdi.

Cevap: "gök" manasında olan "sema=سماء" kelimesi tekil de olsa çoğul yerine de kullanılabilir. (müfredat : سما, kuranda örneği vardır) yani ayet "duman halinde olan GÖKLERE yöneldi" anlamında olabilir. Mana itibariyle çoğul; lafız itibariyle tekil gelmiştir. "ikisi dedi" ifadesi lafız olarak tesniye gelmiştir. "isteyerek geldik" ifadesi mana itibariyle çoğul gelmiştir. Eril formda kullanılması ise, onların şuurlu varlıklar konumuna koyulmalarından dolayıdır. Çünkü "her şuursuz çoğul tek bir dişi hükmündedir" kaidesi gereğince Ayette anlatılan gök ve yerin şuurlu tanıtılmaması gerekirdi. Ama şuurlu kabul edildikleri için eril formda gelmişlerdir. (zamahşeri)

12. Hata iddiası: Araf 56. Ayet "...Gerçekten, Allah'ın Rahmeti iyilere yakındır." Buradaki "yakındır" yani "karibun=قريب" kelimesi, erildir. Ama "rahmet-allahi=رحمة الله" kelimesi ise dişidir. Normalde özne ve yüklem arasında cinsiyet uyumu gereğince, "karibetun=قريبة" şeklinde dişil olması gerekirdi. Çünkü "rahmet=رحمة" kelimesi dişildir.

Cevap: "Rahmet=رحمة" kelimesi, hakiki dişil değildir. Yani "rahm=رحم" şeklinde eril anlamındadır. Hakiki olmadığı için haberi eril gelmiştir. (Zamahşeri:keşşaf) mesela "nisvetun=نسوة" kelimesi "kadınlar" anlamına gelir. Fakat, dişiliği hakiki olmadığı için Yusuf 30. Ayette de eril fiil olan "ka'le=قال" fiili kullanılmıştır.

bir başka ihtimale göre bu kelime mesafe anlamında kullanıldığı için eril gelmiştir. (Ferrâ)

13. Hata iddiası: Araf 160. Ayet "onları on iki kabileye ayırdık" Bu Ayetteki "on iki kabile" ifadesinde geçen "kabile" kelimesi "esbaten=اسباطا" şeklinde çoğul gelmiştir. Hâlbuki 10 üzeri sayılar da madud tekil gelir, bu yüzden "sebten=سبطا" şeklinde tekil yazması gerekirdi.

Cevap: "esbaten=اسباطا" kelimesi madud değildir, bedeldir veya temyiz amaçlıdır. (Beydavi) bir nevi "Onları, yani soyları on ikiye ayırdık" denilmiştir.

Sonuç olarak herhangi bir gramer hatası yoktur.

Ekran Alıntısı.PNG
Ekran Alıntısı.PNG
Screenshot_2020-01-23-20-01-53-358_com_e
20190410_220809.jpg
Ekran%20Al%C4%B1nt%C4%B1s%C4%B1_edited.j

Blog sitelerim

Takip etmeniz önerilir

  • YouTube
  • Facebook - White Circle
  • Instagram - White Circle

Hubeyb öndeş